Howard GARDNER - Yaratıcılık Üzerine
Howard Gardner'ın 23 Mayıs 2009 tarihinde Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde Çoklu Zeka üzerine gerçekleştirdiği konuşmanın 3. bölümü.
Bu video kaydını Türkçe dublajlı olarak izleyebilirsiniz.
Çocuklar 6, 7, 8 yaşına gelince toplumun kurallarını anlamak isterler
ve bu da kendilerine özgü tuhaflıklarını, yaratıcı sorularını ve meraklarını bir yana itmeleri
ve topluma nasıl uyum sağlayacaklarını ve istenilenleri yapacaklarını anlamaya çalışmaları demektir.
Bu dünyanın her yerinde aynıdır,yani insan gelişiminin bir gerçeğidir.
Fakat genç insanların yaratıcılıklarını ve sorulardaki ilgilerini kaybetmemeleri çok daha iyi olurdu.
Bence yapabileceğimiz bir kaç şey var.
Bir tanesi, Reggio Emilia’da olduğu gibi çocuklara bir sürü yaratıcılık sermayesi verilmesi,
tıpkı bir banka gibi yaratıcılıklarına yatırım yapıp daha sonra kullanmaları için.
İnsanlar, özellikle Amerikalılar, Reggio’ya gittiklerinde, okul öncesi eğitimden sonra çocuklara ne oluyor diye soruyorlar
ve Reggio’daki çalışanların buna harika bir cevabı var:
‘Toplumumuza bakın, harika bir toplum’ diyorlar.
Ve bu okulun çocuklara yaptığı yaratıcılık yatırımlarından kaynaklanmaktadır.
İkincisi, tüm öğretmenler büyük sorular sormaya devam ediyorlar
ve bu da çocuklara bu tip sorular sormanın bir sakıncası olmadığını gösteriyor.
Hepimiz biliyoruz ki, çocuklar sihirbaz ve büyücü yetişkinleri çok severler.
Ve çocuk gibi olmaya devam edersiniz.
Yani çocuklara birer örnek oluyorlar.
Üçüncü ve en önemli şey ise ki daha çok geleneksel toplumlarda eğitim verenler için çok önemlidir.
Ancak okulun ilk amacı doğru cevapları verdirebilmek değildir.
Okul daha iyi düşünmeyi öğrenmekten ibarettir ve bazen yanlış sebepler için doğru cevapları verebilirsiniz.
Örneğin iyi bir hafızanız vardır ama anlamıyorsunuzdur veya yanlış bir cevap verebilirsiniz
ya da cevap yanlışmış gibi görünebilir ama daha önce hiç fark edilmemiş bir şeyi ortaya çıkarır.
Yani en iyi öğretmenler çocukların söylediği ve yaptığı her şeyi ciddiye alırlar
ve onları anlamlaştırmaya yardımcı olurlar ve böylelikle çocuklar güzel sorular sormaya devam ederler.
Ama daha da önemlisi, toplumun gerektirdiği bir cevap vermediklerinde
‘Nerede yanlış yaptım, nasıl daha iyi yapabilirdim?’
veya ‘Biliyor musun, ben bu konuda daha farklı düşünüyordum’ diyeceklerdir.
Bir örnek vereyim:
Önümde kaç nesne var?
Belki de öğretmen bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi diyecektir ama belki çocuk bir ya da iki diyecektir,
çünkü çocuğun gözünde canlı ve cansız nesneler vardır ya da bütün bu nesneleri bir arka plan olarak görüyor olabilir.
Bu yüzden ‘Yanlış, bir sonraki soru’ demektense,ki tüm geleneksel toplumlar böyle der,
bunun yerine ‘Yardımcı olur musun, Sibel altı nesne dedi, Fatma üç tane olduğunu söyledi,
hadi Fatma’nın neden üç dediğini soralım, neden Eric iki tane dedi,
neden Mickey on tane olduğunu söyledi?’ diyebiliriz.
İşte bu şekilde işinin öğretmenin anlattıklarını söylemek olduğunu düşünen bir toplum değil,
yaratıcı ve eleştirmen bir akıl geliştirebilirsiniz.
Bir soru daha okumak ister misin?
İnsanların fiziksel farklılıklarıyla birlikte kişisel özelliklerinin de birbirinden farklı olmasının,
sizce temel kaynağı ne olabilir?
Burada sadece garip sesler çıkaran bir makine var. Biriyle değiştirebilir miyim?
İnsanların fiziksel farklılıklarıyla birlikte kişisel özelliklerinin de birbirinden farklı olmasının,
sizce temel kaynağı ne olabilir?
Evet. Neden insanlar farklı zekâ profillerine sahiptirler?
Hala aynı soruyu sorduğunuzu düşünüyorum. İnsanlardaki farklılıklar nerden gelmektedir, tamam.
Soru doğru mu?
Evet.
Açık biçimde, fiziksel farklılıklar öncelikle genlerden kaynaklıdır.
Fakat beslemenin de önemli bir rolü olduğunu biliyoruz.
İnsanlar şu anda 100 yıl öncesinden çok daha uzunlar.
Kadınlar 100 yıl öncesinde olduğundan çok daha erken menopoza giriyorlar.
Bunun genlerle hiç bir ilgisi yoktur, beslenme ve sağlıkla ilgilidir.
Zekâya gelince açıkça ortada ki bazı farklılıklar genseldir.
Einstein’ın mantıksal-matematiksel ve uzamsal işlemler yapabilmesi için
benden veya sizin çoğunuzdan daha iyi genlere sahip olduğuna eminim.
