Howard GARDNER - Davranışsal ve Bilişsel Yaklaşım
Howard Gardner'ın 23 Mayıs 2009 tarihinde Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde Çoklu Zeka üzerine gerçekleştirdiği konuşmanın 5. bölümü.
Hazır mısınız?
Evet.
Teşekkürler Fatma ve herkese günaydın.
Umarım dün rahatça dinlenip güzel bir gün geçirmişsinizdir.
Bugün sizlere iki konferans daha vereceğim.
Bu sabah disiplinler ve anlama üzerine,
öğleden sonra ise ‘Gelecekteki Beyinler” konusu üzerine gerçekleştirdiğim yeni çalışmam hakkında konuşacağız.
Sizlerin de bildiği gibi dün, Çoklu Zekâ (ÇZ) kuramı üzerine konuşmuştum.
Akşam, birkaç fotoğrafımız çekildikten sonra
birkaç kişi yanıma gelip
‘Zekâyı nasıl ölçüyorsunuz?’ diye sordu.
Bazı kişilerin, ilköğretimin ikinci kademesine giden
ve daha büyük yaş grubu çocuklarla birlikte geliştirdikleri birçok test vardır;
kağıt kalem sınavları insanların zekâlarını ölçmek için kullanılabilir.
Aslında, günümüzde,
İstanbul’da birçok okulda ÇZ ölçmek için geliştirilen kâğıt kalem testlerinin olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.
Aslında Gözde Demirelli, umarım doğru kişiyi söylüyorumdur,
belki de Doktor Jale Ünlü,bu kâğıt kalem testlerini biliyorlardır.
Ayrıca sizlerdeki programa bakarsanız,
bu konferansa katılamayan
ancak 15 yıl önce MIDAS adında bir test geliştiren Brantin Shiver’in bir posterini göreceksiniz.
M-i-d-a-s. Midas.
Kral Midas gibi.
Bu MIDAS testi dünya üzerinde binlerce kişiye uygulanmıştır
ve ayrıca bir de Türkçe çevirisi vardır.
Eğer zekâyı ölçmeyi isterseniz kullanabileceğiniz çok sayıda kalem kâğıt testleri vardır.
Ancak ben bu testlerin hiçbirini önermiyorum.
Bu testler diğer testlerden daha iyi olmayabilir.
Ancak bir kişinin İçsel Zekâsı hakkında bilgi almak istiyorsanız,
ona bir grup soru sorup cevapları bir kâğıda yazmasını istemezsiniz.
Onu diğer insanlarla birlikte iken izler
ve bir çatışma veya anlaşmazlık ortaya çıktığında neler olduğunu gözlemlersiniz.
Anlaşmazlığı çözebiliyorlar mı?
Eğer birisinin Müzikal Zekâsını ölçmek istiyorsanız
ona bir müzik çalıp o müziği hatırlayıp hatırlamadığını gözlemlersiniz.
Ayrıca melodi bir şekilde değişikliğe uğrasa bile o melodiyi duyup duymadığını gözlemlersiniz.
Ölçme için kullanacağımız kelime bağlamsal (içeriksel) olmalı.
Zekâyı ölçerken, insanların zekâlarını çalıştırdıkları zaman kullandıkları materyaller kullanılmalıdır.
Bu yüzden gerçekçi bir değerlendirme için kalem kâğıt testleri kullanılmamalıdır.
Dün size Spektrum Projesi'nden bahsetmiştim.
Spektrum Sınıfı'ndaki sökülebilen, bir araya getirilebilen materyaller ile
çalmak ve deney yapmak için kullanılan müzik aletleri,
tuğla döşemek, hikâye anlatmak ve üç boyutlu yapılar yaratmak için kullanılan materyalleriı sizlere gösterdim.
Doğadan getirdiğimiz örneklerin bulunduğu ve genç insanların bunları nasıl gözlemlediği
ve yorumladığını gördüğümüz bir köşe var.
