Vitamin Öğretmen Portalı

Portalı aktif kullanabilmek için giriş yapmalısınız.

Eğitim Videoları



6365 kez seyredildi

Howard GARDNER - Zeka ve Akıl



Howard Gardner'ın 23 Mayıs 2009 tarihinde Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde Çoklu Zeka üzerine gerçekleştirdiği konuşmanın 8. bölümü.


Altyazı

Evet, iyi öğleden sonları diliyorum.

Bildiğiniz gibi, bu dördüncü ve son ders,

biraz tartışabileceğimizi düşünüyorum.

Bu son ders için planladığım temel çalışma.

Bu sabah aldığım birkaç soruyla başlamak istiyorum.

İlk soru, her eğitimcinin bir şekilde aklındadır,

maalesef eğer bu sorunun basit bir yanıtı olsaydı, hepimiz biliyor olurduk.

Ve dünyanın her yerinde,

eğitimcilerin öğrencilere bir takım sınavlarda başarılı olmaları için yardımcı olması beklenir.

Sıklıkla bu sınavlar gerçek anlamayı sağlamaz.

Bu, bizi mesleki anlamda ikileme düşürür

çünkü anlamak için öğretmeye inanıyorsanız

ve gerçek profesyonellersek, amacımızdan sapmamalıyız

çünkü standart sınavlar anlamayı sağlamaz.

Bir profesyonel olarak, her iki tarafa da hizmet ettim,

yani inandığım şeyi, inandığım şekilde öğretmeye çalıştım

ve anlamayı kendi yöntemlerime göre değerlendirdim.

Fakat öğrencilerimi de aynı biçimde test aldıklarında,

onları kendi yöntemlerime göre hazırlamaya dikkat ettim.

Eric De Corte, özdüzenlemeden

ve öğrencilere büyüdükçe farklı sorumluluklar verebileceğimizden bahsetmiştir.

Bunun aslında bizim önemli bulduğumuz şey olduğunu söyleyebiliriz,

fakat bu sınavların da gerektirdiği bir şey

ve bu zorunlulukların ya da bu fırsatların hangisine ne kadar zaman ayıracağınız tamamen sizin kararınız olmalı.

Anlamayı sağlamak amaçlı öğretmeyi

ve aynı zamanda öğrencileri standart bir sınava hazırlamayı bir arada başarmanın yolunu bulursanız,

lütfen haberim olsun.

Biri Darwin ve evrimle ilgili bir soru sordu.

Evrimle Çoklu Zekâ (ÇZ)’nın nasıl bir bağlantısı olduğunu sormuştu.

Bence var.

Hayatta kalma şansını artırmak için bu zekâların her biri, ortaya çıkmak ve gelişmek durumundadır.

Eğer bir avcı ya da toplayıcı olsaydınız,

iyi bir Uzamsal, Kinestetik ve Mantıksal Zekânız olsaydı,

Doğu Afrika ya da avcılık yapılan herhangi bir yerde hayatta kalma şansınız

bu çeşit zekâlardan yoksun olanlara kıyasla daha yüksek olacaktı.

İki zekâ hakkında soru sorabiliriz:

Bunlar uyarlanabilir mi?

Müziksel Zekâ uyarlanabilir mi?

Bu evrimciler arasında büyük bir anlaşmazlıktır.

Bazıları müziğin yaşamsal bir değeri olduğunu öne sürerken,

diğerleri, bir tür tesadüf olduğunu düşünüyorlar.

Peki ya Varoluşsal Zekâ?

Bu da hayatta kalmaya yardımcı mı?

Emin değilim.

Birinizin çok ilginç bir sorusu vardı.

Sormuştunuz ki,

beş yaşında bir çocuk bana gelip şu soruyu sorarsa :

“Ben gerçekten burada mıyım

yoksa sadece başkasının rüyasının bir parçası mıyım?”

Bu harika bir soru.

Descartes tarzı bir yaklaşım.

Descartes şüphe duyduğunun farkına varana kadar, yaşadığından emin olmamıştır

ve bu yüzden var olmuş olmalıdır.

Acaba başka kim düşünür ve şüphe duyar?

