Vitamin Öğretmen Portalı

Portalı aktif kullanabilmek için giriş yapmalısınız.

Eğitim Videoları



5116 kez seyredildi

Howard GARDNER - Yetenek ve Disiplin



Howard Gardner'ın 23 Mayıs 2009 tarihinde Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde Çoklu Zeka üzerine gerçekleştirdiği konuşmanın 4. bölümü.


Altyazı

Daha öncede söylediğim gibi

araştırdığım insanların tek bir zekâ alanında özel olduklarını düşünürdüm.

Ancak daha sonra bu konuda yanıldığım sonucuna vardım.

Öncelikle neredeyse hepsi, birden çok zekâ alanında yeterlilerdi

ve bunlar çoğunlukla sıra dışı birleşmelerdi.

Örneğin Freud kendini bir bilim adamı gibi görürdü ve çok mantıklıydı.

Fakat dil konusunda da çok iyiydi çünkü muhteşem bir yazardı

ve insanları iyi anlardı, yani bir bilim adamı için ender bir birleşim.

Neredeyse tamamının zayıf olduğu alanlar var,

mesela Freud’un müzikle hiç alakası olmadığını, müziği hiç sevmediğini ve anlamadığını söyleyebilirim.

Ve Stravinsky dışında her birinde güçlü olmadıkları bir yön buldum.

Çoğumuz yetişkin olarak yaratıcı değiliz ayrıca dahi de değilizdir.

Çünkü dahi, çok genç yaşta çok yetenekli olan kişilere denir.

En ünlü dahiler Picasso ve Mozart’tı.

Dahi oldukları için orada bir artı var.

Ve kendi alanlarında değişim yaratan kişilerdi, bu yüzden yetişkin olarak yaratıcı insanlardı.

İlginç olarak genç dahiler, müzisyenler, matematikçiler,

özellikle yetişkinler kadar yaratıcı değillerdir.

T.S Eliot, Stravinsky, Martha Graham gibi incelediğim birçok yetişkin kişi dahi değildi

ancak yetişkin olarak son derece yaratıcılardı.

Peki neden?

Aslında benim bir teorim var.

Yaratıcı olmak için bir alanda uzman olmak gerekir

fakat asi, ikon düşmanı bir mizacınız da olmak zorunda.

Bu da bir şeyleri çiğnemeniz,

insanların yapmaktan ve davranmaktan hoşlandığı şeyleri değiştirmeyi istemeniz,

başkalarının yaptıklarını yapmaktan hoşlanmamanız anlamına gelmektedir.

Bu nedenledir ki bu insanlar sıra dışı durumlarda aykırılıklara ilgi duyarlar.

Dahi kişi zaten hangi alanda yer alacağını biliyordur.

Hem Picasso hem de Mozart aynı alanda yer alan babalara sahipti

ve büyüdüklerinde de yapacakları şey onların yaptıkları olacaktı.

Ancak uzmanlara ters düşen bir kişilik geliştirmek zorundalardı.

Gerçekte her ikisi de babalarını reddetti.

Yeni bir şey yapmak için bunu yapmak zorundalardı.

Çünkü babaları ne yaptılarsa aynısını onların da yapmasını istediler

ve bu da yaratıcı insanların yapmayacağı bir şeydi.

İncelediğim diğer insanlar,

ilk önce toplumun kurallarını hiçe saymaktan mutlu olan

ve başkalarının yaptığını yapmayan isyancı insanlar olmuşlardı.

Ve sonra çalışma yapacakları alanı seçmişlerdi.

Yani Stravinsky ressam, kareograf, avukat ya da müzisyen olabilirdi

ama o başka seçenekleri olsa da sadece müzisyen olmayı tercih etti.

Mozart gibi bir dahi değildi.

Peki bunun eğitimle alakası nedir?

Hepimiz asi, yaramaz olup bize zorluk çıkaran öğrencilere sahibiz

ve tabii ki onlardan kurtulmak isteriz çünkü onlar hayatımızı daha da zorlaştırıyor.

Üzerine araştırma yaptığım insanlardan olan Freud okul hayatında başarılıydı

ama diğerleri o mizaca uymadıkları için okul yaşantılarında problemleri oldu.

Gerçekten insanlar için problem,

heyecanlı olabilecekleri bir alan bulmak ve bu alana odaklanmaktır.

Örneğin, bilindiği üzere Einstein okul hayatına dayanamamıştır

ve bu nedenle ailesinin başka bir ülkede bulduğu yenilikçi bir okul bile,

onun okul hayatını bitirmiştir.

Yani, yaratıcı potansiyele sahip bir insanla çalışmak zordur,

daha zor olanı ve çaba gerektireni, baskın zekâyı ve kişiliğini kullanabileceği bir alanı bulmaktır.

Bu yüzden eğer yeni şeyler düşünen, deneyen insanlarla bir aradaysanız,

bilgisayarlarla, resim çizmekle, yapmakla, dans etmekle ya da matematikle ilgilenenler gibi,

bu kişilere bilişsel ve duygusal destek vermeniz gerekir.

Duygusal destek:

"Pablo, ne yaptığını gerçekten anlamıyorum ama seni seviyorum

ve sevmeye devam edeceğim" gibi.

Bilişsel destek:

“Aman Tanrım, gerçekten resim çizme konusunda çok yeteneklisin,

ben bu şekilde daha önce hiç düşünmemiştim” gibi.

Yani, onların kendilerini anlayabilecek ama aynı zamanda da sevecek insanlara ihtiyaçları var.

Yine eğitimciler olarak az yaratıcı, orta derecede yaratıcı

ya da üstün derecede yaratıcı olanlarla ilgileniyorsak,

biz gelecek vaat eden bu bireylere destek sağlamalıyız.

Şimdi hem üstün yaratıcıları hem de az derecede yaratıcıları betimlediğime inandığım

beş faktörü açıklayacağım.

Eğer yaratıcılığa değer veriyorsak, çocuklarımızı ya da torunlarımızı buna teşvik etmeye çalışmalıyız.

Birincisi bu kişiler çocuk gibidirler.

Garip sorular sormaktan, gülünç olmaktan bile asla korkmazlar.

Einstein’ı ünlü bir tişörtün üstünde bu şekilde görmüşsünüzdür.

Ama aynı zamanda, gençlik zamanlarında oldukça ciddi oldukları da görülmüştür.

Yani gençken ağırbaşlı ve olgunca bir ciddiliğin karışımı iken,

büyüdükçe çocuk gibi olan özelliklerini korurlar.

Yaratıcılık hakkındaki soruya cevap olarak sabah söylediğim şeyi hatırlayın,

şakacı, deneyci olmak, varoluşçu sorular sormak

kendi akıl bankanıza yaptığınız bir yatırım gibidir.

Ve bu yatırımı yaşlandığınızda kullanabilirsiniz.

Yaşlandıkça, Freud’dan alıntı yapmayı seviyorum.