Mantığı ama aynı zamanda karşıdakini anlamayı içeren;
büyük sınıfın minyatürünü yeniden yaratma olanağı veren,
tahtalar üzerinde fotoğrafları bulunan insanlar hakkındaki soruları cevaplayan
ve bu insanları gruplandıkları şekilde sınıflayabilme şansı veren zekice bir oyunlar kümesi.
Şimdi,
umarım bu örnekten yola çıkarak,
bu yaklaşımı on yaşındaki çocuklarla ve otuz yaşlarındaki yetişkinlerle
nasıl kullanabileceğiniz konusunda bir fikriniz olmuştur.
Ve umarım benim ‘kavrama performansı’ olarak adlandırdığım fikri anlamışsınızdır.
Kavrama performansımız,
bir fikri, kavramı ya da teoriyi anlamak
ve onu yeni bir durumda uygun bir şekilde kullanmayı içeriyor.
Ancak ben başarısız oldum.
Birçok insan benim sadece bu yaklaşımdan bahsederken dört yaşındaki çocukları ele aldığımı
ve bunun 8 yaşındaki çocuklara uygulanamayacağını düşündü.
Ben de bunun üzerine
Danimarka’da yer alan Dawnfloss eğlence parkından bahsettim.
Sadece 4 yaşındaki çocuklara değil tüm yaş gruplarına hitap eden 50 oyunun yer aldığı park.
Favorilerimden birisi şudur:
Hiç kimse Danimarka’ya Japonca konuşmak için gitmez.
Bu yüzden orada Japonca bir söz duyduğunuz yerde, bir oyun vardır:
“birisine yardım edin oyunu”.
Ekranda bir kelimeyi pratik yapabileceğiniz
ve çıkarttığınız ses dalgalarını görüp,
doğru Japonca telaffuzunu uygulayabileceğiniz “ascelescope” adlı bir alet vardır.
Sibel, şu anda biz hangi şehirdeyiz?
Burdur.
Tekrar?
Dil zekâm çok iyi değil.
Ama pratik yaparak ve ekrandan izleyerek ‘Burdur’ telaffuzumu Sibel’inkine benzetebildim.
Sibel ismini nasıl söylersiniz?
Anladınız mı?
Benim gibi konferans veren kişiler buraya geldiğinde, vakit genelde kısıtlıdır.
Bu yüzden size sadece bir ya da iki örnek verebileceğim.
Eğer okulda iyi bir öğrenciyseniz ve örnekleri hatırlıyorsanız,
büyük ihtimalle bu konuda, disiplinde iyi not alırsınız.
Ama benim gerçekte yapmam gereken şey,
"Evet, Spektrum hakkında bir şeyler öğrendiniz,
şimdi 10 yaşındaki çocuklar için bir değerlendirme hazırlayın." demek.
Eğer Spektrumun nasıl çalıştığını iyice anlarsanız,
fikirleri anlayabilir ve daha üst yaş grubuna uygulayabilirsiniz.
Bu da bizim kavrama performansı diye adandırdığımız şeydir.
Bu sabahki konferans,
uzun ve belki de zor,
insanların bir şeyi kesin olarak anladıklarında
yeni bir şeyi anlamlandırabildiklerini göstermeyi amaçlayan bir tartışma.
Daha önceden hiç bahsedilmemiş bir şeyi.
Mesela en son ne okuduğunuzu,
öğretmeninizin ne dediğini
ve ne hatırladığınızı şu anda size sorsam,
belki de gerçekten iyi anlarsınız,
belki de gerçekten iyi bir hafızanız vardır ya da hiç anlamayabilirsiniz.
Ama eğer size gazetedeki, televizyondaki ya da internetteki bir haber hakkında güncel bir şey sorsam
ya da bunu anlamlandırmanızı ve açıklamanızı istesem bunu yapabilirsiniz.
İşte bu kavrama performansıdır
çünkü hiç kimse daha önceden sizden Sri Lanka’da
bu sabah Malezya’da ya da dün Güney Kore’de başbakanın neden tepeden atladığını nasıl analiz ettiğinizi sormaz.
