Vitamin Öğretmen Portalı

Portalı aktif kullanabilmek için giriş yapmalısınız.

Eğitim Videoları



3617 kez seyredildi

Howard GARDNER - Anlamak İçin Öğretmek



Howard Gardner'ın 23 Mayıs 2009 tarihinde Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde Çoklu Zeka üzerine gerçekleştirdiği konuşmanın 6. bölümü.


Altyazı

Tamam...

Teşekkürler.

Şimdi size üç seçenek vereceğim.

"Gardner’ın önceki söylediği oldukça açıktır."

"Tamamen karmaşıktır."

Ya da "kısmen anladım."

Elinizi yalnızca bir kez kaldırmalısınız.

Ödüllendirilmeyecek veya cezalandırılmayacaksınız.

Bu davranışçılık kuramı değildir.

Kaç kişi anlaşılır buldu?

Teşekkürler.

Kaç kişi oldukça karmaşık buldu?

Dürüstlüğünüz için teşekkür ederim.

Kaç kişi kısmen anlaşılır buldu?

Peki, teşekkür ederim.

Eric bana,

psikolojide bu hakkında konuştuğum şeyi anlatmakta kullandığımız bir kelime olduğunu hatırlattı

ki bu kelime ‘transfer’.

Ve biz transfer kelimesini birisi bir şey öğrendiğinde

ve öğrendiği bu şeyi farklı bir durumda kullanıp kullanamadığını görmek istediğimizde kullanırız.

Burada hemen herkes nasıl araba kullanıldığını bilir.

Fakat muhtemelen otobüs kullanmamışsınızdır.

Öyleyse, araba kullanma konusunda öğrendiklerinizi alıp

oldukça iyi bir şekilde otobüs kullanırsanız,

bu bir transfer olur.

Eğer daha önce hiç uçak kullanmamışsanız

ve uçağı havalandırmak için araba kullanma becerilerinizi kullanmanız istenirse,

bu daha ileri bir transferdir.

Aslında teknolojiyle aram pek iyi değildir

ve geçen haftaya kadar cebimde Pom Pilot diye adlandırılan şey vardı,

bir nevi kişisel telefon asistanı.

Fakat gördüğünüzü sandığım Blackberry denen bir şeyi daha geçen hafta keşfettim.

Ve bir Blackberry, bir Pom Pilot gibi çalışmıyor.

Diğer taraftan da tamamen farklı değil.

Bu yüzden, bu hafta Pom Pilot’ı kullanma becerilerimi,

Blackberry’yi kullanmaya yönelik transfer etmeye çalışıyorum.

Fakat bazen bildiğiniz gibi negatif transfer denen şeye maruz kalırız.

Pom Pilot, Blackberry’den farklı bazı özelliklere sahiptir

ve bu da kullanım açısından bazı problemlere yol açabilir.

Ve genelde, çocukların erken yaşta edindikleri kavram yanılgısı terbiye anlayışlarının önüne geçer.

Bu yüzden buradaki slaytta, her beş yaş çocuğu bir teori konusudur.

Ve bu teori basittir.

Eğer bir objeniz varsa,

bir çanak örneğin

ve siz onu kırarsanız, parçaları un ufak olursa

ve siz parçaları artık göremediğinizde orada bir şey yoktur.

Bu madde teorisidir.

Ve dünyanın her yerindeki insanlar,

atomik ve atomdan daha küçük teorilerimiz olana kadar buna inanıyorlardı

ve şimdi biliyoruz ki, bir atom silahı yapmadıkça madde ne yaratılır ne yok edilir.

Toprağı/ çömleği mikroskop veya elektronik mikroskop altında görememenize rağmen,

aynı şekilde durum da ne gözle görülebilir, ne de onu farklı bir şekilde ölçebilirsiniz.

Tüm beş yaş grubu çocukların bir hayat teorisi vardır.

Eğer bir şey hareket ediyorsa canlıdır.

Eğer hareket etmiyorsa ölüdür.

Eğer o bilgisayar ekranındaysa, onun hayatta olup olmadığını kim bilebilir.

Her beş yaş grubu çocuğun sahip olduğu başka bir hayat teorisi daha vardır.

Bundan daha önce bahsetmiştim.

Tekrar bahsedeceğim.

Dünyadaki her beş yaş grubu çocuk,

çeşitli bitki ve hayvanlara sahip olmamızın nedeninin

geçmişte bir zamanda onların hepsinin yaratılmış olmaları

ve o zamandan beri hiç değişmemeleri olduğuna inanır.

Tüm bu türler bir günde yaratılmıştır.

Ailenizin tam anlamıyla İncil’e inanan aşırı tutucu dindar insanlar olmaları

ya da Darwinciliği tamamlayan evrimsel yaşam bilimci olmaları önemli değildir.

Çünkü bu oğlum Benjamin’in dünyanın düz olduğuna inanması gibi bir şey.

Her beş yaş grubu çocuk için,

her zaman kedilerin, köpeklerin, ağaçların, dağların ve birçoğunun olduğu açıktır.

Dağlar canlı değildir gerçi.

Eğer Gaja’ya inanıyorsanız dağların canlı olduğu esastır.

Fakat bu ekstra bir kredidir.

Akıl teorisi,

evet şimdi ciddileşiyoruz,

İki yaş grubunun bir akıl teorisi yoktur.

Her dört yaş ve beş yaş grubu çocuğun akıl teorisi vardır.

sanatçı ruhu olan çocuklar hariç,

çünkü sanatçı ruhu olan çocukların akıl teorisi yoktur.