Ve eminim ki Mozart çok daha iyi müziksel genlere sahipti çünkü babası da müzisyendi, kız kardeşi de.
Ama Mozart müziğin önemli olmadığı bir toplumda yaşasaydı
ya da babası ona asla öğretmemiş olsaydı asla bir müzisyen olamazdı.
Ve eğer dâhilerin Avrupa’da bir başkentten diğer başkente, Prag’dan Viyana’ya
veya Salzburg’a yürüyüşlerle gönderildiği zamanda yaşamasaydı, muhteşem bir besteci olamazdı.
Yani ebeveynleriniz kim oldukları sadece genetik bir soru değil
aynı zamanda ebeveynleriniz ne tür becerileri oldukları,
bu becerilere değer veren bir toplumda mı yaşadığınız
ve kaynakların becerilerinizi geliştirmeye yeterli olup olmadığı da çok önemli.
100 yıl önce yaşamış Ramanujan adında çok ünlü bir Hintli matematikçi vardır
ve devamlı Avrupa’dan gelen kitapları okuyup matematik alanında bir sürü fevkalade buluş yapmıştır.
Fakat ne yazık ki yaptığı tüm buluşlar zaten var olan sadece onun haberdar olmadığı buluşlardı.
Ve nihayet İngiltere’ye getirildiğinde
öğretmeni, Ramanujan’ın tanıdığı en büyük doğal matematikçi olduğu söylemiştir.
Fakat Batı toplumu Hint toplumundan çok daha önce matematik alanında buluşlar yapmış olduğu için,
Ramanujan ölene kadar hiç yeni bir buluş yapamamıştır.
Bu Malcolm Gladwell’in kitabı olan ‘Outlier’dan harika bir buluştur.
Bilgisayar devriminin tüm mucitleri 1954 veya 1955 Amerika doğumludurlar.
Bu çok çılgınca, neden Bill Gates, Bill Joy, Steve Wasniac ve Steve Jobs,
hepsi 1954 veya 1955’de Birleşik Devletlerde doğmuş olsunlar ki.
O dönemde ne varmış ki?
Eğer bu bir sınıf olsaydı bu konuyu yanınızdaki ile tartışmanızı isterdim.
Sebebi şu; yaklaşık 15 yıl sonra bilgisayarlar çocukların günde 24 saat üzerinde çalışarak vakit geçirebilecekleri
ve muhteşem şeyler üretebilecekleri bir noktaya gelmişti, tıpkı satranç çocukları gibi.
Eğer 1944’de doğmuş olsalardı çok erken olurdu,
eğer 1964’de doğsalardı bu yazılımlar çoktan icat edilmiş olurdu.
Yani sadece ebeveynlerinizi doğru seçmekle kalmayıp,
doğru yerde doğru zamanda ve doğru kaynaklardan yararlanabileceğiniz
ve daha da önemlisi 24 saat boyunca bilgisayarla ilgilenmenize izin verecek bir okula gidiyor olmamız gerekli.
Ben Harvard Üniversitesinde öğretmenlik yapıyorum.
Harvard öğrencilerine en çok kime hayranlık duyuyorsunuz diye sorulduğunda
cevap vermekte biraz zorlanırlar.
Ama biraz zorladığınızda herkesin tanıdığı, Bill Gates ya da Mark Zuckerberg derler.
Mark Zuckerberg, Facebook’u icat etti, ilk üniversite bazlı sosyal amaçlı iletişim ağı.
Bill Gates ve Mark Zuckerberg, ikisi de Harvard’ı bitirmeden ayrılmışlardır.
Çünkü bir şey bulduklarının farkındaydılar
ve benim dersime girmektense dünyaya açılıp başladıkları işi bitirmek çok daha mantıklı olduğunun farkına varmışlardı.
Geçen sene Bill Gates’e bir Onur Derecesi verdik, eminim bu babasını çok mutlu etmiştir
ve eminim Mark Zuckerberg’e de bir Onur Derecesi veririz.
Soruya dayanarak ilginizi çekecek bir şey daha;
IQ seviyeleri dünya çapında yükselişe geçti.
Gerçekte, son 50 yılda 15 puan arttı.
Buna “Flint Etkisi” deniliyor.
Bu oldukça büyük bir rakam. Bu standard bir sapma.
Aynı zamanda, eğer sadece siyahları test ederseniz,
50 yıl önce Amerika’daki siyah ve beyazların IQ seviyelerindeki farklılığın
tamamen kaybolmuş olduğunu görürsünüz.
Çünkü 2000 yılında siyahlar 1950 yılındaki beyazlar kadar iyiler.
Fakat tabii ki beyazların da IQ seviyeleri yükseliyor
çünkü dünyanın her yerinde IQ seviyeleri 15 senede 15 puan yükseliyor.
Neden acaba?
Genler değiştiği için değil. Genlerin değişime uğraması binlerce yıl sürer.
Birlikte giden iki açıklama var.
Birinci açıklama, daha iyi beslenmeyle ilgili.
Benim açıklamam ise okul sayılarının artışı ve okul türlerine göre deneyimlerle ilgili.
Çünkü hatırlarsanız IQ testleri kimin bazı okullarda iyi bir öğrenci olabileceğini belirleyebilmek amaçlı üretilmişti.
Paris’te 1900’lerde herkes okula gitmiyordu ve gidenler de dilbilgisi okulundan fazla ileri gitmediler.
1900lerde, Birleşik Devletlerde sadece %2’lik bir oran ilköğretimden mezun olurdu.
Şimdi ise %60’ı ortaöğretimden ileri gidiyor.
Yani bence okul yanlı düşünceler kabul edilmeye başladığı için IQ artışı geçmiştir.