Eğer bu tarz soruları açıklayabilirseniz,
işte bu kavrama performansıdır.
Bu sabahki oturumun bu fikrin bir uzantısı olacağı umarım açıktır.
Bu konular hakkındaki düşüncemi anlatmaya zihinsel geçmiş hakkında bilgi vererek başlayacağım.
1950 veya 1960'lara kadar eğitim alanına hâkim psikoloji yaklaşımı,
davranışsal idi.
Çoğunuz bu terimi bilirsiniz.
Psikologların eğitim alanındaki ilgisi,
insanların davranışları üzerine ve davranışlarını nasıl değiştirdikleri üzerine odaklanmıştır.
İnsanların hareketleri olarak adlandırabiliriz.
Hatta insanların performansı olarak da adlandırabiliriz
ve ayrıca davranışsal yaklaşım o kadar basittir ki,
dünya üzerindeki herkes bunu anlayabilir.
Davranışsal yaklaşım şudur:
Eğer birisinin bir şey hakkında daha fazla bir şeyler yapmasını istiyorsanız,
onlara ödül verin ve göreceksiniz onlar daha fazlasını yapacaklardır.
Mesela şimdi Burdur’a geldiniz
ve bir daha gelmenizi istersem
ve bunun karşılığında sizin tüm seyahat masraflarınızı karşılarsam
ve kumarhanede harcamanız için bir de 10.000 dolar verirsem belki tekrar gelebilirsiniz.
Ama eğer bir daha gelmenizi istemezsem
otele her girdiğinizde elektrik şoku veririm
ya da bir daha gelmeyin diye zehirli yiyecek veririm.
İşte davranışsal yaklaşımın özü budur aslında.
Aynen çoğu insanın, bir IQ testi ile ölçülebilen tek tip zekâlarının olduğuna inanmaları gibi.
Çoğu insan aslında davranışçıdır. .
Bunu kendi çocuklarımı göz önüne alarak söylüyorum
Dört çocuğum var
ve onlarla ilgili bir şeyler kötüye gittiğinde tam bir davranışçı oluyorum.
Ödül ve ceza tutumunu benimsiyorum.
Ancak 50 yıl öncesinden başlayarak
psikologlar, insanların zihinlerinde neler olup bittiğiyle ilgilenmeye başladılar.
İnsanların bir şeyler hakkında nasıl düşündüğü ile ilgili.
Bunun için bizim kullandığımız terim ‘zihinsel temsil’dir.
“Zihinsel temsil” terimini dün kullandım.
Örneğin psikologların ilgilendiği, sizin kendi ülkeniz, Türkiye ile ilgili zihinsel temsilinizin ne olduğudur.
Hayatınız boyunca burada mı yaşadınız
yoksa ilk kez 2 gün önce mi geldiniz?
Çoklu Zekâ (ÇZ) hakkındaki zihinsel temsiliniz nedir?
Howard Gardner hakkında?
Bu konferans salonu hakkında?
Yemek salonu hakkında?
Bunun hakkında zihninizde nasıl bir şey canlandırıyorsunuz?
Buradaki iki günü nasıl canlandırırsınız?
Ya da şu andan itibaren 6 ay sonrasını?
6 yıl sonrasını?
Ve bütün bunlar sizin zihninizin dili ile ilgili olmak zorundadır.
Bunlar davranışınızda görülebilir ya da görülemez.
Bu yaklaşımı başlatan ilk düşünürlerden biri,
zihinsel temsil konusuna odaklanmıştır
ve bu yaklaşımın adı, bizim deyimimizle ‘Yapılandırmacılık’tır,
Dün rektör de giriş konuşmasında bu sözcüğü kullanmıştır.
Yapılandırmacılık yaklaşımına göre, bilgiyi insanların beyinlerine aktaramayız.