Fakat sanatçı ruhu olmayan çocuklar benim aklım olduğunu,

sizin aklınız olduğunu,

genellikle aynı şeyleri gördüğümüzü

fakat benim bazı şeyleri gizleyebileceğimi

ve sizin bilmediğiniz bir şeyi bilebileceğimi anlarlar.

Sizin bir şeyler gizleyebileceğinizi

ve bir sır saklayabileceğinizi ve benim onu bilmeyeceğimi anlarlar.

Her beş yaş grubu çocuğun bir akıl teorisi vardır.

Fakat beş yaş grubundakiler, bir şeylerin daha tehlikeli ve sinsice olduğuna da inanırlar.

Sizin bir aklınız var, benim bir aklım var.

Eğer siz ben gibi görünürseniz ve benim gibi konuşursanız,

o zaman aklınız da benimkine benzer

ve o zaman siz iyi birisinizdir, size güvenirim.

Fakat eğer benden farklıysanız,

farklı renk, farklı beden, farklı etnik grup

veya farklı görüşler, farklı dini inançlar, farklı politik inançlara sahipseniz,

o zaman siz kötü birisiniz, dolayısıyla size güvenmemeliyim.

Söylediğim şey, her beş yaş grubu çocuk buna inanır, bunu değiştirmek istiyorum.

Ebeveynler, komiteler bu konuda bir farklılık yaratabilirler

fakat tüm dünya çapındaki çocukların genel varsayımı,

bize benzeyen ve bizim gibi konuşan insanları benimseyebiliriz.

Fakat farklı görünen ve farklı konuşan insanlardan sakınmalıyız.

Bu erken bir akıl teorisidir ve yardımcı olmaz.

Bilişsel bilimle ilgilenenlerinizin aşina olduğu,

bilişsel bilim çalışmaları öncesinde bahsederken,

kusurları gösteren tüm dünyadaki yanlış 'imperfect' çocuk teorilerinden bahsediyordum.

Bilimsel anlamda çocuklar hatalı teorilere sahiptirler.

"Bir şeyi göremiyorsan o mevcut değildir" teorisi.

Ya da "hareket etmiyorsa ölüdür" teorisi.

Matematikte karşı karşıya olduğumuz problem, sıkı sıkıya uygulanan algoritmadır.

Bir formül öğreniriz

ve bir şeyler bize rakamları o formüle nasıl yerleştireceğimizi söyler

ve böylece eşitliği çözebiliriz ya da sağlamasını yapabiliriz.

Ve çoğumuz bunda başarılı olmuşuzdur, yoksa burada olmazdık zaten.

Fakat tekrar tekrar söylüyorum,

formül belirsiz bir durum ile ilgiliyse

ve siz alakayı göremiyorsanız,

o zaman bilgi durağandır.

Okulda matematiği oldukça iyi olanlardandım,

İngilizce'de iki isimli terim denen (binominal term), ikinci dereceden denklemleri öğrendim.

Problemleri çözebiliyordum.

Fakat hayatımda hiçbir zaman bunun alakalı olduğu bir durumla karşılaşmadım.

Bir şeyler yanlıştı.

Sıkı sıkıya uygulanan bir işlemler dizisiydi.

Beşeri bilimler, toplum bilim ve sosyal bilimler alanında,

diziler ya da basmakalıp dediğimiz kavramlar vardır.

Bunlar insanların karmaşıklığını hatırlamaktan çok, destek aldıkları yaygın hikâyelerdir.

Bu yüzden, ben Amerikalı bir öğrenciysem

ve bana 1. Dünya Savaşının, büyük savaşın nedenleri sorulduysa

ve ben iyi bir öğrenciysem, "aa! bu çok karmaşık" diyebilirim.

Büyük koloni imparatorluğunuz vardı,

yüz yıllık bir barış geçmişiniz vardı.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi barut fıçısına dönmüş bölgeleriniz,

Almanların genişlemesi korkunuz vardı.

Ve benim de iyi bir cevabım vardı.

Bugün aynı genç insana, bugünün dünyasında neler olup bittiğini anlatmasını istedim.

Ben Amerika’da yaşıyorum, bu yüzden söyleyebilirim ki,

1950’de kötü adamlar, soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliği’ydi.

1960’da kötü adamlar, komünistler ve Vietnam’dı.

Ve daha sonra Panama’daki Mal Valnuerega,

Küba'nın büyük tehditkâr imparatoru Fidel Castro oldu.

Ve şimdi de elbette Usame Bin Ladin.

Bu çok basit bir düşünce yoludur.

Dünya karmaşık.

Birleşik Devletler her zaman haklı değil.

Analizleri her zaman doğru değil.

Fakat bu karmaşıklık getirir.

Bizim iyi adamlar, onların kötü adamlar olduğunu düşünmek daha kolaydır.

Çok kendinizi beğenmiş olmayın çünkü aynı şey her ülkede olur;

Türkiye’de de olsanız, Kıbrıs’ta da ya da İsrail’de ve Filistin’de.

Eğer karmaşanın olduğu bir sınava çalışıyorsanız,

dünyayı iyi adamlar ve kötü adamlar açısından görmek çok kolaydır.

Sınav kâğıtlarındaki bu ifadeler basmakalıp yargılardır.

Verdiğim örnekler onların tamamen ortadan kalkmadığını gösterir.

Kavram yanılgısına, basmakalıp yargılara,

kalıplaşmış bir şekilde tanımlanmış algoritmalara geriletmek çok kolaydır.

Ekstra kredi almak için,

dünyadaki Milli Eğitim Bakanlıkları bugün eğitimin amacının ne olduğunu düşünüyorlar?

Tüm bakanları bu odaya alsak,

sanırım Eric aslında bunu yaptı,

ya da belki de o sizdiniz.

eğitimin amacının ne olduğunu düşünürlerdi?