Freud'un ‘Ben gençken düşünceler bana gelirdi,

ben yaşlandıkça onlarla karşılaşmak için yolun yarısına kadar gidiyorum,’ derken anlatmak istediği,

insan yaşlandıkça 50 yıl önce unutulan şeyleri kendini zorlayarak ya da geri giderek çocuk gibi tekrardan hatırlar.

Tutku ve bağımlılık.

İster Darwin ister Gandhi ya da Einstein olsun,

bunlar uzun süre boyunca kendilerini bir işe, projelerine odaklayacak

ve kendi projelerinde olmayan şeyleri uzaklaştırabilecek insanlardır.

Einstein ünlüydü çünkü traş kremi kullanmazdı.

Sadece sabun kullanırdı.

O, tıraş kreminin ve sabunun birlikte kullanılma konusunun anlaşılmasının zor olduğunu

ve sadece birini kullandığını söylemişti.

Aynı zamanda çorap giymezdi. ‘Neden çorap giyeyim ki zaman alıyor,’ demişti.

Şimdi bunlar gerçek ama komik şeyler.

Ama ‘Hayatımın geri kalanını ışığın ne olduğunu, yapay olarak ışık değil,

genel olarak ışığın ne olduğunu düşünmekle harcayacağım,’ demiştir.

Bu tutku ve bağımlılıktır.

Gençler hakkında endişeleniyorum

çünkü günümüzde İnternet üstünde bir şeyden başka bir şeye yönelmek oldukça kolay.

Sürekli olarak anlık mesajlaşmalarla ya da sosyal ağlarla birbirleriyle iletişim halindeler.

Bu durum Türkiye için henüz geçerli değilse bile, yakında olacaktır.

Böyle şeylerin önüne geçemezsiniz.

Ancak bu her gün sürekli olarak bir şeyler üzerine çalışıp tek başına saatler geçirme anlamına gelir.

Çelişkidir ki,

Bill Gates asıl yaptığı şeyi yapamasaydı,

gelecekteki insanlar için bunu yapmak daha zor olurdu.

Ama belki de yanılıyorumdur.

Yaratıcı insanlarda farklı zekâ türlerini birleştirme eğilimi vardır.

Bunu zaten söylemiştim.

Freud bir bilim adamıydı

ama bir bilim adamına göre sıra dışı zekâ alanlarına sahipti.

Darwin’in zayıf bir öğrenci olduğu düşünülürdü.

Ailede ise aptal olduğu sanılırdı.

Elbette çok özel bir aileydi.

Ama olaylara genellikle sıra dışı bakarlardı.

Bunlar olaylara tıpkı bir uzman gibi yaklaşan IQ’sü yüksek olan insanlardan oldukça farklıdırlar.

İşte son zamanlarda kullanmaya başladığım ayrım:

lazer bir zekayla ışıldak zeka arasındaki fark.

Lazer zekâ, tek bir şey üzerine daha uzun süreler odaklanabilir.

Ve büyük olasılıkla en yaratıcı atılımlar, lazer zekâlı bu insanlardan gelir.

Mozart tamamıyla kendi zihninin içinde yaşadı.

En güzel yerlere gidebilirdi ama zihni beste yapmakla meşguldü.

İş dünyasındaki ya da politikadaki insanlar ise,

Fransızların ‘em d’affaire’ dediği “olayların insanları”,

projektör zekâya sahip olma eğilimindedirler.

Onlar hayli geniş bakabilirler, 360 derece gibi.

Politika, ekonomi, halkla ilişkiler, iletişim gibi birçok farklı alanı izleyebilirler.

Ancak uzmanlaşma zorunluluğu gütmezler.

Daha çok lazer zekâlı bilirkişileri işe alma eğilimindedirler.

Benim daha önce kullandığım anlamda yaratıcı olmaya yatkın değildirler.

Yalnız bana çevirmenin söylediğine göre,

Atatürk hem lazer hem de projektör zekâya sahipmiş,

bilmiyorum doğru mu, artık onu siz düşüneceksiniz.

Yalnızlık büyük bir güç.

Yaratıcı insanlar bir şeyleri düşünüp denemek için yalnız olmaya,

düşüncelerini ifade etmek için zamana ihtiyaç duyarlar.

Yine bu konuda gençler için endişeleniyorum.

Özellikle gelişen dünyada, genç insanlar birbirleriyle sürekli iletişim halindeler.

Anlık mesajlaşabiliyor, Twitter ve Facebook kullanıyorlar

Binlerce mil seyahat ederek tanıdıkları insanlarla temas kurabiliyorlar.

Amerikan kolej ve üniversitelerinde şimdi “helikopter anne baba” dediğimiz bir kavram var.

Bunlar üniversite boyunca çocuklarının etrafında gezinip

onlarla sürekli iletişim halinde olan ve çocukların gerçekten sevdiği anne babalardır.

Çünkü çocuklar para ya da diğer şeyler için aileye başvurma alışkanlığındadırlar.

Yine yalnızlığın giderek kaybolan yararlı bir şey olduğunu düşünüyorum

ve belki insanlar yalnız kalmadan yaratıcı olacaklardır ancak bu geçmişte mümkün değildi.

Son olarak, yaratıcı insanlar son derece iğrenç, kötü insanlar olabilirler.

Ve uzmanlık alanlarında değil

ama çalan, aldatan, yalan söyleyenlerin yanına yaklaşmak istemeyiz.

Fen, sanat ya da bilim olsun kendi alanlarında çalışırlarken, kendilerini kandırmazlar.

Bir şeyleri net olarak görmeye çalışır,

başkalarının da bunları apaçık görmesini umut ederler.

Demek ki dürüst, dolaysız, dağınık olmayan bir durum var.

Ancak bu sizin cüzdanınızı çalmayacakları anlamına gelmiyor.

Sadece müzik besteliyorlarsa, bu konuda son derece ciddi oldukları

ve bu işi tam olarak yapmak istedikleri anlamına gelir.

İşte bu yüzden Sibel arkadaşlarıyla iyi bir konferans yönetiyor

ve bunu en iyi şekilde yapmaya çalışıyor.

Fatma, Sibel ve onların iş arkadaşları bu alanda yüksek not aldılar.

Ama Sibel senin cüzdanını çalabilir.

Sadece bir şakaydı.

Bu insanlarla çalışırken bizzat öğrendiğim üç ders var.

Birincisi, daha önce de bahsettiğim gibi düşünceleri ifade etmek için zamana ihtiyacınız vardır.

Ve umuyorum ki eğer siz eğitimciyseniz,

öğrencilerinize düşünecek ve yaptıkları işlerlerle kendilerini ifade edecek zamanı verin.

Onları, her anlarını meşgul edecek şekilde yoğun işlerle uğraştırmayın.

Eğilim, ne konuda iyi olduğunuzu bulmak ve onu ilerletmek,

gerçekte iyi olmadığınız konu hakkında endişelenmemek anlamına gelir.