Neden bunun üzerinde duruyorum?
Çünkü kişisel farklılıklarda kültürdeki büyük değişimlerden etkileneceklerdir.
Burada İran’dan gelen insanlar olduğunu biliyorum ve bu beni çok mutlu ediyor
çünkü İran’da olup bitenler, tüm dünya için önemli şeyler
tıpkı Türkiye’de olup bitenlerin önemli olduğu gibi.
Fakat hiç bir politik ifadeye girmemesi kaydıyla,
İran ve Türkiye’deki toplumların çok farklı toplumlar olduklarını söyleyebilirim.
Ürdün de burada.
Önümüzdeki 50 yıl içerisinde toplumlar hangi zekâların teşvik edildiğini ve nasıl kullanıldıklarını belirleyecektir.
Ve aynı şey Amerika ya da Belçika ya da Şili ya da Afganistan için de geçerli.
Zekâlar sadece yıllarla sınırlı kalmaz.
Zekâ aynı zamanda kültürün elverdiği fırsatlarda, yetişkinlerin örnek olmalarında,
özellikle bir işi yapılması için ödül sistemi olan alanlarda gelişir.
Ve ödül sistemi genellikle medyaya yansıyarak etki gücü artar.
Film yıldızları mı? Atletler mi?
Bence Doğu Asya’ya gittiğinizde her yerde Einstein’ın resminin asılı olması çok önemli.
Bu Madonna’nın resmi ile aynı değil ve ben dini Madonna’dan değil şarkıcı dansçı Madonna’dan bahsediyorum.
Bir soru daha alalım.
Tamam. Bu konuyu bağlayıp bitirmek için güzel bir soru
çünkü hepiniz çok sabırlı davrandınız ve hepimizin dinlenmeye ihtiyacı var.
Öncelikle 25 seneyi aşkın bir zaman önce Çoklu Zekâ kuramı geliştirildiğinde
her zekâ için beyinde ayrı bir bölme olduğuna inanırdım.
Şimdi ise beyin hakkında çok daha fazlasını biliyoruz ve o zamanki düşünce gayet basitti.
Birincisi, insanların beyinleri arasında düşündüğümden çok daha fazla farklılık var,
ikincisi, tüm beyinler aşırı derecede ince ayrıntılıdır.
Beynimizde sadece Uzamsal Zekâ için çalışan bir bölme yok ama sadece yüzleri tanımaya yönelik bir bölüm var.
Yani her zekâ’nın bir alt zekâsı var.
Üçüncüsü ve çok önemli, beyin düşünüldüğünden çok daha esnek ya da plastik bir yapıya sahip,
bu teknik bir terim.
Bir çocuğun beyninin yarısını alabilirsiniz ve eğer çocuğa düzgün bakılırsa,
çocuk şaşırtıcı bir şekilde normal olarak gelişecektir.
Kimse bunu beklemez.
Yani soruya yönelik bir cevap olarak, beyin hakkında bildiklerimiz hızla gelişiyor
ve ÇZ kuramının güncellenmiş hali bunu değerlendirmelidir.
Kürsüden bir şeyleri devirmek gibi özel bir zekâya sahibim ben.
ÇZ kuramı iki zekâ arasında çok da gerekli bir bağ olmadığını söylüyor.
Yani Sibel’in müziksel olduğunu biliyorsam onun ne kadar Kişilerarası Zekâsı olduğunu tahmin edemem.
Ya da tam tersi.
Yani iki zekâ arasında bir bağ yoktur
ve varsayılan müzik ve matematik arasındaki bağlar üzerinde çalışılamaz.
Yine de neredeyse tüm zekâlar çok güzel bir şekilde hep beraber çalışırlar.
Az önce burada müzisyenler vardı
ve Kinestetik Zekâlarını, Kişilerarası ve Müziksel Zekâlarını
bir orkestra şefine ihtiyaç duymadan akıcı biçimde kullanabiliyorlardır.
Orpheus adında bir orkestra şefine ihtiyaç duymayan çok ünlü bir grup var.
Psikolojideki büyük tartışma ise; beyinde, akılda bir Merkezi Zekâ Aracına (MZA) ihtiyacımız var mı?
Tüm farklı zekâları kontrol eden bir MZA.
Kendi açımdan buna gerek olduğunu düşünmüyorum.
Bence zekâlar birlikte çalışıyorlar çünkü toplumdaki süre gelen etkinlikler bunu gerektiriyor.
Eğer bir dansçı olmak istiyorsanız, Müziksel, Kinestetik ve Uzamsal Zekâları birleştirmeniz gerekiyor.
Bunu yapmanız gerektiğini kimsenin söylemesine gerek yok.
Bunlar oluverir, çünkü bir dansçısınızdır.
Fakat beyin hasarlı yetişkinlerin, öğrenme güçlüğü çeken çocukların,
otistik bireylerin, üstün zekâlıların ve dâhilerin varlığı
bazı insanların zekâları aynı anda çalıştırmadıklarını gösteriyor.
Ve bu zorlayıcı bir şey.
Ve eğer bir öğretmenseniz “1. ve 2. zekâların beraber çalışmasını sağlamalıyım,” diyebilirsiniz.
Ama eğer bu işe yaramazsa “Belki de 1 ve 3 zekâyı birlikte çalıştırmalıyım” ya da “3 ve 4’ünü’ diyebilrsiniz.
Sorulan soruya kısa bir cevap olarak “genel olarak zekâlar birbirleri ile uyum içerisinde çalışılar
ve bunun kimsenin size söylemesine gerek yoktur, diyebilirim.