Size söyledikleri, 23 numaraydık fakat şimdi 21 numara olduk, yukarı çıkıyoruz.

Ya da 21 numaraydık ve şimdi 24 numarayız.

Eğitim sistemimizde reform yapmalıyız.

Uluslararası bir karşılaştırma içinde bulunmakla bir yanlışlık yok

ve ben Finlandiya ve Singapur’u daha çok takdir ediyorum

çünkü öğretim çok iyi ve bazı testlerde bir numaralar.

Ama bu öğleden sonra beni, saygı aklı, etik, sentez aklı, yaratıcı zihin hakkında konuşurken dinlediniz.

Uluslararası bir karşılaştırmada konumunuzu bir kaç puan yükseltmekten çok daha fazlası var.

Ben de dün ve bu sabah söylediklerimi tekrar ediyorum.

Genç ve yaşlı insanların disiplinleri öğrenmesini istiyoruz.

Çünkü disiplinlerin hepsi, dünyayı açıklamak için geliştirilmiştir.

Efsaneler, uydurma hikâyeler vardır ve çok büyüleyicidirler.

Onları çocuklara anlatırız.

Üç yıl boyunca, çocuklarımı okula götürürken onlara İncil hikâyeleri ve Yunan efsaneleri anlatırdım

ve onların çok hoşuna giderdi ve hala o hikâyeleri hatırlıyorlar.

İnsanların her zaman böyle açıklamalara ihtiyaçları vardır.

Peki, neden disiplinler var?

Neden bilimsel disiplinler var?

Neden tarih, bilim, ekonomi, psikoloji, felsefe var?

Edebi eleştiriler tarih midir? Neden?

Çünkü yüzyıllar boyunca insanlar dünyayı öğrenmek ve anlamak için hep daha iyi yollar bulmuşlardır.

Homeros’un anlattığı Yunan efsaneleriyle

Euripides, Achilles, Heredot ve Tidus’un oyunlarından oluşanlar arasında fark vardır.

Socrates, Heraclitus, tarafından ileri sürülen dünya açıklamalarıyla Aristoteles

ve daha da önemlisi,Rönesans döneminde Avrupa’da ,

Galileo, Copernicus, Newton tarafından önerilen dünyayla ilgili açıklamalar arasında fark vardır.

Bu insanlar hikâye anlatmıyorlardı.

Dikkatlice gözlemlediler ve deneyler yaptılar.

Deney sonuçları farklı farklı çıkınca modellerini ve düşündükleri teorilerini değiştirdiler.

Tidus tamamen doğru yapmadı

fakat ne olduğunu, neler yazıldığını, neler gördüğünü,

oradaki insanlardan neler duyduğunu acemice anlattı.

Bu tarihin başlangıcıdır.

Bilim ve tarih hakkında biraz daha anlatayım.

Bilim adamları da tarihçiler de dünyayı anlatmaya çalışıyorlar.

Bilim adamları bir model oluşturdular.

Newton’un bir dünya modeli vardır.

Einstein’ın bir dünya modeli vardır.

Darwin’in bir dünya modeli vardır.

Ve bu model sürekli gözlemler ve deneylerle test edilir

ve model, gözlemler ve deneylerin sonuçlarına dayanarak değiştirilir.

Tarihler de dünyanın rivayetleridir.

Fakat tarih sadece bir kez olur.

Tarihte deneyler yapamazsınız.

İşe yaramaz.

Ve tarih genelde gözlemlerle ilgili değildir.

Bu gazeteciliktir.

Tarih, geçmişteki yazılı belgelere

ve genellikle fotoğraflara veya filmlere dayanır.

Tarihçi geçmişte ne olduğunu yakalamaya çalışır.

Bazı yönlerden geçmiş çok farklıdır.

Başka bir yüzyılda, dünyanın başka bir yerinde yaşamanın nasıl olduğuna inanmak oldukça zordur.

Diğer taraftan, bu insanoğlunun motivasyonu vardır.

Bir şeyleri başarmak ister. Endişeleri vardır.

Ve bu yüzden Yunan oyunlarını okuyabilir

ve hala aynı kıskançlık, suçluluk, aşk ve trajediyi tecrübe edebiliriz.

Her nesil, tarihi yeniden yazmak zorundadır.

Biz daha fazla bilmeyiz, sadece olayları farklı görürüz.

1900’de Amerikalı bir tarihçi olsaydınız

ve Roma İmparatorluğu'nun tarihini yazsaydınız,

bu 100 yıl sonra 2000’de Amerikalı bir tarihçi olup,Roma İmparatorluğu'nun tarihini yazmaktan farklı olurdu.

Neden farklı olurdu?

Biz çok daha fazla bildiğimiz için değil.

Fakat 2000 yılında,

2001’den bir yıl önce,

Amerika ülkesi iyi anlamda ve kötü anlamda Roma İmparatorluğuydu.

Ve muhtemelen Birleşik Devletlerdeki Roma İmparatorluğu hakkında birkaç yıl önce

bunu düşünmeden yazamazdınız.

Disiplinle ilgili anlayış budur ve bu nedenle başarması zordur.

Muhtemelen çoğunuz tarih ve bilim arasındaki fark konusunda bir fikir sahibidir.

Fakat bahse girerim ki bu söylediklerim,

sizin ülkenizde ve benim ülkemde birçok okulda düşünülmemiş ve söylenmemiştir.

Ve dahası tarih ve bilimin esasen farklı girişimler olduklarını anlamazsanız,

tarihsel ve bilimsel olarak nasıl düşünebilirsiniz?

Düşünemezsiniz.

Öyleyse disiplinle ilgili anlayışı nasıl ileri sürebiliriz?