Eğer gençseniz bu doğru değildir.

Genç iken Çinlilerin dediği gibi pek çok konuda iyi olmayı denemeniz gerekir.

Ama yaşınız ilerledikçe yani ergenlik çağına girdikçe ve genç bir yetişkin iseniz,

eğilim; iyi olduklarınızı harekete geçirip, iyi olmadıklarınız hakkında endişelenmemeniz manasına gelir.

Çünkü eğer bir şeyde iyiyseniz, başka şeylerde iyi olan kişilerle çalışabilirsiniz.

Ve onlar size, siz de onlara yardım edebilirsiniz.

Çok iyi bir örnek değil

ama Einstein fiziği matematiksel değil de uzamsal olarak düşünmekte daha iyiydi.

Bu yüzden İzafiyet Teorisini geliştirirken kendisine yardım edebilecek

ve onun da başka konularda onlara yardım edebileceği matematikçilerle çalıştı.

Üçüncüsü, eğitimciler için kesinlikle en önemli olan ise,

düzenleme ya da yeniden düzenlemedir.

Düzenlemek; birinin yeni denediği bir şeyde başarısız olmasıdır.

Ve ne kadar hırslı olursanız o kadar fazla başarısızlığa uğrarsınız.

Aslında bilimsel bulgular kanıtlıyor ki,

fazla yaratıcı olan bireyler az yaratıcı olanlardan daha çok iş yapıyorlar.

Bu oldukça şaşırtıcıdır.

Düzenlemek demek,

bir şeyler yanlış gidiyorsa,

bırakmamak, kendinizi kötü hissetmemek,

müsveddenizi yırtmamak, eşinizi suçlamamak,

"işe yaramıyor" demek yerine,

“bundan ne öğrenebilirim, bir dahaki sefere bunu daha iyi nasıl yapabilirim” demektir.

Yeni hatalar yaparsınız..

Yaratıcı insanlar eski hatalarını tekrar etmezler ama yeni hatalar yapmaya heveslilerdir.

Jean Monet’den alıntı yapmayı seviyorum.

Bundan 50-60 yıl önce Avrupa Birliği düşüncesini ilk dile getiren Fransız ekonomist,

Avrupa Birliğini yaratmak amacıyla bıkmadan çalıştı.

O kadar da ünlü biri değildi ama oldukça önemli biriydi.

Monet; ‘Her mağlubiyeti bir fırsat olarak düşünürüm,’ demiştir.

Yani Jean Monet ve General Degol için iyi gitmeyen her an, onların sevebileceği zamanlardır.

Ve Monet ‘Ne yapabilirim ve gelecek sefer bunu nasıl geliştirebilirim,’ demiştir.

Bu eğitimde çok önemlidir.

Çünkü eğer öğrencilerinizin yanlış yapmalarına izin vermezseniz,

onlara yanlış bir yaşam görüşü verirsiniz

ve onların asla yaratıcı olamayacaklarını garanti edebilirsiniz.

Bu sabah söylediğim gibi, öğrencilerimizden istediğimiz şey,

yanlış yapmaları ve bu yanlışlardan yeni şeyler öğrenmeleri,

başka şeyleri denemekten korkmamaları,

işe yaramadığında ise neden işe yaramadığını düşünüp yeni şeyler denemeleridir.

Yani, ifade etme, düzenleme ve eğilim,

yüksek derecede yaratıcı gücümüz olmamasına rağmen kullanabileceğimiz üç şeydir.

1980’lerde Çin’e pek çok kez gittim

ve yaratıcılık hakkında Amerikan ilericiğinden, örneğin John Dewey gibi insanlardan gelen kesin fikirlerim vardı.

Ve edindiğim düşünceler,

önce oyunsever olmalısınız, araştırmalısınız,

hayal gücünüzü kullanmalısınız,

elinizde bulunanları geliştirmelisiniz gibi düşüncelerdi.

Size Amerikalı çocukların yaptığı resimleri göstereceğim.

Daha sonra sadece eğlence için,

solda 4 yaşındaki bir çocuk tarafından yapılmış bir resimle,

sağda Helen Franklin tarafından yapılmış

ve milyon dolarlarca değeri olan iki resmi karşılaştırabiliriz.

Diğeri Jackson Pollock tarafından yapılmıştır ve 20 milyon dolar değerindedir,

diğeri, soldaki yine bir çocuk tarafından yapılmıştır.

Soldaki de Hans Hofmann tarafından yapılmıştır.

Yani bunlar yaratıcılıkla ilgili önceden de sahip olduğum bir görüştür.

Ama Çin'in bakış açısı ilk olarak disiplini kurmaktır

ve bence bu sadece Çin bakış açısı değildir.

Geldiğiniz ülkelerde de muhtemelen böyledir.

Yürümeden önce emeklemelisiniz.

Koşmadan önce yürümelisiniz.

Ve yeni bir şey yapmadan önce matematiği doğru şekliyle öğrenirsiniz diyorsunuz.

Bu eğitimin farklı bir bakış açısıdır.

Her iki görüşünde birbiriyle alakalı olduğuna ikna oldum.

Size eşimle birlikte Çin'de 20 yıl önce yaptığımız bir araştırmayı göstermek istiyorum.

Bu bir Çin sınıfı ve Setuan bölgesindeki, ressam Chung Ta’dan, tam 25 yıl önce.

Bu gördüğünüz birinci sınıftaki mürekkep ve fırça dersi.

Bunu Çin’de her yerde görebilirsiniz.

Bir sınıfta 50- 60 öğrenci vardır ve konu balık, Japon balığı çizmektir.

İlk olarak sınıfın önünde masada gerçekten bir balık var.

Görebiliyor musunuz?

Görmek biraz zor.

Tüm çocuklar gibi gerçek bir balık dikkatlerini çekmiyor.

Nasıl çizecekleri konusunda yönergelere bakıyorlar.

Ve görebildiğiniz üzere,

öğretmen tahtaya fırça darbelerinin tam sırasını

1, 2, 3, 4 diye Arap sayıları kullanıp tam şekli göstermiş.

Ve her çocuğun sırasında numaralara göre balığı nasıl çizeceğini anlatan bir kitapçık var,

böylece o balığı tam olarak nasıl çizeceklerini gösteriyor.

Çocuklar bunu eve götürmekle sorumlular,

ki evde aileleriyle evde deneme yapabilsinler.

Ve sanırım biliyorsunuzdur,

evde her akşam her Çinli aile çocuklarıyla çalışırlar.

Yaptığımız diğer bir çalışmada,

Çinli çocuklara “Akşam evde olmak nasıl bir şeydir?” diye sorduk.

Ve çocuklar kendilerini yemek masasında yanlarında anne ya da babalarıyla,

çoğunlukla babalarıyla ders çalışırken çizdiler.

Amerikalı çocuklardan da,

tabi ki tek bir Amerikalı çocuktan değil, aynı şeyi istedik.