İşte soruyu soran kişi,

bu çocuğun varoluşsal düşünce anlamında bir dahi olup olmadığını

ve bir dahi olması durumunda ne yapacağımızı sormuştur.

Şöyle cevaplayabilirim:

Sadece bir sorudan veya bir davranıştan yola çıkarak bir kişinin dahi olup olmadığını söylemek mümkün değildir.

Fakat bu çocuk büyük sorular sormaya devam eder,

merak duyar ve yanıtları bulmaya çalışırsa, o zaman dahi diye nitelendirilebilir.

Ve aslında kendi çalışmalarımızda,

tüm dünya hakkında çok geniş düşünebilen çocuklar gördük.

8-10 yaşında çocuklar,

dünyanın diğer bölgelerindeki yoksul çocuklara yardımkampanyaları organize etmeye çalışıyorlar.

Çok genç sosyal değişim planlamacıları,

genellikle bekâr annelerin kız çocukları,

tabi babası olmayan bu küçük kızların böylesi büyük problemler hakkında düşünmesi

ve bir şeyler yapmaya çalışması oldukça şaşırtıcı bir durum.

Yanıtını bilmiyorum

ama bu Varoluşsal Zekâ'nın olağanüstü hali ve dehanın kriterlerinden biri.

Einstein 5 yaşındayken,

kampüste bulunan ve her zaman kuzeyi gösteren bir mıknatısa hayran kalmıştı.

Soru sormadı, anlamak için çok zaman harcadı.

Ve bu sabah da söylediğim gibi,

James’in gösterdiği ilk fotoğrafın Einstein’ın gençlik hali olduğunu düşünüyorum.

Bir ışığın üzerindeki yolculuk etmek nasıl bir şey?

Bu oldukça karmaşık bir soru fakat yine o yanıtla ilgilenmedi.

Bu sabahtan son bir soru:

ÇZ iş, örgüt ve yönetim alanlarında faydalı mıdır?

Ve bu fikirler, iş ve yönetim dünyasında da fayda sağlamaya başladı.

İnsanlar lider olarak bu fikirlerle ilgilenmeye başladılar.

Liderler, genel anlamda dil ve etkili iletişim becerilerine sahip olurlar

ve en iyileri, bize neyi niçin yaptığımızı anlamamız için yardımcı olacak varoluşsal kapasiteye sahiplerdir.

Bence küçük çaplı örgütlerin

veya tüm milletin en büyük liderleri,

bize dünyada olup bitenin ne anlama geldiği konusunda yardımcı olabilirler.

Bu varoluşsal bir yetenek.

Ayrıca insan kaynaklarında,

diğerlerini işe alan kişiler, sadece sınavdan en yüksek puanı alana değil,

insanların sahip olduğu yeteneklere, bunların söz konusu iş ile uyumuna bakarlar.

Bir çalışanın terfisi söz konusu olduğunda ise

iyi bir çalışanın aynı zamanda iyi bir yönetici olup olmadığını,

hatta iyi bir yöneticinin aynı zamanda iyi bir lider olup olmadığını göz önüne alırlar.

Bunlar insan zekâsıyla ilgili sorular.

Sıklıkla sorulan bir konu da,

benim çalışmalarımın ne kadarının Çoklu Zekâ düşünme tarzından etkilendiği.

Ve genç insanlarla çalışırken, ÇZ çok yardımcı olur.

Doktora öğrencileriyle tezlerini yazma konusunda beraber çalışırken ise, bu pek yardımcı olmaz.

Çünkü hem konu çok bilimsel olarak ele alınır,

hem de dil ve mantık çok önemlidir.

Fakat araştırma gruplarını bir araya topladığım zaman,

ÇZ düşünme tarzından ciddi anlamda etkileniyorum.

Genç ve aptal olduğumda,

ki şimdi ise yaşlı ve aptalım;

bana çok benzeyen insanlarla çalışmam gerektiğini düşünürdüm.

ÇZ çalışmam sayesinde bunun çok aptalca olduğunu fark ettim.

Neden bana benzeyen insanlar?