İlk olarak,

neyin gerçekten önemli olduğuna karar vermeniz gerekmektedir.

Neden Evrim Teorisi hakkında bu kadar sık konuşuyoruz?

Sizi kızdırmak için değil,

daha çok,

evrimi anlamazsanız biyolojideki hiçbir şeyi anlamazsınız da o yüzden.

Evrim, son dönemde sonsuza kadar gitmede biyolojinin anahtar fikridir.

İkinci olarak,

disiplinleri olaylarla karıştırma konusu bulunmaktadır.

Disiplinler, düşünce yollarıdır, gerçekliklerin toplamı değildir.

Bir şeyin önemli olduğuna karar verirsiniz

ve sonra onun üzerinde zaman harcarsınız çünkü hemen anlaşılmazsınız.

Bu zaman alır

ve bu, bugünün konuşmasıyla dünün konuşmasını birbirine bağlar.

Eğer önemli şeyler üzerine odaklanır ve zamanınızı onlara harcarsanız,

Çoklu Zekâ (ÇZ) ’dan faydalanabilirsiniz.

Şimdi "Eğitimli Akıl" adlı kitabımdan üç örnek kullanacağım.

Bir örnek bilimden geliyor,

Evrim Teorisi.

İkincisi sanattan,

Mozart’ın müziğidir.

Ve üçüncüsü ahlaki bir bakış açısıyla tarihten,

2. Dünya Savaşındaki Nazi Soykırımıdır.

Ve evrimde Darwin, Darwin’in ispinoz kuşları mükemmel bir örnektir,

Mozart’ın müziği,

Eğitimli Akıl" adlı kitapta Figaro’nun Düğününün ilk oyunundan bir deneme üzerine yoğunlaştım.

Ve 3. örnek, 2. Dünya Savaşındaki Nazi Soykırımıdır.

Bir tek toplantı üzerine yoğunlaştım;

20 Ocak 1942’de Brillan dışında bir villada gerçekleşen Wannsee Konferansı.

Ki tarihi açıdan çok ilginçtir.

Çünkü bu konferansın kayıtları Yahudilerin yok edilmesinden bahsetmemektedir.

Fakat konferanstan kısa bir süre sonra soykırım başlamıştır

ve tarihçiler için oldukça açıktır ki,

Yahudilerin yok edilmesi kararı,20 Ocak 1942’de bu konferansta alınmıştır.

Bu nedenle, bu tarihe ve tarihçilerin nasıl çalıştığına bir örnektir.

İspinoz kuşları, biyolojiye örnektir.

Ulaşılması zor tohumlar olan bir adada hayatta kalmak için,

ispinoz kuşları neden o dar uzun gagaya sahip?

Mozart operasındaki üçleme müziğe mükemmel bir örnektir

ve müziğin üç lider arasında nasıl bir çelişki ve kararlılık ortaya koyduğu.

Bütün bunların anlamayla ve Çoklu Zekâyla ne alakası var?

“Proje Sıfır” adındaki araştırma grubumda "anlamak için öğretmek" adında bir eğitim metodu geliştirdik

ve son iki gündür anlattıklarımın bazıları sadece benim işim ve benim tahminlerim.

Fakat birçok insan, "anlamak için öğretmek" üzerinde 25 yıl çalıştılar.

Bu nedenle bu oldukça sağlam kurulmuş fikirler bütünüdür.

Her yaz Harward’da konferanslarımız, seminerlerimiz var.

İnsanlara "anlamak için öğretme"yi öğrenmeleri için yardım ediyoruz

ve birkaç kişi "Proje Sıfır" sınıfında bulundu.

Yaz enstitüsü dediğimiz de işte budur.

"Anlamak için öğretmek" konusunda,

insanları motive etmek ve heyecanlandırmak için önce parlak fikirler ve sorular bulduk.

Mesela, insanlar,

bir adada hayatta kalabilecek türdeki gagaya sahip ispinoz kuşları hakkında daha çok şey bilmek istiyor

ve bir diğer adada başka bir şekildeki gagaya sahip ispinoz kuşlarının ayakta kalabildiğini.

Biz anlamak ile ilgili amaçlarımızın neler olduğu hakkında konuşmak istemedik,

insanların evrim konusunda anlamalarını istediğimiz şey,

türlerin her bir çevreye nasıl uyum sağlamak zorunda oldukları

ya da hayatta kalamadıkları.

Sonra anlama ile ilgili çalışmalar hakkında konuşuruz,

belki domuz gribi hakkında konuşuruz.

H1N1 diye mi tabir ediliyordu?

Neden H1N1 için maske takıldığını merak ediyordum.

Kimse bunu söylemedi ama belki ben onların bunu yaptığını söyledim.

Fakat biliyorsunuz, grip virüsü ispinoz kuşlarından farklı değil.

Virüs hayatta kalmak için uygun ortam bulmak zorunda

ve eğer şanssızlığımıza denk gelip insan vücudu grip virüsü için uygun ortam haline gelirse,

büyük bir sorunumuz var demektir.

İspinoz kuşları hakkında bilgi sahibi olan, domuz gribi ve H1N1 hakkında

söyleyecek bir şeyleri olanlar için bu bir anlama çalışmasıdır.

Ve dönem sonunda bir teste girmek yerine,

değerlendirme her zaman ve her gün olmalı.

Birçok değerlendirme sizin tarafınızdan yapılmalı.

Ve eğer bu konferansta oturuyorsanız,

“Gardner neden bunun hakkında konuşuyor?”

"Acaba dün konuştuğu konularla uyumlu mu?"

"Bu en iyi örnek mi?"