Onu, tıpkı 20 yıl önce olduğu gibi,

odalarında tek başlarına televizyonları, walkmanları ve teypleriyle kendileri yaptı.

Bu iki toplum arasındaki büyük bir farktır.

Böylece öğretmen balığın nasıl çizileceğini modeller,

sonra çocuklar kitapçıklara bakarak çizip boyamaya başlarlar.

Ve iyi de yaparlar.

Eğer hata yaparsanız öğretmen ne yapar?

Bilirsiniz, yanınıza gelir ve elinizi tutar.

Böyle bir Çin atasözü vardır: “Elinden tutarak öğretmek” diye.

Bununla ilgili de bir kitap yazmak istiyorum bu arada,

bu da başka bir konu,

“Elinden tutarak öğretim”.

Ve dersin sonunda herkes güzel bir balık yapar.

Eminim bu odadaki birçok insan bu yaklaşımı tanıyordur:

hatasız kopyalama yaklaşımı.

Eşim ve ben çok kötü, çok belayız

bu nedenle Çinli misafirlerimize “Acaba Çinli çocuklar daha önce görmedikleri bir şeyi çizebilirler mi?” diye sorduk.

Ve daha önce görmediklerini bildiğimiz bir şeyi gösterdik:

bir İtalyan bebek arabası.

Bu da Tayvan Benjamin’den evlat edindiğimiz oğlumuz.

Artık bir kolej mezunu

ve Boston Redsocks beysbol takımı için bir televizyon istasyonunda çalışıyor.

Beyzbol takımı.

Bu da Çin’deki çevirmenimiz Mr. Son.

Böylece çocukların arabayı çizebildiklerini görmek istiyoruz dedik.

Peki, tüm öğretmenler ne dedi?

Hayır! “Bunu yapmanıza izin vermeyeceğiz” dediler.

Gerçekte demek istediğimiz şey "Bizi utandıracaksınız,

çünkü öğrencilerin ne yapıp ne yapamayacağını göstereceksiniz."

Ve hiçbir öğretmen Amerikalı bir yabancının önünde mahcup düşmek istemez.

Doğru mu?

Fakat Çin gibi son derece otoriter bir yerde bile işe yarayan bir şey öğrendik.

"Bunu çalışmamız için yapmak durumundayız" dedik.

Ve öyle dedikten sonra "tamam" dediler.

Ve bu da çevirmenimiz Mr. Son ile sınıfın önünde bebek arabasıyla duran eşim Allen Winner.

Şu dolabın üstünde,

çocukların çizmeyi öğrendikleri korkunç Disney benzeri resimler var.

Sonrasında olan çok ilginçti.

Herkes çocukların arabayı güzel resmedişine hayret etti,

Amerikalılardan bile daha iyilerdi.

Dürüst olmak gerekirse benden bile iyilerdi.

Önlerindeki arabadan başka faydalanacakları bir şey yoktu

ve farklı yollarla çizdiklerini görebiliyordunuz.

Birbirlerinden kopya da çekmediler.

Burada 5 ve 6 yaşındakilerin çizimleri var.

Görmek biraz zor belki ama bu üç boyutu ve her şeyiyle en karmaşık olanı.

Bundan çıkardığım sonuç şu,

yaratıcılığı harekete geçirmenin farklı yolları vardır.

Bu Russo’nun doğru ya da Konfüçyüs’ün yanlış

ya da Konfüçyüs’ün doğru, Russo’nun yanlış olduğu değildi.

Sahip olmak durumunda olduğunuz şey bir değişimdir.

Ve değişim, size öğretilenin aynısını yapma yaklaşımından, keşfetmekte özgür olduğun bir diğerine kaymadır.

Amerika'daki sorun ise, ki eminim biliyorsunuzdur,

herkesin kendini yetenekli görmesidir.

Fakat birçok insanda disiplin yoktur.

Çin’deki en büyük sorun 20-30 yıl önce korkunç boyutta disiplin olmasıydı.

Ancak kimse onları esnetemediği için yaratıcılık kuruyup gitti.

Bu siz 30-40 yaşındayken mümkün olmazdı.

Çinli meslektaşım burada olması gerekiyordu ancak sanırım burada değil.

Chen Je Lon gelmedi mi?

-Rahatsızlığından dolayı gelemedi.

Tamam.

Son olarak eğer zamanımız varsa,

hepiniz okullardaki eğitimle alakalısınız,

bu nedenle işte size üzerinde düşünecek bir şey;

Ne tarz bir yaratıcılığa değer veriyorsunuz?

Sıfır yaratıcılık mı,

düşük ya da orta düzeyde yaratıcılık mı?

Disiplinle yetenek arasındaki denge nasıl olmalıdır?

Bir elinizde yenileşme, diğerinde yaratıcılık.

Çinli meslektaşlarımla dalga geçerdim.

“Sanatta ve bilimde gelişime inanırsınız ama politikadaki değişime değil,” derdim.

Bizler Amerika’da politikada gelişime, sanatta ve bilimde ise değişime inanırız.

Bu bir şaka olsa bile,

nerede yavaş değişen şeylere sahip olmak istediğinize

nerede daha çarpıcı değişen şeylere sahip olmak istediğinize karar verebilirsiniz.

Eğer mücadeleye hevesli, meydan okuyan, hata yapan

ve denemeye devam eden kişiliğe sahip değilseniz, yaratıcılığa sahip olamazsınız.

Bu bir öğretmen için daha zordur.

Eğer herkes aynı hizada yürür

ve istediğinizi harfi harfine yaparsa bu daha iyi bir şeydir.

Ancak bu durumda ne yaratıcılık ne de yeniliği elinizde tutardınız.

Yani bu sabah bahsettiğim gibi,

sadece doğru yanıtlar ortaya koymaktansa,

biri her zamanki tanımdan farklı bir şey de söylese,

onu anlamaya çalışın.

Piaget’nin olağanüstü bir iç yüzü vardı.

Bu birinci ve ikinci konuşmayı birbirine bağlıyor.

Ne zaman biri yeni fikirler ortaya koysa, zaman zaman bunu düşündüm.

Piaget bir biyologdu ve bir dahiydi.

İlk makalesini 11 yaşındayken yayınladı.

Kimse onun bir çocuk olduğunu bilmiyordu

ve yaptığı çalışmadan dolayı 14 yaşında kendisine profesörlük unvanı verildi.

Bu tıpkı Internette kimsenin benim doktor olduğumu bilmemesi gibi bir şey.

Piaget makalesini yayınladığında kimse onun 14’ünde olduğunu bilmiyordu.

Böylelikle biyoloji alanında çalışmak istedi

ancak biraz psikoloji hakkında bilgi sahibi olmanın ilginç olacağını düşündü

çünkü bilimin biyolojisiyle ilgileniyordu.

Canlıların bir şeyleri öğrenmesine ne olanak sağlar?