Eğer doğru bir şekilde beraber çalışmıyorlarsa,
bazen alıştırmalar ve aktiviteler eşliğinde daha iyi çalışmalarını sağlayabiliriz.
Fakat bazen de bir çeşit hastalığınız varsa zekâlar birlikte çalışamayabilirler.
O zaman farklı bir yol bulmamız gerekir.
Bazılarınız bilim adamı ve çoğunuz bilimle ilgileniyorsunuz ve ben ufak bir öykü ile bitirmek istiyorum.
Bilim adamlarının Mantıksal/Matematiksel ve Uzamsal Zekâlarda iyi olmaları gerekir.
Eğer Mantıksal/Matematiksel ve Uzamsal Zekâlarda iyi değilseniz
muhtemelen Einstein ya da Darwin gibi iyi birer bilim adamı olamazsınız.
Fakat bilim adamları aynı zamanda yayın yapmak zorundadırlar ve bunun için dilinizin de iyi olması gerekir.
Yani bir bilim adamı olarak ya dil alanında kendinizi geliştireceksiniz
ya da bu alanda iyi olan birisini bulup siz bilim yaparken onun yazmasını isteyeceksiniz.
Sonra 40 yaşınıza geldiğinizde artık bilim yapamayacaksınız
ve dil ve mantıksal zekâlar çok da işe yarar olmayacaklar
ve gidip bir laboratuar açacaksınız
ve bir laboratuar işletmeniz içinde Kişilerarası Zekâya sahip olmanız gerekir.
Ve bu alanda ya kendinizi geliştirirsiniz ya da bir laboratuar yöneticisi bulursunuz ya da emlakçılığa başlarsınız.
Bu arada demek istediğim hayat boyunca ihtiyaç duyduğunuz zekâlar değişiyor
ve ayak uydurmak için ya bu zekâyı geliştirirsiniz ya da o alanda iyi olan birileri ile çalışırsınız,
aksi takdirde yeni çevrede artık üretken bir şekilde yer alamazsınız.
Dinlediğiniz için çok teşekkürler.
Öğle yemeğinde afiyet olsun. Öğleden sonra görüşmek üzere.
-Öğleden sonrası-
Tünaydın.
Umarım iyi bir mola geçirmişsinizdir ve konuşmak istediğiniz insanlarla konuşabilmişsinizdir.
Böyle iki günlük bir organizasyonun zorlu yanlarından birisi de diğerleri ile bağlantı kurabilmektir.
Sadece bağlantı değil, entelektüel ve disiplin bağlantıları da dâhil.
Gary konuştuğu zaman bir orkestraya ihtiyaç duymadı
ve bu açıkça Matematiksel kavramlara farklı zekâlar kullanarak nasıl ulaşabileceğinizin bir örneği.
Umarım sizler de bu şekilde bağlantılar kurmaya devam edersiniz.
Bir kaç kişi kitaplarını imzalamamı ve fotoğraf çektirmek istediler.
Bunu bu şekilde yapmaktansa bu akşamki yemeğe saat 7.30’da değil, 7.00’de gideceğim,
kitap imzalatmak ve fotoğraf çektirmek isteyenler o zaman aralığını kullanabilirler.
Bu öğlen yaratıcılıktan bahsedeceğiz.
Arka plan için iki kelime;
öncelikle zekâlar üzerine çalışmaya ve konuşmaya başlayınca
insanlar ‘Pekiyi, ya yaratıcılık ne olacak?’ dediler
ve yaratıcılıkla ilgileniyor olmama rağmen, zekâlar üzerindeki çalışmalarımla bağlantılı değildi.
Bu tecrübeyi siz de yaşamışsınızdır, size veya başkasına ait bir fikir sunarsınız
ve insanlar size ‘Pekiyi, ya şu hakkında ne düşünüyorsunuz?’ derler.
Çevirmenlerden birisi,
Yaratıcılık üzerine çalışıyorsunuz, peki önderlik hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye sordu.
Bu bana 20 yıl önce sorulmuştu,
ben de zekâ ve önderlik üzerine çalışmaya başladım,
bu başka zaman anlatılacak bir şey.
İkinci özellik ise,
bugünlerde eğitimle ilgilenen herkes, yaratıcılık ve icatlar hakkında sorular soruyor.
Sebebi de gayet açık;
kolayca veya otomatik olarak yapılabilecek her şey makineler tarafından yapılıyor
ve bu yüzden toplum makinelerin bile hâla yetişemediği yeni yaratıcı ve orijinal icatlara değer veriyor.
Bu da ikinci sebep.
Bunlardan önce bir kaç soru alacağımıza söz vermiştim, bunları sunuma başlamadan önce alalım.
Sorular Sibel’de, onları o seçiyor ben değil.
Zekâları çoklu yönden çalışmaya başlayan ilk insanlardan birisi Guilford adında bir psikologdu,
hatta yaratıcılık konusunu çalışan ilk psikolog muhtemelen oydu
ve birazdan size yaratıcılığı nasıl çalıştığını anlatacağım.
Guilford’ın yaptığı şey,
insanların üzerinde çalışabilecekleri kelimeleri, çizimleri
farklı semboller, farklı hesaplamalar gibi bir kaç farklı materyal ile ortaya koymaktı.
Daha sonra materyallerin sayısını hesapladı,
bulduğu sayı ile çarptığında 120 tane farklı zekâ yaklaşımı olduğu söyledi.
Daha sonra bir artışa geçerek 150 tane farklı zekâ yaklaşımı olduğunu ortaya attı.
Guilford ya da öğrencileri burada olsaydı
‘Pekâlâ, senin sadece 7 ya da 8 kuramın var. Bizim ise, 150 tane…’ derlerdi.