"Neden evrim hakkında konuşuyor?"

"Mozart’ın müziği ile bağlantısı nedir?"

"Neden bu sabah duyduğumuz Türk Halk Müziği değil?"

Bu sizin, bilinçli ya da bilinçsiz, yaptığınız değerlendirmedir.

Duyduğunuzu başka bir alana transfer etmek.

Bu konferanstaki en önemli bölümün slaytı

ve ben bunu açıklayacağım.

Eğer önemli konularda karar veriyorsanız

ve bu önemli konular için zaman harcıyorsanız,

bu konulara birçok farklı yoldan yaklaşabilirsiniz.

Ve bu birçok yol, farklı anlayışlarda kullanılabilir.

Kitabım “Eğitimli Akıl”’da

üç örnek üzerinde altı ya da yedi anlama yolunun nasıl uygulanacağını göstermeye çalıştım.

Hepsini bir konferansta gösteremeyeceğim için,

bu yolları sadece Evrim Teorisine uygulayacağım.

Bu nedenle, farz edin ki siz bir öğretmensiniz, bir biyoloji öğretmeni

ve evrimin bugün biyolojide her şeyi anlamak için kilit durumda olduğunu düşünüyorsunuz.

Darwin’in evrimini işlemek istediğinize karar verdiniz.

Bir hikâye ile başlıyorsunuz.

Bu bir öykü; belki de ispinoz kuşlarının hikâyesini anlatabilirsiniz,

belki Darwin’in dünya çevresinde beş yıl süren Beagle’a yolculuğunun hikâyesini,

belki de Darwin’in çalışırken, Evrim Teorisini Darwin gibi fark eden

Wallace isimli bir adamdan aldığı mektubun inanılmaz öyküsünü anlatabilirsiniz.

Ve Darwin şöyle der

“Aman Allah’ım! Ben bu fikirleri geliştirmek için 30 yılımı harcadım ama şimdi birisi beni yakaladı”

O bağımsızca bu hakka sahip.

Bu giriş noktasının, yani sayısal bir giriş noktasının, rakamların

ve bir adada bir tipte kaç tane ispinoz kuşu olduğunun hikâyesi.

Diğer adada bir diğer tipte kaç tane ispinoz kuşu var?

Galapagos’ta kaç tane kuş var?

Neden bu şekilde organize edildiler?

Bu sayısal bir giriş noktası.

Kaç adet virüs sizi hasta etmek için yeterli olur?

Ellerimi yıkamayı unuttuğumda

ve onları ağzıma götürdüğümde kaç tane virüs bulaşmış olur?

Bu sayısal bir giriş.

Mantıksal olan,

eğer Darwin'i hatırlarsanız,

Darwin, 1830’larda okuduğu kitaptan, ekonomist (Robert) Thomas Malthus’un bir kitabından,

Evrim Teorisi fikrini kapmıştır aslında.

Malthus kitabında, eğer çok fazla insan bir adada,

belki de Britanya, İngiltere adasında olursa aslında ne olacağını açıklamıştır.

Ve insanların nasıl hastalanacağını,

öleceğini ve en sağlıklılarının ayakta kalacağını da.

Malthus İngiltere, fakirlik ve ekonomi hakkında yazıyordu.

Darwin bir transferi gerçekleştirmiştir,

anlama performansı sergilemiştir.

Demiştir ki;

“Aman Tanrım! Britanya’daki insanları referans vererek Malthus ne söylediyse,

bu Galapagos’taki ispinoz kuşlarını da açıklayabilir.

O benim tarlamdaki güvercinleri de açıklayabilir.

O yağmur ormanlarını da açıklayabilir."

Barren Iceland gibi.

İlginç değil mi?

Binlerce insan Malthus’u okumuştur

ancak kimse hiç bir zaman bunları türler arasındaki rekabete uyarlamayı düşünmemiştir.

Hatırlayın, bir dahi size ancak duyduktan sonra gözle görülür hale gelen bir fikri ortaya atan kişidir.

Fakat yeryüzünde insanlar binlerce, milyonlarca yıldır yaşamıştır

ve hiç kimsenin aklına bu fikir daha önceden gelmemiştir.

Varoluşçuluk, büyük sorular.

Üç örneğimin üçü de, çok büyük sorulara cevaplardır.

İnsanlar nereden gelmişlerdir?

Darwin tek bilimsel cevaptır.

Dinsel cevaplarınız olabilir ama Darwin tek bilimsel cevaptır.

İnsanoğlunun becerebildiği diğer güzel şeyler nelerdir?

Mozart’ın müziği kesinlikle onlardan bir tanesidir.

Fakat kendi kendine seçebilirsin.

Dün, ressam Picasso hakkında konuştum

ve daha sonra hem öğleden sonra hem akşam, burada televizyonumu açtım.

Picasso hakkında BBC’de uzun bir program vardı.

Aranızda izleyen var mı?

Bu birazcık akşamüstünden transferdi.

İnsanların yapabildiği diğer korkunç şeyler neler?

Soykırım kuşkusuz onlardan biri.

Neden soykırım kelimesi hakkında çok fazla tartışma var?

Ben burada Türkiye’deyim, soykırım çok kötü bir şey.

Fakat insan ırkının İncil'e dayanan tarihi, soykırımla dolu.

Keine, "Şövalyeleri tek bir tane bırakmayana kadar öldür!" demiştir.

Bunlar, insanların yapabileceği korkunç şeyler.

Sanatın her konusunda, filmlerde, resimlerde, estetik çalışmalar var.

Tavuskuşlarının neden çok güzel olduğu hakkında Darwin’den başlayan bir biyolojinin alanı var.

Neden bu kadar güzel tüyleri var?