Bunun ötesinde,
insanlar bilgiyi davranışlar, karşılaştırmalar, zıtlık ve bütünleştirme yoluyla kendileri bilgiyi oluştururlar
ve hiç kimse bunu sizin için yapamaz; bu bilgiyi kendiniz oluşturmak zorundasınızdır.
Kimse bütün bu bilgileri Burdur’da iki günde veremez.
Neye odaklanacağınıza, onu nasıl hatırlayacağınıza siz karar vermek zorundasınızdır.
Yeni birileri ile tanışırsınız, onların kimlik bilgilerini alırsınız
ve isimlerini tekrar etmelerini istersiniz.
Kime benzediklerine, seslerinin nasıl olduğuna ve ne giydiklerine dikkat edersiniz.
Hepsinin saç stili aynı mıdır?
İşte, Yapılandırmacılıkta hiç kimse size ne yapacağınızı söylemez,
siz benim aldığım şekilde not alırsınız,
nereye not aldığınızı benim gibi siz de unutursunuz.
İşte bütün bunlar Yapılandırmacılık’tır.
Sizin vitamin gibi alabileceğiniz bir şey değildir.
Hepimiz saygı duyarız.
Piaget çok büyük bir Yapılandırmacı'dır ve çoğunuz onun çalışmasını bilir.
Ayrıca birçoğunuz büyük Rus psikologu Vygotsky’nin çalışmasını da bilir.
Dewey, Piaget, Vygotsky
ve benim kendi hocam Gerome Bruner davranışsal yaklaşımı eleştirmişlerdir
çünkü davranışsal yaklaşım, düşünce ile ilgili hiçbir şeye yer vermemiştir.
Zihinsel tasvir, betimleme gibi bir şeyin var olmadığını, bunların sadece hayal ürünü olduğunu savunur.
Bütün bunlar uydurmadır.
Asıl olan tek şey davranıştır.
Eğer davranışın daha fazla gerçekleşmesini istiyorsanız
ödül ya da pozitif pekiştireç verin.
Daha az gerçekleşmesini istiyorsanız ise
o davranışı görmezden gelin ya da cezalandırın.
Böylece olumsuz pekiştireç vererek bu davranışı ortadan kaldırabilirsiniz.
Benim eğitim hedefim “anlamak”tır.
Sizinle iki gündür çalışıyor olmam,
Harward’daki öğrencilerimle çalışmam,
üç yaşındaki torunum Oscar ile çalışmam
ya da kendi kendime çalışmam hala “anlama”ya çalışmamdan kaynaklanıyor.
Benim amacım dünyayı anlamlandırabilmek amacıyla kavramsal yapılar ve yaklaşımlar edinmektir.
Bu yüzden yeni bir şey ile karşılaştığımda,
ona nasıl anlam katacağımı hesaplayabiliyorum.
Dün, ben ve muhtemelen Türk olmayan diğer kişiler fark etti ki;
yemek salonundaki garsonlar şapka, başlık ve hatta bazıları maske takıyordu.
Ve ben bunun nedenini çok merak ettim.
Şimdi belki birisi bana bir açıklama yapar ama bu bana çok doğru gelmedi.
Bu yüzden ya birisine sorarım ya da Google’dan ararım.
Bir çevirmen bulurum ve biri ile konuşurum
ama bir şeyi anlamaya çalışıyorum
ve hangi yolla olursa olsun bir şeylere anlamlar yükleyerek hayatımı geçiriyorum.
Ayrıca, dâhice bir zekâm olsa, insanların neden o şeyleri taktıklarına bir anlam verebilirim
ya da sokakta, mutfakta, çamaşırhanede ya da herhangi bir yerde olan bir şeye anlam katabilirim.
Buradaki zıtlık, bizim "durağan bilgi" diye adlandırdığımız şeydir.
"Durağan bilgi", sadece ezberlediğiniz
ancak nasıl kullanacağınızı bilmediğiniz bilgidir.
Superstring Teorisi, hepiniz fizikteki bu teoriyi duydunuz mu?