Yani benden çok daha öndeler.
Hatırlarsanız bu sabah Çoklu Zekâ hakkında konuşmuş olan diğer insanlardan bahsetmiştim.
Birincisi 1930 yılında 7 tane zekâ operatörü olduğunu ortaya atan Tristan adında bir psikolog,
benimle aynı sayıda.
Bugünlerde ise çok ünlü bir Amerikalı psikolog Robert Sternberg,
zekânın üç yönlü ya da üç bakış özelliğini ortaya koydu.
Yani birçoğumuz birden çok zekâ olduğuna inanıyoruz.
Fakat bu sabah da bahsettiğim fark şu:
Benim teorim testler üzerine kurulu değil,
biyoloji, genetik, antropoloji gibi farklı disiplinlerin üzerine kurulu bir teori.
Benim belirli kıstaslarım var,
örneğin beyin sınırlamaları, ana operasyonlar, popülasyonlar gibi.
Yani bu konuya Guilford, Tristan veya Sternberg’den daha farklı yaklaşıyorum.
Bu benim doğru onların yanlış olduğu anlamına gelmez,
ki ben doğruyum, onlar yanlış zaten,
ama bu aynı konuya farklı yönlerden yaklaştığımızı gösterir.
Bir sonraki soru lütfen.
Bu tanımsal bir soru.
Benim bulduğum her zekânın içerisinde farklı yetenekler var.
Dediğim gibi Uzamsal Zekâ, geniş bir alanda manevra yapabilmeyi
ya da yelken açabilmeyi ya da bir uçak uçabilmeyi
ve çevremizde yakınımızdaki alanda satranç oynayabilmeyi
ya da kafanızda bir resmi ters çevirip tersten neye benzediğini hayal edebilmeyi içerir.
Biz bunlara alt zekâ veya yetenek diyoruz.
Ve bir zekânın var oluşu,
insanları ve kültürleri o zekânın altında yatan yeteneklere değer vermemiz gerektiğini ortaya koyuyor.
Doğa zekâsından bahsetmiştim, bir bitkiyi diğer bitkiden veya bir hayvanı diğer hayvandan ayırt edebilme.
Bu günümüzde artık o kadar da önemli değil
fakat tüketici bir toplum olarak satın almadan önce bir otomobil ile diğeri arasındaki farkı anlamak,
bir spor ayakkabı ile diğer ayakkabı arasındaki farkı anlamak gibi
yeni yetenekler için aynı beyin nöronlarını kullanıyoruz.
Bu terimleri nasıl kullandığımı açıklamaya çalışıyorum
ama zekâ yerine yetenek kelimesini kullanırsanız bir şey diyemem,
benim için terimler böyle, özellikle çeviri işinde terimleri olduğu gibi çevirebilmemiz mümkün olmayabilir.
Dün gece şaka ile karışık,
(Prof. Dr. Eric Corte-Hakem Kurulundan) Eric’e "eğer buluşlarımı 7 yetenek diye adlandırsaydım
bugün burada olmazdım" dedim.
Onlara zekâ demekle Guilford, Tristan, Binet, Sternberg ve daha birçok kişi ile bir tartışmaya girmiş oldum
ve bu yüzden onlara zekâ dediğime seviniyorum yoksa burada Türkiye’de bulunamazdım.
Bu çok karmaşık bir soru ve bu konuda uzmanlığa sahip olduğumu düşünmüyorum.
Bence muhtemelen Zekâ Testi, yani IQ testi çocukların eğitilebilirliğini ölçmek için yeterli bir test.
Eğer 50 ya da 60 IQ puanına sahipseniz muhtemelen sizi eğitmek zor olacaktır, en azından bugünkü eğitim koşullarında.
Diğer yandan, bu konuda uzman değilim ama Down Sendromlu bir çocuk gibi
ki bu geri zekâlılığın görülen en yaygın türüdür,
bu çocuk ilköğretimin ikinci kademesinde Massachusetts Mezun Testini geçmiştir,
ki bu gayet zor bir testtir, diğer eyaletlerin testinden daha zor en azından.
Bu size riskleri gösteriyor, eğer bu çocuk 5 veya 6 yaşındayken IQ testini yapmış olsaydı hiç de iyi bir sonuç alamazdı
ve muhtemelen eğitilemezdi de.
Benim öne sürdüğüm fikir ise çocuğun farklı alanlarda gözlemlenmesi
ve bir kaç farklı ölçme aletlerinin kullanılmasıdır.
Bence sadece bir tane ölçme materyaline güvenmek her zaman yanlıştır;
IQ testleri ise iyi ellerde bizlere birçok bilgi sunabilen bir alettir.
İki yönden; birincisi alt-ölçütler vardır
ve belki de çocuk bir performans alt-ölçütündense
dilselde veya hafızada veya pratik alt-ölçütünde daha başarılı olacaktır.
Burası çok önemli, iyi bir klinik çalışanı sadece test sonuçlarına değil
aynı zamanda neyi doğru yapmış,neyi yanlış yapmış buna da bakacaktır.
Örneğin bir bütün tasarımda, sağ beyin lobunda problemli olan insanlar detayları doğru algılarlarken
bütünü kaçıracaklarıdr.
Sol beyin lobunda problemli olanlar bütünü doğru algılayacak ve detayları kaçıracaklardır.
Yani bir klinik çalışanı olarak birini gözlem yapabiliyorsanız IQ testlerden alacağınız bir sürü sonuç vardır.