Bu çok büyük bir varoluşçu sorudur.

Ve hayat hikâyesinin anlattığına göre,

Binet’in laboratuarında çalışmaya başladı.

Bundan sabah da bahsetmiştim,

çocuklar ve biliş hakkında bilgi sahibi olması

ve daha sonra biyolojiye dönmesi bir kaç yılını alacaktı.

O bilgi sahibi oldukça, geri kalanı hayatını aldı.

Ve yetmiş yaşındayken biyoloji ve bilim hakkındaki kitabı “Biology Connaissance” adlı eserini yayımladı.

Yani Piaget hepinizden daha gençken Ceneva'dan Paris’e,

Binet’in çalışma arkadaşı Simone’nin laboratuarında çalışmaya gitti

ve IQ testleri yapmayı öğrendi.

Piaget’nin dâhiyane yönü neydi?

O doğru yanıtlar üzerinde hiç vakit harcamadı.

Onun zeki yanı, yanlış cevaplara odaklanmaktı

ve çocuğa neden o yanıtları verdiğini sormaktı.

Ve bu, Piaget ile aynı fikirde olsak da olmasak da

ben dâhil bu odadaki birçok insanın hayatını adadığı

büsbütün yeni bir bilgi alanını ortaya çıkardı.

Bu yüzden Piaget dedi ki;

“Doğru cevaplara bakmayın. Yanlış cevaplara yol açan düşünceyi kavrayın”.

İşte, size söz verdim; çok uygulamalı olamayacaktım ama bir şekilde olabilirim.

Bunu, 10-11 yaşlarındaki öğrenciler için düşünüyorum.

Onlara bir türde nasıl çalışmalar ortaya koyacakları öğretilmiş olmalı.

Ve vereceğim örnek, eminim birçok okulda kullanılıyordur: kitap özeti.

Bir kitap özetinde kitabı okur ve kitap hakkında beş yüz ya da bin cümle kurarsınız.

Yani bu kitap özeti yazma konusunda uzman olmaktır.

Bir dönem ödevi ya da laboratuar deneyi de bir türdür.

Yaratıcılığın ortaya koyduğu şeyde öğretmeni ilgilendiren,

öğrencilere iyi bir kitap özeti çıkarmada birçok yolun olduğunu göstermektir.

Her zaman “Önce bu oldu sonra şu oldu daha sonra bu oldu,” demek zorunda değilsiniz.

Onlara “Kitap başlamadan hemen önceki zamanda neler oldu?” diyebilirsiniz.

“Neden yazar adını değiştirdi?” diyebilirsiniz.

“Haydi, bu kitaba başından değil, sonundan başlayalım,” diyebilirsiniz.

Ve öğrencilere etkili bir kitap özeti, etkileyici bir dönem ödevi yazmanın

ya da bilimsel bir deney vs. uygulamanın birden fazla yolu olduğunu gösterebilirsiniz.

Yani uygulanabilir fikir, öğretmenin bir balığı çizerkenki tarzıdır.

Ancak düşünceleri ve hayal gücünü resmetmek için kullanılan becerileri uygulamamız gereklidir.

"Ayın diğer tarafında nasıl olurduk?",

veya "eğer bir karınca ya da kelebek olsaydık dünya bize nasıl görünürdü?" gibi.

Böylece bu sabah yaptığım gibi bir sonuca varmak istiyorum

çünkü zekâ, yaratıcılık ve burada bahsetmeyeceğim liderliğin

ahlakın dışında olduğunu söylediğimi hatırlayın.

Yaratıcı insanların eserleri hakkında dürüst olduklarını

ama çoğunlukla nazik insanlar olmadıklarını söyledim.

Atladığım bazı slâytlar, kaç yaratıcı insanın epey ahlaksız olduğuyla ilgilidir.

Casa Von Fac, bir sadistti.

Sevgililerini, kız arkadaşlarını tuhaf şekillere sokmaktan zevk alıyordu.

Yani zekâ, yaratıcılık ya da liderlikle alakalı olarak özellikle ahlaki bir şey yoktur.

Ve yine esas mesele,

yaratıcılığı, yeniliği ama aynı zamanda insanoğlunda sorumluluk duygusunu da ortaya çıkararak,

teşvik edemez miyiz, olacaktır.

Yaratıcı, insancıl, nazik, ahlaklı ve sorumlu olabilir misiniz?

Bu, son konuşmamda da bahsedeceğim, iyi iş projesinin konusunu oluşturmaktadır.

Böylece bugüne dair konuyu da özetleyeyim.

Bu sabah 10’da zekâyı tek bir şey olarak gören

ve kısa cevap testleriyle ölçülebilen geleneksel bakış açısını ele alarak başladım

ve birbirinden oldukça bağımsız bir kaç zekâya sahip olduğumuzla ilgili

farklı bir düşünceden bahsettim.

Hepimizde bu Çoklu Zekâlardan vardı

ancak profillerimiz açısından farklılık göstermekteydik

ve eğer okulda iyi değilsek, eğitimciler bu durumdan faydalanmalı

ve eğitimi kişiselleştirerek

her çocuğun kendi yeteneği el verdikçe en iyi şekilde öğrenmesine çalışmalıydı.

Ve bilgisayarlar eğitimi kişiselleştirmede çok yardımcı olabilirdi.

Gary'nin de slâytlarda gösterdiği gibi eğitimi çoğullaştırmalıyız.

Dersleri farklı birçok yolla sunmalıyız.

Bu fikirleri anlattıktan sonra insanlar yaratıcılık ne âlemde dediler.

Ve ben de yaratıcılığı bu ve şu eğri şeyi kaç şekilde kullanırsınız şeklinde ölçen standart testleri eleştirmeye başladım.

Çünkü ilki; gerçek yaratıcılığın ne ile ilgili olduğunu tam olarak bilmiyoruz.

Farz ettiğimiz şey; eğer bir kişi bir konuda yaratıcı ise,

başka alanlarda da yaratıcı olacaktır.

Benim bütün Çoklu Zekâ çalışmalarımı alırsak,

sadece bir konuda iyi olmanız ve başka konularda olmamanız tartışma konusu değildir.

Leonardo Da Vinci ya da Atatürk olmadığınız sürece.

Böylece, sıradan, düşük yaratıcı zekâlı insanları araştırmaktansa,

belirsiz durumlara, entelektüel devlere

yani dünyayı kendi düşündükleri, hissettikleri ve davrandıkları şekilde değiştiren kişilere odaklanmaya çalıştım.

Bildiğim kişileri seçtim ama eminim ki hangi ülkeye giderseniz gidin,

çok büyük kişiler görebilirsiniz.

Bir yandan da nasıl biraz disiplin geliştirmek zorunda olduklarını anlatıyorum

ama aynı zamanda da, Çin’de olduğu gibi,

onlar her şeyin doğru bir cevabı olmasından hiç de tatmin olmuyorlar.