Eğer bana sorarsanız,
dünyanın ve evrenin üç boyuttan hatta zamanı da katarsanız dört boyuttan oluştuğunu söylerim.
Ancak Superstring Teorisine göre, evrenin 10 veya 11 farklı boyutu vardır.
Eğer bana yazılı testlerde Superstring Teorisi hakkında soru sorulursa
ve dört seçenek verilirse doğru cevabı bulabilirim.
Ancak Superstring teorisi hakkında gerçekten hiçbir fikrim yok.
Dolayısıyla beni değerlendirmenin en doğru yolu bazı sonuçlar göstermektir.
İsviçre’de yapılan bir deney var bildiğiniz gibi.
Cern’deki deney, bu nöron çarpıştırma deneyi,
parçacıkların bu tesiste yerin derinliklerinde yapay bir ortamda nasıl çarpışacağını
ve sonucunun ne olacağını gösteren bir deney.
Deney hakkında bilgim olsa, parçacıklarla ilgili bilgi de verebilirim.
Ama eğer bu deneyi anlamadıysam, bana birisi açıklayabilir.
"Bu, şu nedenle oldu" diyebilir.
Neden anlamayı bu kadar önemsiyoruz?
Tüm çocukların okulda aldıkları eğitim,
bilgilerin bir toplamı olan durağan bilgiden oluşuyor ise,
okuldan ayrıldıklarında tüm bildiklerini sınavlarda bıraktıklarından dolayı hiçbir şey bilmezler.
Ama eğer ÇZ, Yapılandırmacılık ya da Evrim Teorisini tam olarak anlasalar,
daha önceden bilmedikleri, aşina olmadıkları bir şeye anlam katabilirler.
Ancak yazılı sınavlar, Superstring Teorisi ya da Evrim Teorisi hakkında olsalar da
ya da öğrencilerinizin sahip oldukları ÇZ testleri olsalar dahi, doğru bir ölçme aracı değillerdir.
Bu testler büyük olasılıkla anlamayı tam anlamıyla ölçemezler.
Günümüzde bazı testler diğerlerinden daha iyidir
ve eğer sadece bir saatiniz varsa, yazılı sınavları bırakırsınız.
Kanıtlayarak kendinizi kandırmayın çünkü muhtemelen anlamayacaksınız.
Bilişsel Yaklaşım'ın eğitim alanındaki en önemli buluşunu söylememe izin verin,
Piaget, Bruner ve diğerlerinin benimsediği Bilişsel Yaklaşım.
Bilişsel Yaklaşım'ın eğitim alanındaki en önemli buluşu şudur:
Mükemmel üniversitelerdeki en iyi öğrencileri yazılı sınava tabi tutarsanız,
çok iyi sonuçlar elde ederler.
Ve siz de onların çok zeki olduklarını
ve sizin de çok iyi bir öğretmen olduğunuzu söylersiniz
ve her ikiniz de mutlu olursunuz.
Eğer aynı öğrencilerden bu bilgilerini yeni bir şeyi açıklamak için kullanmalarını isterseniz,
hem iyi sonuçlar elde edemezler
hem de bu dersi hiç almayan öğrencilerden farklı bir performans göstermezler.
Micky Singer ve Eric De Corte’nin onaylayacağı gibi,
dünyanın her yerinde yapılan yüzlerce çalışmanın gösterdiği gibi,
fizik, biyoloji ve ekonomi dallarında en iyi puanları alan
ve en iyi üniversitelere giden öğrencilere
bilgilerini yeni bir şeyi açıklamak için kullanmaları söylendiğinde
bunu başaramazlar.
Bu gerçekten önemlidir.
Bunu geçiştirmek ya da ‘Bu hiç önemli değil,’ demek yanlış olur.
Disciplined Mind (“Eğitimli Akıl”) adlı kitapta da bahsettiğim gibi
dünyanın her yerindeki beş yaşındaki çocuklar, dünya hakkında çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Bu teorilerin bazıları doğrudur.