Bu yüzden lütfen Howard Gardner IQ testlerini boş verin dedi demeyin,
çünkü burada söylemeye çalıştığım şey birçok zekânın olduğu
ve IQ testlerinin sadece bir kaçını ve sadece bir kaç yönde test ettiğini söylemeye çalışıyorum.
Yani IQ testlerine karşı değilim,
ben bunların zekâ ölçümünde tek yöntem olarak kullanılmasına karşıyım.
Testlerden bahsetmişken, psikolojide yaratıcılığı çalışmanın standart yolu,
ki bunu çok iyi bir psikolog olan Guilford’a borçluyuz,
insanlara bunun gibi bir nesne gösterip bu nesnenin kaç farklı şey olabileceğini sormaktır.
Eğer birçok farklı şey söyleyebilirseniz, yani bu sadece bir kulaklık değil,
aynı zamanda bir sırt kaşıyıcısı ya da bir bumerang diyebilirseniz yüksek bir puan alırsınız.
Yani birçok farklı şey söyleyebilirseniz
ve bunlarda bazıları sıra dışı ise o zaman yüksek bir puan alırsınız
ve yaratıcı olursunuz.
Veya size soyut bir geometrik şekil gösterilir ve bu şekil kaç farklı şey olabileceği sorulur.
Bir sürü farklı cevap verebilirseniz
ve bunlardan bazıları sıra dışı ama alışagelmiş değilse yaratıcısınızdır.
Benim anladığım kadarıyla bu yöntemin çok kısıtlı bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
ÇZ kuramına bağlamak gerekirse,
eğer bir alanda yaratıcı iseniz tüm alanlarda yaratıcı olduğunuzu farz edemezsiniz.
Ve tabi, ÇZ tam tersini söyler.
ÇZ’ya göre dil alanında yaratıcı olabilirsiniz
ama uzamsal veya kinestetik alanlarda, becerilerde veya zekâlarda yaratıcı değilsinizdir.
Burada bir örüntü keşfedebilirsiniz.
Konular üzerinde yapılan olağan çalışmalara baktığımda,
bunun en iyi yöntem olduğundan emin değilim diyorum.
Bu yüzden ben de yüksek derecede yaratıcı olan insanları incelemeye karar verdim.
Herkesin çok yaratıcı, çok tuhaf
ve diğer insanların düşünme tarzını değiştirdiklerini düşündüğü insanları inceledim.
Benim için “Büyük Yaratıcı” dediğim insanlar ya da gruplar, gerçekten hayatımızı değiştirenlerdir.
Bu yüzden Bill Gates gerçekten yaratıcıdır çünkü çoğumuzun hayatında etkili olmuştur.
Beatles, hem performansçılar hem de besteciler olarak çok yaratıcıdırlar.
Bir hayli yaratıcı insanlar listenize kimi isterseniz ekleyebilirsiniz.
Ben de 20. yüzyıldan bir hayli yaratıcı olan, yüzyıl önce yaşamış
ve belirli alanlarda etkili olmuş insanları incelemeye karar verdim.
Ve yaptığım şey farklı zekâları kullanan insanları ele almaktı.
Farklı zekâları kullanan, yaratıcı olduklarını düşündüğüm insanları ele aldım.
Bu konu üzerinde bir kaç kitap yazdım ve size bu yaratıcılardan bahsedeceğim
ve sizlere onları gençken yani en yaratıcı oldukları dönemlerinde göstereceğim.
Bu birincisi.
İsterseniz kim olduğunu tahmin etmeye çalışabilirseniz.
Bu şekilde çok daha ünlü.
Bu Einstein ve ben onun Mantıksal/Matematiksel alanda yaratıcı olduğunu savunuyorum.
Fakat daha sonra bunun yanlış olduğunu söyleyeceğim
çünkü bu insanların çoğu sadece bir değil birçok zekâ alanında yaratıcı olduklarını söyleyeceğim.
Ama Einstein Mantıksal/Matematiksel Zekâ için öncelikli örneğimdi.
Bu ikincisi, burada 1900’lerde Momart’da.
Sonunda çok ünlü olan bu insan, Pablo Picasso.
Tıpkı Einstein gibi o da zaman ve uzay hakkındaki düşüncelerimizi değiştirdi
ve Picasso resim, çizim ve heykel alanlarında büyük etkiler yaratmıştır.
Bu alanları değiştirmiştir. İnsanlar Picasso’dan sonra farklı resim yapmaya başladılar.
Bu üçüncü kişi, yine gençken, Bestekar Igor Stravinsky.
Tıpkı Picasso’nun en iyi resimlerini gençken yaptığı gibi,
Stravinsky en yaratıcı müziğini,‘Le Sacre du Printemps’i
yani ‘The Rite of Spring’ adlı parçasını gençken bestelemiştir.
Stravinsky tabii Müziksel Zekâ için bir örnektir.
Bu bir Anglo-Amerikan şair.
Bu onun 1910’da üniversiteden mezun olurkenki resmi.
Bu hali ile daha ünlü, T.S. Elliot.
‘The Waste Land’ adında çok ünlü bir şiir yazdı
ve daha bir sürü önemli şiir ve oyun.
Yine Elliot’ın çalışmaları edebiyatta önemli etkiler bırakmıştır.
Bu ünlü bir Amerikalı dansçı,
muhtemelen Amerika’da modern dansı bulan kadın, Martha Graham.
Özür dilemeliyim ki bu örneklerin çoğu Batı örnekleri,
eğer daha çok okumuş olsaydım Dünya’nın bu kısmından da örnekler verebilirdim,
o yüzden üzgün olduğumu söylemeliyim.
Dans, tabi ki Kinestetik Zeka ile ilgilidir.