Bu estetiksel bir başlangıç noktasıdır.

İnsanlar hala tartışır ki, dişi tavuskuşu olduğu gibi görünse

ve erkek tavuskuşu da olduğu gibi görünse

çiftleşme şansları artar.

Ve eğer çiftleşme olmazsa, türler devam edemez.

Birçok insan yaparak, inşa ederek öğreniyor.

Okulumda, işlenmiş meyve sinekleri yetiştirirdik.

Çünkü onlar çok kısa ömürlüydü

ve tür özelliklerinin bir nesilden diğer bir nesil meyve sineklerinde nasıl geçtiğini

ya da geçmediğini görebilirsiniz.

Şimdi her bilgisayarda genetik algoritma dediğimiz şeyler var,

genetikler yaratabiliriz.

Spoor denilen bir oyun var,

belki bazılarınız biliyorsunuzdur, tüm evrimi yapabilirsiniz.

Bu bir giriş noktasıdır.

Belki bunu soykırım ile nasıl bağdaştırdığımı sorabilirsiniz?

Size iki giriş noktası vereceğim.

Toplu ölüm müzeleri,

genellikle çocuklara müzeye girdiğinde bir kişinin fotoğrafını verir.

Ve sonra çocuk müzeye gezerken bu insana ne olduğunu okur.

Bu bir çeşit D.N. Frank hikâyesidir, belki hepiniz bilirsiniz D.N. Frank hikâyesini,

D.N. Frank’ın günlüğü.

Bu güçlü bir deneyimdir.

Ve daha sonra psikoloji kaynaklarındaki ünlü Milgram deneyi,

belki de hepiniz biliyorsunuzdur.

45 yıl önce sıradan Amerikalıları aldı

ve onları birinin diğerine bir liste kelimeyi ezberletmek için

bir şeyler öğretmesi gereken bir laboratuar ortamına koydu;

Bu davranışsal kavrama deneyiydi.

Öğrenen kişi her yanlış yaptığında,

öğretmen elektrik şoku vermek zorundaydı.

Pekiştirme, negatif pekiştirme.

Eric düzeltmedi, bir şok yedi.

Ben bir tehlike noktasına şoklamak ister miydim acaba?

Çok tehlikeli denilen bir noktada, Eric bağırıyordu: “Dur, dur!”

Milgram Amerika’da psikiyatristlerle görüştü ,

onlara öğrenici çığlık atarken kaç insanın tehlikeli bir noktada öğreniciye şok verebileceğini sordu.

Psikiyatrist tahmin etti: yüzde bir, yüzde iki,

sadece psikopatlar?

Siz muhtemelen ne olduğunu tahmin ediyorsunuzdur.

Deneklerin yaklaşık yüzde altmışı,

yaklaşık 2/3’ü tehlike noktasında şok verdi.

Tabii ki bu insana gerçek elektrik şoku verilmiyordu,

o bir aktördü ama insanlar bunu bilmiyordu.

Fakat bu Amerika’da,

bir dakika, sanırım Almanya’da bunu yaptılar.

Fakat bunu kesinlikle Norveç'te yapamazlardı,

Fransa ya da Japonya'da da yapamazlardı.

Transferi yapabilirsiniz.

Her yerde gerçekleşir.

Neyin nasıl olduğu konusunda hazır bir gösteri bu.

Bu kitap kapağında,

"Hitler'in gönüllü infazcıları, sıradan Almanlar ve Soykırım"ı kullanmamın sebebi budur.

Milgram'ın deneyinden sonra,

bütün bunların sadece Almanlar için olduğunu söylemek kolay değil.

Ben de soykırımdan kurtulanlardan biriyim;

ailem kendi aileleri öldürülmeden on gün önce Almanya'yı terk etmiş.

Fakat o Almanlara çok kızsam bile,

bunun Almanya'da yaşayan insanlarla değil de insan doğasıyla ilgili olduğunu fark ettim.

Tamam...

Bunun en önemli slayt olduğunu söylemiştim.

Peki neden?

Çünkü herhangi bir konu öğretirken,

bu Superstring Teorisi olabilir,

sonsuzluk kavramı olabilir,

Piaget'in zihinle ilgili teorileri olabilir,

kısa süre önce öğrendiğimiz bir kelimeden türeyen finansal bir kavram olabilir.

Eğer üzerinde zaman harcar ve onu pek çok yolla öğretirsek;

iki şey olur:

İlki, daha çok kişiye ulaşırsınız,

çünkü Sibel en iyi biçimde hikâyelerle öğrenir.

Belki, Fatma rakamlarla,

Eric mantıkla,

Rida sanatla,

belki Mickey de uygulamayla en iyi şekilde öğrenir.

Micky'nin arkadaşını atladım,

belki de o en iyi varoluşsal sorularla öğrenebiliyordur.

Böylece daha çok kişiye ulaşırız.

İkincisi,

Bir şeyi anlamak için nasıl olduğunu gösteririz.

Çünkü bir şeyi gerçekten iyi anlarsanız,

onu birçok şekliyle düşünmeye başlarsınız.

Kendinizi düşünün, evinizi, ailenizi, işinizi, hobinizi.

Dün bahsetmiştim:

Bunlar üzerinde konuşabilirsiniz,

canlandırabilirsiniz,

şakalar yapabilirsiniz,

resimleri çizebilirsiniz, dans edebilirsiniz, şarkı söyleyebilirsiniz;

yani bilginizi göstermenin pek çok yolu mevcut.

Eğer bir şeyi sadece tek yolda anlarsanız

ve tek yol ile temsil ederseniz,

anlayışınız çok kısıtlı olacaktır.