Örneğin, çocuk emekliyorsa
ve kenara kadar gelip aşağı baktığında eğer düşerse
bir yerinin acıyabileceği teorisini geliştirir.
Bu doğru bir teoridir.
Bu teoriler genellikle etkileyicidir.
Beş yaşındaki bir çocuğun varoluşçulukla ilgili sorulara verdiği yanıtları duymak hoşumuza gidebilir
ancak bu yaştaki bir çocuğun bu tarz teorileri yanlıştır.
Bu teoriler neden yanlıştır?
Çocuklar aptal olduğu için ya da anlamayı istemedikleri için değil,
aksine çocuklar anlamayı severler.
Sebep, çocukların evrimden gelen doğru yanıta sahip olmamasıdır.
Biz dünya hakkında doğru teorileri olan bir tür olarak evrimleşmedik.
Gezegenler hakkındaki teoriler, kavram teorileri ve iktisadi dalgalanmalar kuramı gibi örneğin.
Biz aslında tek bir neden için evrimleşiyoruz,
çoğalmak için yeterince uzun yaşamak için.
Saka kuşlarını hatırlayın, şu büyük gagalı olanları değil, ince gagalı olanları.
Onlar artık bu adada değiller ancak hayatta kalanlar büyük gagalı olanlar;
onlar hala buradalar çünkü küçük sakaları üretebiliyorlar.
Size bir görsel göstermek istiyorum.
Bunu size daha sonra gösterecektim
ancak önce gösterirsem sizin oturumu anlamanızda faydası olacağını düşünüyorum.
Bunu bir Skinner-Hirsch’çi yaklaşım olan deneyci ağıl olarak adlandırıyorum.
Ağıl ne demek bilirsiniz,
inekleri, tavukları, horozları ve koyunları samanlarla birlikte koyduğunuz çiftliklerde bulunan büyük binadır.
Davranışçılara veya deneyci yaklaşıma göre,
tüm bebekler boş bir zihin ile doğarlar.
Hiçbir şey bilmezler.
Buna ‘Tabula Rasa’ ya da ‘ Boş Levha’ denir.
Ve genç insanlar öğrenmede daha iyi oldukları için,
hafıza oyunlarında ya da hangi kartın masanın üzerinde olduğunu hatırlamada genellikle bizi yenerler.
Öğrenme, durumu kavramak için vardır
ve genç insanlar, daha iyi öğrendikleri için daha fazla şey bilirler
ve yavaş yavaş, beyinleri olgularla (tarihsel bilgilerle) dolar.
Ve çok fazla şey bilirseniz, ne yapabileceğinizi bilir ve yazılı testlerden birini yapabilirsiniz.
Doğru mu?
Çünkü Superstring Teorisi hakkındaki dört seçenekten doğru olanı
ya da Darwin’in saka kuşlarını
ya da 29 Mayıs 1453’te ne olduğunu anlayabilirsiniz.
Bu tarihi bu sabah Burdur’da bir posterde gördüm.
29 Mayıs 1453?
Hiç kimse kafasını sallamıyor.
Her neyse,
başka bir çeşit ağıl daha var
ve bu benim gibi insanların inandığı bir kavram.
Ve bu Dewey, Piaget, Vygotsky ve Bruner’in savunduğu Yapılandırmacılık'tan geliyor.
Ve şu inanışı içeriyor:
Çocukların küçükken bile dünya hakkında çeşitli teorileri vardır
ve bu teoriler çok güçlü ancak genellikle yanlıştır.
En sevdiğim örneği sizlerle paylaşmama izin verin.
Dün oğlum Benjamin’i gördünüz, bebek arabasını iterken.
O resimde 18 aylıktı.
5 yaşına geldiğinde ona sordum:
"Benjamin dünyanın şekli nedir?"
Şöyle cevapladı:
"Yuvarlak, baba. "
Ben de ‘Aferin Benjamin’ dedim
ve kendi kendime sordum:
‘Acaba Benjamin’de bir kavram yanılgısı mı var?’ diye.