Ben bir psikolog olduğum için örnekler arasında da bir psikolog olmalı diye düşündüm.
Bu Sigmund Freud'un genç hali.
Ve bu şekilde yaşlıyken daha ünlü tabii ki.
Muhtemelen burada benden ve artı Gary’den daha yaşlı.
Bu çok ünlü bir adam, dünyanın benim olduğum kısmından değil.
Bu arada Freud tabii ki İçsel Zekâ için bir örnekti
ve bu kişi de Gandhi, Kişilerarası Zekâya bir örnek.
Ben bu insanları inceleyebildiğim kadar irdeleyip yaratıcılık hakkında bilgi edinmeye çalıştım
ve siz de fark etmişsinizdir ki bir dansçının veya politik bir önderin
ya da bir ressamın veyahut bir bilim adamının yaratıcılıkları aynı değil,
çünkü farklı zekâları kullanıyorlar.
Bir kaç tane daha.
Bu çok yaratıcı olan 20. yüzyılda çok ünlü olan İngiliz bir yazar olan Virginia Woolf’un bir çocukluk resmi.
20. yüzyıldan olmasa da, bu Mozart, çocuk dahi,
o zamanlar bile Avrupa’yı gezerek performanslarda bulunmuştu.
Mozart Türkiye’yi özellikle seviyordu
ve hatta Alla Turca adına bir beste yapmıştı.
Bu Mozart’ın 30 yaşlarındaki bir resmi.
Bildiğiniz üzere çok gençken ölmüştü.
Şimdi ise size bir hayli yaratıcı olan insanlar hakkında neler keşfettiğimden bahsedeceğim.
Ve umarım, hepimiz bizim gibi sıradan insanlar,
öğrencilerimiz ve ailemiz hakkında neler öğrendiğimizi söyleyebiliriz.
Bizim nasıl düşündüğümüzü nasıl hissettiğimizi
ve nasıl anladığımızı değiştiren yaratıcı insanlardan ne gibi dersler alabiliriz?
Bunlardan bir tanesi, Darwin.
Darwin benim tüm konuşmalarımda belirir.
Benim konuşmalarımın konusu Alfred Hitchcock’dur, ondan hep bahsederim.
Bu çalışmaların bir kısmı Mihaly Csikszentmihalyi ve David Feldman tarafından yapılmıştır
ve ben bu iki iş arkadaşımı da burada anmak isterim.
Yaratıcılık hakkında bir şey daha söylemek istiyorum çünkü İngilizcede en az üç farklı yönde kullanılıyor
ve ben bunu konuşma süresinde aklımda tutmak istiyorum.
Şimdiye kadar Büyük Yaratıcılıktan bahsettim,
yani gerçekten bir şeyleri değiştiren insanlar;
Freud, Picasso, Gandhi, Atatürk, bu kişiler Büyük Yaratıcılardır.
Sonra normal derecede yaratıcılık vardır,
yani evinde akşam yemeği veren bir insanın önce tatlı servini yapması gibi.
Bu yaratıcıdır ama insanların yaptığı şeyleri değiştirecek kadar değil.
Bir sosyal etkinlik olur ve birisi şiir okur,
bu insanların hayatlarını değiştirmez ama yaratıcıdır, bu “Küçük Yaratıcılık”tır.
Çoğu insan yaratıcılık kelimesini yanlış kullanırlar.
Bence geçerli olmayan bir anlamda kullanıyorlar.
Sanatın yaratıcı olduğunu söylerler ve bunu sadece sanat için kullanmak bence yanlıştır.
Bence sanatta Küçük Yaratıcı veya Büyük Yaratıcı olabilirsiniz tıpkı bilimde,
politikada, Iş hayatında ve sporda olduğu gibi.
Yaratıcı insanlar diğer insanların işleyişlerini değiştiren insanlardır.
Ve iş dünyasındaki çoğu insan yaratıcı değildir,
atletizmdeki çoğu insan yaratıcı değildir,
bilimdeki çoğu insan yaratıcı değildir, tıpkı sanatta çoğu insanın yaratıcı olmadığı gibi.
Yaratıcı olmak istiyorlardır ama kimsenin hayatını veya görüşünü değiştiremiyorlardır.
Kısaca Üçüncü Yaratıcılık türünün geçerli olmadığını düşünüyorum.
Benim savunduğum şey her alanda Büyük Yaratıcı, Küçük Yaratıcı veya hiç yaratıcı olmayan insanlar vardır.
Ve benim yaratıcı insanlar için kullandığım kelime ‘Uzman’ sözcüğüdür.
Ve uzman olmakta yanlış bir şey yoktur.
Dünya uzmanlar sayesinde dönüyor.
Ameliyata ihtiyacım varsa, Büyük Yaratıcı olan birisini istemem,
sadece alanında uzman olan birisini isterim
ve önümüzdeki pazartesi günü bir sonraki durağıma uçarken beni trafikten kurtarabilecek
ama uçağımda yaratıcılık adına deneyler yapacak birisini istemiyorum, lütfen.
Hatırlarsanız bu sabahki konuşmamda zekânın tanımını yapmıştım
ve şimdi de yaratıcılığın tanımını yapacağım
fakat bu tanım zekânın tanımına çok benzeyen
ama tam olarak da aynı olmayan bir tanım olacak.
Kişiler üzerinden bir tanım yapacağım ama bunu yaratıcılık dönemlerine göre de yapabilirim.
Yaratıcı bireyler, Picasso, Gandhi, Darwin gibi düzenli problem çözen,
üreten ve önemli sorular soran bireylerdir.
Buradaki anahtar kelime “düzenlilik” sözcüğüdür.