Böylece şimdi bir takım oluştururken ya da bir işbirliğinin içinde yer alırken;

farklı güçleri olan bir arada çalışabilecek insanları seçmeye özen gösteririm.

İşte bir akademisyenin ÇZ düşünme yöntemini kullanarak yönetmesi böyle bir şeydir.

Çok üzgünüm, bütün sorularla ilgilenemeyeceğim.

Ama ilginç bulduklarıma ve üzerinde konuşacak olduklarıma değinmeye çalıştım.

Daha önce de bazı ilginç sorular vardı

ve bugün zamanınızı harcamamak için üzerinde konuşamayacak olduklarımı geçtim.

Bu öğleden sonranın planı oldukça basit.

Aklın zekâ ile nasıl ilgisi bulunmadığını açıklayacağım

Size “Beş Akıl”dan bahsedeceğim ve bunlardan bazılarına zaten aşinasınız.

Ve zamanımız kalırsa, bazı sorular alacağım.

Söylemeyi unuttum,

(Prof. Dr., Hacettepe Üni., Düzenleme ve Hakem Kurulu) Nuray Senemoğlu kapanış sunumunu yapacak.

Bu öğleden sonra ben burada olacağım,

siz de kalırsanız benimle fotoğraf çekilebilir

ya da bana bir şeyler imzalatabilirsiniz.

Kalırsanız, taleplerinizi karşılamaya çalışacağım.

Evet, arkadaşlarım “Beş Akıl” diye bir kitap yazdığımı duyduklarında bana:

“Eğer sekiz tane zekâ fakat beş tane akıl varsa bazılarını çıkarmış olmalısınız;

Müzik Zekâsı, Doğal Zekâ veya Sosyal Zekâ'dan kurtulmuş olmalısın!” dediler.

Hayır!

Ben aynı şeyden bahsetmiyorum,

ÇZ, aklın ve beynin nasıl organize olduğunu gösteren bilimsel bir teori ve model.

Söylediğim gibi, bu muhtemelen yanlış,

ama en azından bilimsel olmaya dair bir çaba.

Ve insanlar Doğal ya da Müziksel Zekâ olup olmadığını tartışabilirler.

“Beş Akıl”dan bir bilim adamı olarak bahsetmiyorum.

Dünya çapında okullarda ne yapmamıza karar verebilecek bir yetkili gibi konuşuyorum.

Daesar olsaydım, bu şekilde eğitmemiz gerektiğini söylerdim,

ama Daesar’a ne olduğunu hatırlıyorum,

1918’te kafası kesildi.

Ben de artık Deasar’ım demiyorum.

Fakat eğitim konusunda benim fikrim bu.

Pek çok açıdan aynı şeyleri Jane’den de duydunuz ve başka yerlerde de okudunuz.

Tamamen orijinal değil.

Her şeyin başında, öğrenmenin geleceği hakkında konuştuğumuzda,

Harward’taki grup 21. Yy’da çok farklı olan üç kavram üzerinde durur.

Öncelikle küreselleşme;

tamamıyla birbirine bağlı bir dünyada yaşadığımız gerçeği.

Herhangi bir ülke şehir ya da kabile, gezegenin kalan kısmından kolayca ayrılamaz.

Bunun olumlu ve olumsuz etkileri vardır.

21. Yy ile ilgili bir diğer şey, biyolojik evrim;

beyin ve genetik hakkında giderek daha çok şey öğreniyoruz.

Belki şimdi bu bilgileri eğitimde kullanmayacağız.

Fakat bir gün kullanabileceğimize inanıyorum.

Bunun çok faydalı ya da tehlikeli olabileceğini de düşünüyorum.

Örneğin; bir çocuğun disleksi olup olmayacağını anlamak için beynine bakabileceğiz.

Okuma güçlüğü çeken bir çocuğun...

Erken teşhis koyar ve çocuğa yardımcı olursak bu oldukça olumlu.

Fakat bu bilgiyi çocuğa aptal demek için

veya uygun olamayan bir müdahalede bulunmak için kullanırsak sorun yaratır.