Bunun üzerine tekrar sordum,
"Benjamin tamam dünya yuvarlak. Peki sen neresinde duruyorsun?’
Ve şöyle cevapladı:
"Çok kolay, baba. Biz alt kısmındaki düz yerinde duruyoruz."
Aslında çok seçenekli bir sınavda dünyanın yuvarlak olduğu seçeneğinin doğru olduğunu biliyordu
ancak dünyayı hala düz görüyordu.
Belki de dünyanın yuvarlak olduğu bir yerlerde söyleniyor
ama ben düz olan kısmında duruyorum.
Belki de hayatta kalabilmemiz için,
kenara yaklaştığımızda, düşmek istemememiz hariç, dünyanın düz olduğuna inanmanız daha mantıklıdır.
dünyanın düz olduğuna inanmanız daha mantıklıdır.
O zaman madem yuvarlak olduğunu düşünüyorsunuz, bu durumda siz nerede olursunuz?
Sürekli başınız dönüyormuş gibi hissedersiniz.
O halde bu herhangi bir dayanağı olmayan güçlü teorilerle başlayalım.
Aynı zamanda bu benim görüşüme göre ‘Eğitimin ne olduğu?’ konusudur.
Burada iki şey vardır:
Birisi, bu eski teorilere meydan okumalıyız
teorideki eksiklikleri göstermeliyiz.
Böylece çocuklar gerçekleri öğrenecekler; aslında onlar bilgi toplayıcısıdırlar.
Bu yüzden bu teorilerle ilgili yanlışı göstermek için iki süreç şudur:
Colombus dünyanın çevresini dolaşacağını nasıl düşündü?
Ona ne oldu?
Bir yöne doğru uçtuğumuzda bize ne olur?
Eğer yeteri kadar uzun süre uçarsak önceden bulunduğumuz yere geri dönmez miyiz?
Eğer dünya düz ise bunun hiçbir mantığı yok.
Tüm bu teorilerden, onlara meydan okuyarak ve bu eksiklikleri onlara göstererek kurtulabilirsiniz.
Dayanıksız ortalıkta dolaşan tüm bu olgulara.
Daha sonra bilim dalları, birleşip kaynaşmaya başladı.
Bunun ne anlama geldiğini açıklayacağım.
Bilim, tarih, matematik, sanat ve daha birçok yapı
ve daha sonra olgular, bir mesken buldular.
Atom ve elektronlar hakkındaki olgular,
yerçekimi, kuvvet ve devinim gibi bilimsel terimler, fizik bilimi etrafında birleşti.
Talepleri karşılamak, iktisadi dalgalanmalar kuramı,
faiz oranları, ekonomik kriz, daha önce hiç duymadığım kredi takasları
ekonomi ve finans dalı etrafında birleşti.
Pekiştireçler, zihinsel semboller, gelişim basamakları,
motivasyon ve duygular hakkındaki olgular, psikoloji ve zihin etrafında birleşti.
Bu eğitimin ulaşması gereken bir hedeftir.
Ancak o zaman bu bilim dallarını birleştirir, güçlendirirsiniz.
Eğer bu konuya daha sonra gelirsem,
disiplinler arası çalışmayı nasıl yaptığımıza değineceğim.
Disiplinleri nasıl birleştirdiğimize değineceğim.
Şimdi biraz kaldığımız yere dönelim.
Beş yaşındaki bir çocuk, bu teorilerden birisine sahiptir.
Bunlar bazen doğru, çoğunlukla etkileyici ama genellikle de yanlıştır.
Bildiğim kadarıyla Bilişsel Yaklaşım açısından okulun öncelikli iki görevi vardır:
Okulun ilk yılları, okuma yazmayı öğrenmek içindir;
okuma, yazma, başlangıç seviyesinde matematik ve aritmetik.