Uymayan, şaşırtan şeyleri araştırıyorlar.

İşler iyi gitmediğinde, yeterince kuvvetli, güçlü mizaçlarıyla yeniden denemeye hazırlar.

Bahsetmeyi unuttuğum ve çok önemli olan bir nokta da,

okullarda yaratıcılığı vurgulamanız,

okul dışında yaratıcılığı ne kadar vurguladığınıza bağlıdır.

Amerika’da okullarda yaratıcılığı vurgulamaya çok gerek yoktur.

Bunun nedeni ise yaratıcılık derslerinin Amerika’da çok canlı olmasıdır.

Ya Holywood’da filmlerle ve televizyonla,

oyunlarla, video oyunlarıyla

ya da silikon vadisinden sürekli gelen çipler ve yeni aletlerle,

ya da son 20 yılda oldukça yaratıcı olan ve kimsenin anlamadığı

ve bedelini ödediğimiz yeni finansal enstrümanlarıyla oldukça yaratıcı olan Wallstreet gibi,

yaratıcılık hakkında Amerika’da oldukça çok mesaj vardır.

Kısaca disiplin daha çok vurgulanmalıdır.

Ama Asya’nın doğusunda 25 yıl önce,

disipline o kadar çok önem veriyorlardı ki,

insanlar hata yapmaktan çok korkuyorlardı.

Çok yaratıcı değildiler

ve sağlam mizaçlı olup kurallara daha iyi meydan okuyanlar

Avrupa’ya, Avustalya’ya ya da Amerikaya taşındılar

çünkü bunları kendi ülkelerinde yapmaları oldukça zordu.

Disiplin ve yaratıcılık arasındaki gerilimi,

kurallara uyan ve çetin olan iki insan arasındaki gerilim gibi anladığınızı düşünüyorum.

Tamamen geleneksel bir eğitime inanıyorsanız herhalde buraya gelmezdiniz

ama diğer bir yandan da,

geleneksel eğitimin çok güçlü olduğu bir sistemin içinden de geliyor olabilirsiniz.

Yarın…

Şimdi bazı sorularınız olabilir ama yarın

disiplinler ve disiplinler arası çalışmalardan daha çok bahsedeceğim.

Ama disiplin burada daha çok öğretim programı boyutundadır:

‘tarihi, bilimi ve resim’i nasıl öğretebiliriz?’

Ve öğleden sonra, gelecekte işlememiz gerekecek zekâlardan bahsedeceğim

ve son 15 yıldır odaklandığım iyi bir projeden de bahsedeceğim.

Şimdi yapmak istediğim şey, biraz nefes almak, su içmek.

Neden dinleyicilerden bazı sorular almıyoruz?

Eminim ki Sibel’in bu sabahtan kalan soruları vardır.

Bu mikrofonu kullanmayı deneyeceğim.

Evet, siz, buyrun.

Sunumunuz için çok teşekkür ederim, gerçekten çok aydınlatıcı bir sunumdu.

Ben Sebit’den Ali Türker.

Yaratıcı ve disiplinli yaklaşımı nasıl dengelememizden bahsettiniz.

İlginç bir soru sordunuz, yaratıcılık ve disiplilnli yaklaşımı nasıl dengelememiz konusunda.

Bence uyarlama süreci son derecede önemli.

Çünkü yaratılan şeyler bir uyarlama süreci sonucunda disiplinin bir parçası haline geliyor.

Benim yürüttüğüm çalışmada yine küçük ölçekli kararlar var,

örneğin gündelik hayatımızda gündelik yaşantımızda gün boyu küçük kararlar alıyoruz.

Okuldaki yaşantıya baktığımızda çocukların uyarlama sürecine sokabileceğimiz

ne gibi uygulamalar gerçekleştirilebilir?

Bu oldukça karmaşık bir soru, ki buna iyi bir cevap vereceğimden emin değilim.

Ve çok konuşmamın tehlikeli olacağını düşünüyorum.

Yapmamam gerekiyor.

Sorunuzun bana söylediği iki şey vardır;

model alma ve meta bilişsellik.

Model alma:

Çocuklar, özellikle sevdikleri, takdir ettikleri iki yetişkine

ya da beğendikleri ve takdir ettikleri yaşca büyük öğrencilere dikkat ederler

ve repertuarın bir parçası yapacak yaratıcılığın basamaklarını bu şekilde görürler.

Bu oldukça güçlüdür.

Çok küçük bir örnek kullanacağım,

buraya geldiğimde ismimin, isim kartının sadece bir tarafında yazıldığını fark ettim

bu yüzden adımı kalemle kartın diğer tarafına da yazdım.

Bundan Sibel’e bahsettim

ve bundan itibaren isimleri iki tarafa da yazdırılacağını söyledi.

Açıkçası bunu benim için yaptı.

Öğretmenleriniz böyle şeyler yaptıklarında, bizlerin de bunu yapması gerekir.

Zamanımın çoğunu kendi çocuklarımla iyi gitmeyen şeyler hakkında konuşarak geçiririm.

Çünkü onlar, her şeyin benim için iyi gittiğini, benim iyi tanındığımı düşünüyorlar.

Yani burada öğrenecek hiç bir şey yok

ama işler iyi gitmediğinde nasıl ele aldığımı öğreneceklerini umuyorum.

Diğer şey ise, meta bilişselliktir.

Yani siz böyle bir şey yaptığınızda,

bir çocuk böyle bir şey yaptığında buna dikkat edersiniz.

Bir örnek vermek istiyorum; eskiden bir piyano öğretmeniydim.

Piyano öğretmeni olarak bazen yaptığınız şey, çocuğa esere sondan başlamasını söylemenizdir

çünkü bu bazı alışkanlıkları kırar.

Çocukla bir hafta bir eseri bu şekilde yaptığınızı farz edelim,

gelecek hafta çocuk gelecek ve esere sondan başlayacaktır.

Siz de bunun mükemmel olduğunu,

geçen hafta öğrendiği yeni yolu uyguladığını söyleyeceksiniz.

Bu harikadır.

Yani çok bilişsellik; çocuğu, sizin farkında olduğunuzu farkına vardırmanız,

sonra da çocuğun kendinin farkına varmasıdır.

Ama tabii ki bunun sırrı her zaman esere sondan başlamak değildir.

Bu da alışkanlık olabilir.

Jojo Maz’ın yaptığı şey, onlara ortadan başlatmaya,

baştan başlatmaya ve sondan başlatmaya izin vermektir.

Bence bu en esnek yoldur.

Yani bu iki şey sorunuzla alakalıdır.

Evet. Oradaki.

Belki özel bir alana ilişkin bir soru

Ben İzmir Üniversitesinde iç mimari bölümünde çalışıyorum.

Başka alanlarda da olduğu gibi iç mimarlık alanında da bilgisayar kullanımı geliştirilmiş durumda.

Tabi ki, başka alanlarda da olduğu gibi iç mimarlık alanında da bilgisayar kullanımı geliştirilmiş durumda.