Ve şuna inanıyorum ki;

benim, aynı zamanda sizin hayatınızda,

Birleşik Devletler gibi kalkınmış herhangi bir ülkede

çocuklar; okula tüm genlerini gösteren gen haritalarıyla,

işlevsel bir MRI ile ya da bir çeşit beyin resmi ile gelip,

öğretmene; “İşte bu benim beynim, bu da genlerim,

bana öğrenebileceğim şekilde anlat ki öğreneyim.” diye söylediğini düşünün.

Bunun olacağına gerçekten inanıyorum.

Peki, iyi olacağına inanıyor muyum?

Bunu bana daha sonra sorun.

Fakat eğer ki öğretmenler bu soruları yanıtlayamazsa,

eğitim, doktorların beyin organizasyonu ve genlerle ilgili

neyin doğru neyin yanlış olduğunu yanıtladığı tıbbi bir uzmanlık alanı haline gelir.

Üçüncüsü evrim;

Gary ve Janes’in sunumundan duyduğumuz gibi, zaten eğitim üzerindeki etkisini göstermeye başlamış bile;

tüm bilgi çeşitlerini ve yine tüm zırvalıkları kendi dilinizde ulaşılabilir kılan dijital devrim.

Ve bundan kurtuluş yok.

Tüm bunlar eğitimciler tarafından nasıl kullanılacak?

Bilirsiniz ki,

Tıp, son birkaç yüzyılda inanılmaz şekilde değiştii

Ve doktorlar, insanlara hala bundan yüz yıl önceki gibi davranırsa;

örneğin; antibiyotik olmadan veya önlem almadan

beynin ön kısmını açarlarsa,

lisanslarını ellerinden alırız.

Fakat geçtiğimiz yüzyılda, dünyanın pek çok yerinde eğitim çok değişmemiştir.

Bu bazen iyi,

eğitimde her şeyi çok çabuk değiştirmemeliyiz.

Fakat hiç şüphem yok ki,

küreselleşme, biyoloji ve dijital devrim üzerinde düşünen ülkeler,

tüm bunlar yokmuş gibi davranan ülkelere kıyasla eğitim konusunda daha başarılı olacaklardır.

Arada Finlandiya’da yaşayan Hindistanlı bir bayanla sohbet ettik;

Finlandiya eğitim sisteminin bu kadar çok yaratıcılıkla ne yapacağını anlamaya çalıştığını söyledi.

Müzikte, bilgisayarda ve belki diğer alanlarda.

Bu tüm gezegende sorulacak türden bir soru.

Eğitim sistemleri'nden,

Finlandiya, Singapur, Türkiye ya da Reggio Emilia’da olsun,

bu sorulara verecek iyi yanıtları olanlar, daha avantajlı olacaktır.

Bu kadar sözden sonra size birkaç fotoğraf göstereyim.

Genetik klonlama,

milyonlarca insanın yaşadığı, işlerine gittiği,

hayatta kalmaya çalıştığı,

sonu gelmeyen trafik kargaşası içinde mücadele ettiği devasa şehirler.

Dünya markaları.

Daha önce bahsettiğim gibi, her gün 2 trilyon dolar dünya üzerinde dönüyor

ve Amerika’da bir şirket, Lehman Brothers,

2008 Eylül'ünün ortasında kapanınca

bir hafta içinde, tüm dünya kriz sürecine giriyor.

Lehman Brothers’ın kapanmasının niye bu kadar dramatik etki yarattığını anlamamıştım;

ta ki dünya üzerinde kaç finansal kurumla çalıştığını, bağlantısı olduğunu öğrenene kadar.

Tahmin edin.

Bir düşünün; sizce Lehman Brothers’ın kaç tane farklı firmayla bağlantısı vardı,

kaç farklı firmayla ticaret yaptı, satış yaptı, kaç tanesine borçluydu?

Sekiz bin.

"Sekiz" bin.

Bu dijital devrimden önce yani paranın bir yerden ancak başka bir yere gitmesinden önce mümkün değildi.

Sekiz bin farklı şirket!!

Bu konuda bilgili olduğumu düşünerek,

çoğunlukla ABD ve Batı Avrupa’da üç yüz firma diye tahmin etmiştim,

tamamen yanılmışım.