Bu konuda tüm dünya aynı fikirdedir;
yüz yıllardır bir anlaşmazlık çıkmamıştır bu konuda.
Bazı insanlar bunlara din ve ahlak kültürünü ve millet kavramlarını ekleyebilirler
fakat herkes okuma, yazma ve hesap yapmanızın zorunlu olduğu düşüncesindedir.
İyi bir şekilde öğretebiliyorsak
ve motive olmuş öğrencilerimiz varsa bunu nasıl yapacağımızı biliriz
ve bu öğrencilerin ilköğretimin ikinci kademesine devamları için hazır hale getirebiliriz.
Benim bildiğim kadarıyla,
okula gitmeye devam etmenin tek sebebi disiplinleri kavramaktır.
Ve şimdi, 20. Yy’da,
bu sabah ve öğleden sonra,
disiplinler arası öğrenmeyi ve öğretileri birleştirmeyi tartışacağım.
Sanırım okula devam etmenin tek sebebi budur
ancak tüm dünyada
ve korkarım ki Türkiye ve Burdur, ABD ve hatta Singapur’da bile
insanlar ders konusu ile disiplini karıştırıyorlar.
Ders konuları birçok bilgiyi ve gerçeği bilmek demektir.
Napolyon 1767’de Korsika’da doğmuştur,
bu bir olgudur.
Dünya güneşten 93 milyon mil uzaktadır,
bu bir olgudur.
Her gün dünyada 2 trilyon Amerikan doları dönmektedir,
bu bir olgudur.
Bu olguları bilmek harikadır
ve eğer bir sınavda size 1767, 93 milyon ve 2 trilyon gibi gerçekler konusunda sorular sorulsa,
doğru cevabı verirsiniz.
Konuların bilim dalı ile hiçbir alakası yoktur.
Olgular tarafsız ve etkisizdir;
onlar sadece diğer gerçekler ve kavramlar ile organize olduğunda anlam kazanırlar.
Bu yüzden dünyanın güneş sistemindeki yeri,
güneşin bir yıldız olduğunu anladığınızda,
gezegenlerin neden güneş etrafında döndüğünü,
bunun ne kadar süre aldığını
ve güneş çok sıcak olduğu halde neden yanmadığımızı anladığınızda bir anlam kazanır.
O zaman olgu anlam kazanmaya başlar.
Napolyon kimdir, 1767 ne anlama gelir?
Bunu neden önemsiyoruz?
Bunu diğer bilgileri öğrendiğinizde bir araya getirebilir ve tarihsel açıdan düşünebilirsiniz.
Benzer bir şekilde,
finans ya da davranış üzerine bilgileri bir araya getirdiğinizde
ekonomi ve psikoloji alanında düşünebilirsiniz.
Ancak birçok insan ve tüm dünyadan birçok eğitimci düşünür ki,
alanınız hakkında bir sürü olguları bilirseniz disiplinli düşünceye sahipsinizdir.
Ama ötesine geçemezseniz bilgiyi çoğaltamazsınız.
Çünkü disiplin ile ilgili bir düşünceye sahip olamazsınız,
şu iki madde hariç:
1. Bu kavram yanılgılarını zayıflatıp, yok edin.
2. Daha iyi ve daha doğru bir görüşü yapılandırın.
Bu da daha bilimsel ve daha tarihsel açıdan düşünmek anlamına gelir.
Şimdi burada konuşmamı keseceğim
çünkü yanınızda oturan kişiyle havadan sudan konuşmak yerine,
biraz önce konuştuklarımın size mantıklı gelip gelmediğini,
size göre yeni bilgiler olup olmadığını
ve hangi noktada kafanızın karıştığını tartışmanızı isteyeceğim.
Ben her birinizle tek tek konuşamayacağım
ancak bu bir anlama performansıdır, bunu yanınızda oturan kişi ile yapabilirsiniz.
Bunu yapmanız için biraz ara verelim.
Bu beni çok mutlu eder. Teşekkür ederim.






Yeni yorum ekle