Bir zamanlar,

bir öğrenci bana “Dr. Gardner ya da Howard, zihinsel temsil ile ne demek istediğinizi anlayamıyorum,

bunu tamamıyla değişik bir yolla anlatabilir misiniz?” diye sormuştu.

Ve eğer bunu farklı bir yolla açıklayamazsam,

bu benim problemim demektir, öğrencinin değil.

Bu benim, geriye dönüp üzerinde daha çok düşünmem,

daha çok okumam,

meslektaşlarımla tartışmam

ve belki de bir yaz okuluna gitmem gerektiğini gösterir.

Böylece bu fikrin zihinsel gösterimini daha da zenginleştirebilirim.

Yani bu,

bizim disiplinlerdeki farklı kesişme noktaların nasıl kesişebildiğini anlamamızı sağlayan anahtar noktaları.

Şimdi size bu slaytları tekrar göstereceğim

ve umarım şimdi daha kolay anlayabilirsiniz.

Skinner önde gelen davranış bilimcilerindendir

ve bir deney binasına sahiptir.

Bu deney binası,

başlangıçta davranış bilimcilerinin beynin neye benzediğine inanmaları dışında boştu.

Beyin ilk başta boştur, hiçbir şey yoktur

ve eğitim sadece bir testten yüksek skor alabilmek için bir sürü bilgi öğrenmektir.

Yine her test değil ama birçok test,

1767,93 milyon mil ve 2 trilyon dolar doğru cevap için sadece taleptir.

Yapılandırmacıların ve Bilişselcilerin izinde giderek benim tartıştığım şey şudur:

Hepimizin yaratma, soykırım, müzik,

insanların nasıl düşündüğünü içeren konular hakkında fikri vardır,

biz bu düşüncelere sahibiz, bunlar birileri öğretmeden kolayca oluşan şeyler.

Kimse bir çocuğa bütün türlerin aynı günde yaratıldığını

ve bir daha asla değişmediğini öğretmez.

Çocuk için bu çok açıktır.

Neden insanoğlunun ve maymunların aynı soydan gelmesi gerektiği anlamsızdır.

Yani eğitim,

hem ispinoz kuşları örneği

ya da Milgram deneylerindeki bu fikirleri,hem de sabit fikirleri zorlamalıdır.

Ve gerçekleri bütünsel olarak bir yerde toplamalıdır.

Bu toplu yer, disiplinlerdir.

Ve disiplinler otomatik olarak gelişmez.

Bunlar sadece,

eğer insanlar evrim, soykırım ya da bir parça müzik gibi konuları

derin bir şekilde düşünme,

yani disiplinlerdeki düşünürlerin bu problemlere nasıl yaklaştığını görme şansını bulursa gelişir.

Eğer tarihçilerin,

Wannsee Konferansının önemi hakkında neden hemfikir olduklarını anlarsanız,

tarihçilerin nasıl çalıştıkları hakkında bazı öngörülere sahip olursunuz.

Eğer Darwin’in William Malfis’ten neden çok fazla etkilendiğini

ya da ispinoz kuşlarının gagalarının şeklinden neden çok fazla şey öğrendiğini anlarsanız,

bilimin nasıl işlediği hakkında bir şeyler öğrenebilirsiniz.

Ve eğer bir operadan bir parça müziği analiz ederseniz

ve müziğe, ritme, armoniye, her bir şarkıcının rolüne odaklanırsanız

ya da solo ve Figaro’nun bütünsel bir temasını söylerseniz.

Figaro’yu rastgele seçmedim,

Napolyon’un ne söylediğini biliyor musunuz?

Bunu bana söylemedi.

Napolyon, Fransız Devrimi’nin Figaro’nun evliliği ile başladığını söylemiştir.

Neden Napolyon, Figaro’nun evliliği ile Fransız Devrimi’nin başladığını söylemiştir?

Bilen var mı?

Burada bir cevabımız var.

Tamam. Cevap verdirmeyeceğiz.

Eğer benimle aynı fikirde iseniz

ya da bana katılmıyorsanız bana söyleyebilirsiniz.

Bu, 18. Yüzyılın son döneminde Fransa’da Beaumarchais tarafından yazılan bir oyundu.

Ve berber Figaro, zekâsını ön plana çıkardı.

Aslında kontun sahip olabileceğini düşündüğü genç bayanın kalbini kazandı,

çünkü o bir konttu yani soylu olmaktan başka hiçbir yeteneği yoktu.

Napolyon haklıydı.

İnsanlar oyunlara giderken ve kahkaha atarken,

Figaro operada kont’la nasıl eğlenebilir

ve onun üzerinde hâkimiyet kurabilirdi?

Bu erken bir işaretti.

Ve biliyorum burada İran’dan insanlar var.

İranlı insanlar, Humeyni’nin 1979’da dönebileceğine

ve şu an hala sahip olduğumuz bir devrimi oluşturduğuna şaşırmayacaktır.

Kraliyet ailesinden gelen öğrenciler varsa, bunu algılayabilir.

Sadece dünyada çok güçlü görünen Shah Parading’e dikkat ederseniz,

16. Luis’e ne olduğu konusunda şaşkınlık duymazsınız.

Figaro’yu ve böyle bir çalışmadan neden çok fazla şey öğrenebileceğinizi açıklıyordum.

Fakat Figaro sadece Fransız devrimiyle ile ilgili değil,

aynı zamanda her devrimle,

Amerikan Devrimi, Rusya Devrimi, Küba Devrimi, İran Devrimi,

1922-23’lerin Türk Devrimiyle ilgilidir.

Yani bu sadece opera değil, çok daha büyük bir önemi var.

Şu anda saat 11.