Paket programlar geliştiriliyor ve bu bilgisayar programları birçok kişinin gözünde yaratıcılığı öldürüyor.

Fakat benim kendi deneyimim ışığında, bilgisayarların öğrencilerin belli bir mesleğe odaklanmasını etkilemekte,

çevrelerine daha geniş ve esnek bakmalarını önlemekte olduğunu düşünüyorum.

Dolayısıyla bir nesneye bakıp o nesneyi çizerek yaşanılan öğrenme sürecini bilgisayarlarda bulamıyoruz.

Bu konunun bence yaratıcılık ve toplumsal olgularla yakından ilgili diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

Bu çok güzel bir soru.

İster inanın ister inanmayın,

bunu cevaplamaya çalışmak için önceliklerin henüz başlangıcındayım.

Yani buna bir cevabım henüz yok.

Ama bahsetmeye değecek ve hipotezimiz olan iki şey;

reklamların ve yeni medyanın sonucunda gençlerde değişen eğitimsel kullanımlar

ve benim bahsettiğim, sizin bahsetmiş olduğunuz daha genel kullanımı olan profesyonel kullanımlardır.

Gerçekten önce birine değinmiş daha sonra da diğerine değinecektim.

Bu yakınlıkla,

insanlar arasındaki ilişkinin yeni medya ve hayal gücü tarafından değiştirildiği varsayımında da bulunacağız,

tabii ki hayal gücüyle ilgili sorunuz için de.

Hayal gücünü arttıracak çok fazla aracın sağlanmasında,

sizin de söylediğiniz gibi,

iki şey ortaya çıkarabilir.

Yaratıcılığı zenginleştirebilirsiniz ama sınırlandırabilirsiniz de

çünkü çok fazla iş, insanlar tarafından kullanılan makinelerde yapılmaktadır.

Bütün cevapları bilmediğimiz için araştırma projesi yapıyoruz.

Sorduğunuz özel bir soru üstünden bir noktaya değinebilirim,

ve bu da, ki yarın bahsedeceğim bundan,

bir disiplinin temel yapılarıyla alakalı olmadığınız halde,

disiplinler arası bir çalışma yapabilirsiniz.

Ama en üst kalitede disiplinler arası bir çalışma yapmak istiyorsanız;

temel bilgilere geri dönüp öğrenmeniz gerekmektedir.

Yani sorunuza cevap olarak,

insanlar iyi bir teknik ressam olmak için bir yere kadar mükemmel tasarımcı olmalıdır.

Aynı şekilde çok iyi bestekâr olacak insanların

kendi başlarına bir müzik aleti öğrenmeleri gibi bir şeydir.

Yıllar önce düşünülmeyen

ama şimdi bir müzik aleti çalmadan bir müzik bestelemenin söz konusu olduğu gibi,

yine şimdi tasarım yapmaya çizim yapmadan başlayabilirsiniz

ama 100 yıl önce bu hayal edilemezdi.

Yani bir kaç fikir için bu çok güzel bir sorudur.

Bilmiyorum mikrofona ulaşabilecek misiniz?

Tam ortadaki.

Herkese iyi öğlenler…

Öncelikle, sizi burada ağırlamaktan hepimiz onur duyduk, hoş geldiniz.

Yine okul yönetimleri olarak

baskın zihinsel yetileri belirlerken

diğer zekâ düzeylerini desteklemeyi hedefliyoruz.

Az önce siz de bahsettiniz.

İçsel ve Kişilerarası Zekânın öneminden bahsettiniz.

Benim sorum şu:

Acaba biz öncelikle bu iki zekâyı geliştirmek

ve daha sonra da diğerlerini geliştirmek için nasıl bir yol izlemeliyiz?

Teşekkür ederim.

Sabah anlatmaya çalıştığım şeyi gerçekten ifade ettiğimi söylemek isterim.

Bir bilim adamı olarak

size güçlü olduğunuz alanlara odaklanmanız

ya da güçlü olmadığınız alanlarda çalışmanız gerektiğini söyleyemem.

Bu sizin birey olarak vermeniz gereken ya da toplumunuzun yarattığı bir karar.

Yani Çin ile ilgili olan hikâyeyi anlatmıştım ve çok neşeli bir hikâyeydi.

Ancak Çin, bu mümkün olmasa bile,

herkesin her bir zekâ alanında iyi olmasına yardım etmeye karar verebilirdi.

Benim kendi kişisel görüşüme göre,insanlar epey rahatlar

ve bu durum bu odadaki çoğu insan için de doğru.

Sonra gençken daha çok nefes harcamalısınız

yani çocukların güçlü olmadıkları alanları ele almaya çalışmalısınız.

Tıpkı annemin ve babamın

Bedensel, Kinestetik ve Uzamsal Zekâma yaptıklarından daha fazla zaman ayırmalarını dilemem gibi.

Büyüdükçe, bana göre iyi olduğunuz alanlara yönlenmelisiniz

çünkü başarabilme olasılığınız daha yüksektir.

Ancak bundan farklı bir görüşe de sahip olabilirsiniz,

benim görüşüm bilim adamı görüşü değil, kendi kişisel görüşümdür.

Sadece İçsel Zekâların giderek daha da önem kazandığına değil,

aynı zamanda bu gibi zekâları nasıl geliştirebileceğimizle,

kendimizi anlamakla ilgili olarak

bunlar hakkında çok şey bilmediğimize inanıyorum.

Yani üzerinde çalışmaya son derece açık bir alan.

İlk soru soran kişiye söylediğim gibi, Kişilerarası Zekâ'da en önemli şey,

çevrenizdeki insanların birbirlerine nasıl davrandıkları konusudur.

Özellikle de çatışan kişilerle uyum içindekiler arasındaki farkı

ve kimin sorunu giderebildiğini görmektir.

Bunlar İçsel zekâ alanlarıdır

ve eğer çok fazla olumsuz örneğiniz varsa

bu durum olumlu örneklere sahip olmanızdan daha zor bir durumdur.

Kadınların ortalama olarak erkeklerden daha çok Kişilerarası Zekâya sahip olduğu kanıtlanmıştır.

Sanırım şu, bunun için kanıt olabilir ama bu ortalama anlamına gelir.

Bu durumun herkes için geliştirilmemesinin hiçbir nedeni yok.

Ve bence bunu denemeliyiz.

Yarın öğleden sonra beş zekâ alanından bahsedeceğim,

afedersiniz geleceğin beş akıl alanından diyecektim.

Bunlardan ilk üçü bilişsel ve ben bugün onlardan bahsediyordum zaten.

Son ikisi ise benim Saygılı ve Ahlaklı Zekâ diye adlandırdığım insanın kafasını içindekilerdir.

Size bu İçsel Zekâ alanlarını nasıl geliştirmeniz ve yetiştirmeniz konusunda bir takım fikirler vereceğim.