Zekâ makineleri,

robotlar,

otomotlar,

görsel gerçeklik,

ikinci hayat.

Makinelerin yapacağı her türlü şey,

muhtemelen insanların yaptığından daha iyi şekliyle yine makineler sayesinde yapılacak.

Ve bütün ödüller, makinelerin yapamadığını yapabilenlere verilecek.

Pek çoğunuz Yapay Zekâ'yı okudunuz.

Bilgisayarlardan gelen zekâ.

Bu konuda 1970 ve 1980’lerde çok heyecanlıydık

fakat sonra heyecanımızı yitirdik.

Bugün kısa ara esnasında, Blackberry'de okuduğum New York Times gazetesinde

Yapay Zekânın yükselişiyle ilgili bir makale okudum.

Yapay Zekâ, 25 yıl önce olduğundan çok daha akıllı.

Ve bilgisayarlar sayesinde hiç ihtimal vermediğimiz şeyleri yapabiliyor.

10 dakika sonra bahsedeceğim sentezlenmiş akılları bile bilgisayar programları yapabiliyor.

Hayat boyu öğrenme, resmi görüyor musunuz?

Eğitim 20, 50 hatta 65 yaşında bile bitmez.

Bu kendi kendine öğrenmedir.

Okula gitmek zorunda değiliz, kitap okuyabiliriz,

online olup diğer insanlarla iletişime geçebiliriz.

Ve kelimeleri resimlere tercih ediyorsanız

burada resimlerle sunmanın pek kolay olmadığı şeyler var.

Düşünmenin yeni şekilleri,

bu sabah bir adamın sorduğu gibi,

sadece düz, nedensel düşünce değil.

Sistematik düşünce, kaotik düşünce,

karmaşık düşünce, katastrofik düşünce gibi farklılıkları var;

bir kelebek kanat çırpar ve Tokyo’da tornado gerçekleşir

Nedenselliğin sadece doğrusal zincirlerini değil;

düşüncenin doğrusal olmayan çok daha karmaşık yapısını anlamamız gerekmektedir.

Bildiğiniz gibi disiplinleri severim

fakat daha daha fazla eğitim, şimdi dikte edilen bir problemdir.

Hastalık, yoksulluk,

savaş ve çatışma,

küresel ısınma,

iklim değişiklikleri...

Disiplinler, tek başına bunlarla başa çıkamaz.

Bu sebeple tüm dünyada

bilim adamlarından, doktorlardan, ekonomistlerden,

sosyal bilimcilerden bazen de felsefecilerden oluşan ekiplerimiz var.

Ve hastalığı, davranış, ilaç veya izolasyonla kontrol altına alabilmek için beraber çalışırlar.

Yoksullukla ilgili neler yapabiliriz?

İklim değişiklikleriyle ilgili neler yapabiliriz?

Ve böylece öğrenciler, sadece ekip içinde çalışmayı öğrenmekle kalmayıp,

daha önce pek çok kez duyduğunuz gibi,

ki bana en ilginç geleni de bu;

farklı disiplinlerdekilerle konuşabilmeyi öğrenmek zorunda kaldılar.

Maalesef ekonomiyi

demografiye, coğrafyaya,

psikolojiye, immünolojiye çevirebilecek

ve disiplinler arası çalışmayı kolaylaştıracak çevirmenlerimiz yok.

Ayrıca, farklı geçmişlere sahip farklı ülkelerden insanlarla konuşmak durumunda kalıyoruz.

Eric, muhtemelen Belçika’da bir toplantı düzenliyor

ve 45 ayrı ülkenin bakanı eğitim üzerine konuşmak için bir araya geliyor.

Sadece farklı milletlerden gelmiyorlar,

aynı zamanda birbirlerini anlamak zorundalar,

ekonomist ve iş uzmanı, bilirkişi ve kanun adamlarını yanlarında getirmek durumundalar.

Çünkü tüm bu uzmanlar eğitimsel performansla ilgili olacaktır.