Sanırım disiplinler arası konuda konuşmayacağım,

çünkü öğretmenlerin bir problemi şudur:

çok fazla şey yapmayı denerlerse,

sonunda herkesi bunaltan bir şey ile karşılaşırlar.

Disiplinler arası konuda,bu öğleden sonra konuşacağım,

fakat bunun yerine şunu sonuçlandıracağım,

salondan soru alacak vaktimiz var

ve sanırım yine eğer istiyorsanız yazılı soruları bir araya getirmeleri için ilk sıradaki Sibel ya da Fatma’ya iletin.

Yaratıcılık hakkında bir şeyler söylememe izin verin

çünkü bu öğleden sonra tekrar bu konu hakkında konuşacağım.

Fakat disiplinlerle yaratıcılık arasındaki ilişkinin ne olduğunu merak ediyor olabilirsiniz.

Eğer disiplinle ilgili herhangi bir anlayışa sahip değilseniz,

benim fikrimce yaratıcı olamazsınız.

Fakat eğer disipline çok bağlı kalırsanız,

bu gözlerinizi kör eder ve disiplin dışında bir şey göremezsiniz

ve bu sizin yaratıcılığınızın gelişimini çok zorlaştırır.

Ve daha önceden söylediğim ve bu öğleden sonra tekrar söyleyeceğim gibi,

yaratıcılık zorlanmayı, öğretilmeyi ve düşüp sonra kendinizi toparlamayı içerir.

Ve bu nedenle disiplinli bir düşünür olmak,

gerekli olan sabit çalışmalardan çok farklı bir yeri ifade eder.

Yani, disiplin yaratıcılık için gereklidir,

fakat dün söylediğim ve bugün öğleden sonra da söyleyeceğim gibi,

bir alanda yaptığınız şeyleri nasıl yapacağınızı öğreten disiplinle

işin yapılış yolu hakkında kritik öneme sahip olan

ve neredeyse devrimsel olan yaratıcılık arasında bir çekim vardır.

Bu nedenle, özetlememe ve sonuçlandırmama izin verin.

Şunu tartışmaktayım:

Birçok eğitimsel amaç var

fakat benim için anlamak ilk sırada geliyor

ve kafanızda anlayış oluşurken sadece anlayıp anlayamadığınızı,

anlayışınızı gerçekleştirip gerçekleştiremediğinizi söyleyebiliriz.

İspinoz kuşları hakkındaki bilgisini virüsleri açıklamakta kullanıp kullanmadığını

ya da Venezuela’da bugün olanları açıklamak için

Fransız Devrimi ile ilgili edindiği bilgiyi kullanıp kullanmadığını.

Hepimiz gençken anlayışa sahibizdir ancak bu anlayış disipline edilmemiştir.

Bu akademik değildir.

Ve okullarda yapmaya çalıştığımız da;

insanlara bizi ilgilendiren sorular hakkında daha iyi düşünmeleri için disiplinsel araçlar vermek.

Ve bunu daha once söylemeliydim ki;

tüm disiplinler, insanların her zaman sordukları soruları anlamak için sarf edilen çabalardır.

Ekonomi basit olarak değiş tokuş ile ilgilidir;

siz bir şeylere sahipsiniz, ben bir şeylere sahibim;

sizin sahip olduğunuz şeye nasıl sahip olabilirim?

Siz benim sahip olduklarıma nasıl sahip olabilirsiniz?

Psikoloji sadece kendinizi ve diğer insanları anlamak ile ilgilidir.

İnsanlar Âdem ve Havva’dan beri,

başka insanların ne yaptığı ve nasıl yaptığı hakkında her zaman merak duymuşlardır.

Astronomi gezegenlerin bilimidir

ve yıldızlar ve kâinat ve büyük patlama.

İnsanlar her zaman evren ve evrendeki yerimiz ile ilgilenmişlerdir.

Biz çok önemli değiliz.

Biz çok çok küçüğüz.

Ve uzun süre yaşamıyoruz.

İnsanlar yeryüzünden gittikten çok sonra da hamamböcekleri yeryüzünde olacaktır.

Bu bir öngörü.

Öğleden sonra konuşacağımız yarının dünyası,

iyi anlayan bu insanlara aittir

ve diğerlerine de anlamaları için yardım edebilirsiniz.

Ve eğitimciler olarak,bizim görevimiz iyi anlamak

ve diğer insanların da anlamasına yardım etmektir.

Yani eğitimsel girişimin bir görüşü de,

politikacı adaylar ve bakanlar arasında popüler olan görüş,

eğitimin amacı; gerçekleri, basit yetkinlikleri

ve başarılı olup olmadığımızı nasıl bileceğimizi öğrenmektir.

Testler veriyoruz ve insanlar iyi yapamayınca ne yaparız?

Daha çok test veririz?

Doğru mu? Çözüm bu. Daha çok test.

Benim savunduğum daha iyi görüş ise şu:

İnsanların anlamaya eğilimini öğrenmek ve anlamak için,

insanlardan anlayışlarını yeni bilgilerle ve örneklerle göstermelerini

ve okuldaki bilgiyi okul dışı bilgiye dönüştürmelerini istemektir.

Video ile İlgili Yorumlar
  • Fransız İhtilali ile figaronun düğünü arasındaki ilişki ile Küba Devrimi açıklanabilir mi?Cevabı anlamak istertseniz bu videoyu izlemenizi öneririm. Ayrıca testlerde başarılı öğrenciler yetiştirrdiğimizde eğitimde başarılıyız denilebilir mi? Bence herkes izlemeli ve düşünmeli....
    gönderildi / 2010-06-17 00:20:23
    ÇAĞRIBEY İLKÖĞRETİM OKULU
    İSTANBUL