Evet, Eric’in sorusunu yanıtlarken Sibel’e başka yazılı sorumuz var mı diye soracağım.

Bu bazılarınızın bildiği üzere profesör Eric De Corte.

Merhaba. Ben Belçika’dan geliyorum.

Benim sorum şu olacak,

söz eğitimden açılınca burada zekâyı geliştirmek de,

yaratıcılığı yüreklendirmek de tabii ki son derece önemli.

Burada motivasyon ve etkin faktörler de dikkate alınmalı.

Benim sorum,

bütün bu farklı unsurları nasıl ilişkilendirdiğiniz yönünde olacak. Ve işin bilişsel yönü nasıl olacak?

Burada bahsettiğim ve üniversitenizi ziyaret etmek için davet edileceğine inandığım

arkadaşım Mihaly Csikszentmihalyi bana hep der ki:

‘Howard, bilişsel taraf kolay, asıl zor olan motivasyonla ilgili şeydir’.

Bana satışıyor tabi ki.

Ama tüm dünyadaki çocuklara sorulan sorularda, verecekleri yanıtın tartışmasız olduğu soru,

“Boşluğu Doldurun: Okul .........................dır,” Ne cevap alırsınız?

“Sıkıcı”.

Her yere gidebilirsiniz ve alacağınız cevap budur.

Elbette ki her çocuk bu yanıtı vermez

ve üzücüdür ki, Amerika’da göçmenler, göçmen öğrenciler bunu söylemez

ancak nesiller geçtikçe giderek heyecanlı olan şeylerin artık heyecan vermediğini tekrar tekrar dile getiriyorlar.

Sanırım yeni dijital medya bir ölçüde bu durumun sorumlusu.

Video oyunları oynamak, sayı saymaktan ya da kelimeleri bulmaktan daha heyecanlı.

Mihaly Csikszentmihalyi’e katılıyorum.

İncelemeye motivasyonu da katmak zorundayız.

Bence ÇZ’nın motivasyona yapacağı en büyük katkı şudur ki,

eğer insanlar aktiviteleri heyecan verici bulurlarsa, muhtemelen harekete geçerler.

Ve giderek daha iyi olurlar.

Eminim Mihaly Csikszentmihalyi’nin akıcılık görüşünü biliyorsunuzdur.

Akıcılık, aktiviteye kendinizi o derece kaptırıp

zaman ve mekân kavramını kaybettiğiniz oldukça arzu edilen psikolojik bir durumdur.

Çok heyecan veren bir motivasyon aracıdır

ve insanlar akış içinde olmak için uzun vakit harcarlar.

Peki akışa neden olan nedir?

Akıcılık, karşılaştığınız meseleler, sahip olduğunuz becerilerle aşağı yukarı eş durumdaysa meydana gelir.

Eğer becerileriniz oldukça fazlaysa sıkılırsınız.

Eğer sorunlar çok büyükse kaygılanırsınız.

Demek ki akıcılık, Mihaly Csikszentmihalyi’nin söylediği gibi

sıkılma ve kaygılanma arasında bir durum.

Yetenekli bir öğretmen, bir koç

her zaman çocuğun biraz ilgili biraz da yeteneği olduğu alanları,

akıcılık fırsatının olduğu, motive edici problemleri sürekli ortaya koysun diye her zaman gözetir.

Okulla ilgili en büyük sorun 2500 yıl önce Platon tarafından ifade edilmiştir.

Gary ve benden bile daha yaşlı..

Platon “Eğitimin amacı, yapmak zorunda olduğun şeyleri yapmanı istetmektir,” demiştir.

Eğitimli, üreten vatandaşlar olmamız için yapmak zorunda olduğumuz bir takım şeyler vardır.

Eğer yapmayı isterseniz, bundan daha kolay bir şey yoktur.

Ben oldukça şanslıyım çünkü yaptığım şeyi seviyorum.

Üzülerek söylemeliyim ki bu önceliğe sahip olmayan çok fazla insan var.

Duygusal durumlara gelince,

zekâ alanında yaptığım çalışmamın kabul edilmesi gerektiğini

ve kişinin nasıl hissettiğini hiç düşünmedim.

Ve bu yüzden bir takım doğaüstü deneyimler içerirse diye

Ruhsal Zekâ hakkında konuşmak istemiyorum.

Ancak yaratıcılıkla ilgili çalışmamda, eğer insanlar tutku ve sorumluluk hissetmezse,

yeni bir şey ortaya koymanın sadece saatler, günler, aylar ya da yılları almayacağı aşikârdır.

Ve çok az insan, eğer şanslıysa, bunu kendi kendine gerçekleştirir.

Fakat birçoğumuz için bu sadece bize yardım eden ailelerimiz ya da koçlarımız varsa gerçekleşir.

Sanırım Alfred Norse Whitehead’in çalışmalarını biliyorsunuzdur.

Büyük düşünür demiştir ki,

“İlk olarak bir heyecanla başlamak zorundayızdır;

bir enstrümanı çalma heyecanı ya da bir topa vurmak.

Bunu belli bir süre devam ettirmelisiniz sonra işe disiplin de dâhil olur.

Onu hala yapmak istiyorsunuzdur çünkü o heyecanı körüklemek istiyorsunuzdur

ve günün sonunda her ikisinin de bir araya gelmesini dilersiniz"

Ancak bu çok zor bir iştir.

Bu nedenledir ki, Henry David Throw, Andrew Emmerson gibi Amerikan deney üstücüler,

bunlar 19 yy ortalarının büyük Amerikan filozoflarıdır,

birçok erkek ve kadını kastederek,

çoğu insanın hayatlarını büyük bir çaresizlik içinde sürdürdüğünü söylemişlerdir.

Çok korkunç bir ifade

ama çoğu insanın akşam televizyonlarını açmasının nedeni

aslında akıcılık için motive olmaları değil,

kendilerine tutku ve sorumluluk verecek yeterli bilgi ve beceriye tek başına sahip olmamalarıdır.

Bizler rol modeller, danışman ya da koçlar olarak,

çevremizi, tıpkı ilk soru soran kişinin söylediği gibi,

bir şeyleri gerçekleştirmek için yapılandırmalıyız.

Sanırım bu durum bu cemiyetin üzerine su fışkırtırdı,

bilemiyorum Platon’nun kafasındaki hariç gerçekten böyle bir cemiyet var oldu mu?

Eminim Emil (Rousse’nun aynı adlı romanının kahramanı), Rousseau’nun zihninin haricinde hiç var olmadı

çünkü o kimseyi sevmezdi.

Sibel, başka yazılı sorularımız var mı?

Video ile İlgili Yorumlar
  • Çok teşekkür ediyorum.Mesleki gelişimime olumlu katkı sağladı.Bu sunumda aklımdaki soruların cevabını buldum.
    gönderildi / 2010-06-28 21:14:17
    NİLÜFER HATUN İLKÖĞRETİM OKULU
    BURSA