Çünkü bir kişinin,

bir ülkedeki üniversiteden diğer bir ülkedeki üniversiteye geçişini sağlayacak bir anlaşma yapılıyorsa,

durum iyice karmaşık olacaktır.

Ve...

yeni kitle iletişim araçları durumu her iki açıdan ele almaktadır

fakat çok daha karışık hale getirmektedir.

Çünkü yakında da bahsedeceğim,

yeni araçlardaki çoğu bilgi yanlıştır.

Yanlışın ve doğrunun ne olduğunu nasıl biliyoruz?

Okulları hemen şimdi değiştirebileceğimizi düşünmüyorum.

Katastrofik bir değişime ihtiyacımız yok.

Fakat bu global, biyolojik, dijital ve düşünme değişimleri üzerinde durmamız

ve genç insanları bu ülke için henüz çok geç kalmadan nasıl hazırlayabiliriz, diye düşünmemiz gerekmektedir.

Böylece bu konu üzerinde 20 yıl önce düşünmeye

ve yaklaşık 5-6 yıl önce de yazmaya başladım

ve gelecek için "Beş Akıl"ı yazmaya karar verdim.

Zaten bu konular üzerinde konuşmuştum,

bu konular bir anlamda özet olacak.

Bazıları da daha önce değinmediğim yeni şeyler.

Disiplinden pek çok kez bahsettik

fakat disiplin kelimesinin üç farklı anlamı var.

Biri bu sabah konuştuğumuz,

özdüzenleme ile ilgili olarak.

Disiplin, bir şey üzerinde planlı çalışmak ve o konuda daha iyi olmak anlamını taşır.

Kimse uzman olarak doğmaz.

Disiplin; tutarlılık, düzenli çalışma gerektirir;

tenis oynasanız da, cebir öğrenseniz de, keman çalsanız da

düzenli çalışmak ve disiplinli olmak zorundasınızdır.

İkinci anlamı, uzman olmak.

Yani alanının en tepesinde olan kimse olmak.

Ve hatırlarsınız, o alan;

bilim, sanat, meslek veya akademik disiplin olabilir.

Çünkü eğer uzman olmazsanız,

ya işinizi kolaylıkla kaybeder

ya da uzman olan biri için çalışmak zorunda kalırsınız.

Birleşik Devletlerde hala doktor ve mühendis eksikliği var.

Onlar uzman ve bizim uzmanlara ihtiyacımız var.

İşsiz olan insanlara baktığımızda

ki geçen yıla oranla iki katı çıktı,

uzman olmadıklarını görürüz.

Ve bu her ülkede böyledir.

Disiplinin üçüncü hali,

bu sabah bahsettiğimiz üzere,

akademisyenlerin yaptığı gibi temel düşünsel yollar konusunda gelişmek.

Ben fen biliminden ve tarihsel olanlardan bahsettim

ama elbette farklı disiplinler mevcut.

Şimdi gerçekten fen bilimini ve tarihi anlamamız gerekmekte midir?

Hayır diyebilirsiniz.

Belki de kumarhaneye gitmeliyiz,

Las Vegas'ta,

çok para kazanıp emekli olabiliriz.

Ya da belki de uzman bir hırsız ya da marketçi olabilir,

böylece rahat edebiliriz.

Fakat dünyada ne olup bittiğini ve bizi nasıl etkilediğini bilmek istiyorsanız,

bu domuz gribi, H1N1 hastalığı,

küresel ısınma,

ipotek oranları,

ülkeyi veya dünyayı etkileyen siyasi gelişmeler de olsa,

bilimsel, ekonomik veya tarihi bir yaklaşımımızın olması gerekmektedir.

İşte bu sebepten, biz insan ve yurttaş olarak

bu düşünme yollarına ihtiyaç duyarız,

Başka türlü ne olur biliyor musunuz?

Hala 5 yaşında bir çocuk aklına,

efsanelere, kavram yanılgılarına, yanlış kodlara ve klişelere tabi oluruz.

Video ile İlgili Yorumlar
  • Bu video için yorum bulunmamaktadır.
    "Yeni Yorum Ekle" butonuna tıklayarak ilk yorumu yazan siz olabilirsiniz.