Bu tür insanlar hayatlarında sadece bir kere yaratıcı olmazlar, bu onların yaşam tarzıdır.
Düzenli olarak soru oluştururlar ya da çözümlerler
ve bunu belirli bir alan içerisinde yaparlar.
Bu sabah bahsettiğim “alan” kelimesini hatırlayın.
İnsanlar genel olarak yaratıcı değillerdir.
Kimse Frued’un şiirleriyle veya müziği ile ilgilenmiyor.
Hatta Freud müzikten nefret ederdi.
Kız kardeşinin çaldığı piyanoyu anne ve babasının yok etmesini sağlamıştır
ki bu da 1860’larda Viyana’nın nasıl bir yer olduğu gösteriyor,
Gücün o zamanlar kimde olduğunu.
Freud yazmada ve bilimde yaratıcıydı.
Yani insanlar bir alanda yaratıcıdırlar veya değillerdir,
genel olarak her alanda yaratıcı olma veya olmama söz konusu değil.
Tabii Leonardo Da Vinci hariç,
o her alanda yaratıcıydı ama çok farklı bir insandı, etrafta çok fazla Leonardo bulunmaz.
Yaratıcı insanlar bir alanda sıklıkla yeni, farklı ve dikkat çeken şeyler yaparlar.
Ama nihayetinde diğer insanlara ve düşünme şeklimize etkide bulunurlar.
Yani konuşmamın geri kalanını şu şekilde verebilirim.
Bu yeni olur ama aptalca görünür,kimse konuşma verme şeklini bu şekilde değiştirmez.
Yani bu yaratıcı olmaz sadece yeni olur.
Ama eğer bir sebepten dolayı insanlar bir ayaküstünde zıplarken konuşma vermeye başlarlarsa
o zaman buna yaratıcılık diyebiliriz, çünkü başkalarını etkilemiş olur.
Ama merak etmeyin böyle bir şey olmayacak.
İngilizcede yaratıcı insanlar için kullandığımız bir deyim var;
"Yaratıcı insanlar kutunun dışında düşünürler"’.
Çoğumuz kutunun içinde düşünürüz
ama eğer bu kutu olsaydı, yaratıcı insanlar kutunun dışında düşünürlerdi.
Yarın son konuşmamda, kutunun dışında düşünebilmeniz için
önce bir kutu yaratmanız gerektiğinden bahsedeceğim.
Kutu ise bir alanda uzmanlık seviyesine varılmasıdır,
ki bu da 10 yıl sürer.
Bu sabah, uzmanlık süresinin aşağı indiğini söylememize rağmen.
Benim yaratıcılık tanımımın zekâya benzer olduğunu umarım görüyorsunuzdur.
Eğer bir zekâ geliştirirseniz
tahta işlerinde ya da uçak uçurmada
ya da bahçe işlerinde veyahut işletmede uzman olursunuz.
Ama eğer yaratıcı iseniz yeni sorular yaratırsınız ve bunu düzenli yaparsanız.
Eğer şanslıysanız, nihayetinde insanların davranışlarında farklılıklara neden olursunuz.
Aksi takdirde siz yaratıcı olduğunuzu düşünseniz bile,
hatta anneniz yaratıcı olduğunuzu düşünse bile,
eğer dünya bunu katılmıyorsa yaratıcı değilsinizdir.
Bu üzücü bir haber.
Diğer bir buluş ise, ki bence bu önemli bir nokta, eğitim sektöründe olanlar için.
İnsanların yaratıcı olabileceği en az beş farklı yön vardır.
Ve bu Guilford gibi yaratıcılık testini oluşturan psikologlar tarafından anlaşılmamıştı.
Birincisi, belirli bir problemi çözebilme.
Eğer fiziksel bir işlemin nasıl çalıştığını anladıysanız;
örneğin Watson ve Crick ikili sarmalı keşfettiklerinde belirli bir problemi çözebilmişlerdi ,
yani genetik materyalin yapısını,
genel bir kavramsal şema ortaya koyabilirsiniz.
Freud cinselliğin altında yatan bilinçaltı teorisini geliştirmişti.
Anlamlar katmanları, rüya yorumları.
Bu bir problem çözmek değildi sadece bir konu hakkında genel düşünme tarzıydı.
Aynı şekilde Piaget. Aslında Piaget’nin çözdüğü özel bir problem yoktu;
sadece kavramların bilişsel olarak nasıl geliştirildiğine dair bir teori geliştirmişti.
Kalıcı bir eser yaratabilirsiniz.
Müzeler nedir?
Müzeler kritiklerin değerli kıldıkları ve yaratıcılığına inanılan,
dikkate almaya değecek eserleri,
yani resimleri, senfonileri, koreografileri sakladıkları kuruluşlardır.
Dördüncü bir yaratıcılık yolu ise,
koyulmuş kuralların olduğu fakat yine de stilize şekilde yaratıcılığınızı gösterebileceğiniz bir yol.
Stilize'den kastım,
kurallar aşağı yukarı belli
ama yine de yaratıcılığınızı ortaya koyabileceğiniz bir şekilde.
Bu sabah yaylı sazlar orkestrasını dinledik.
Belirli bir şekilde çalınması gereken bir müzik çaldılar
ama her seferinde aynı şekilde çalmıyorlar
ve onların yaratıcılığı bu sabah nasıl çaldıklarıydı.
Buna benzer bir konuşmayı daha önce de verdim
ama bugünkü seyirci için biraz değiştirdim.
Yani bu sunumunu yapış şeklimde biraz yaratıcılık gösterebilirim.
Beşinci tür ise, yüksek düzey içeren performanslar.
Bu halkın olduğu ve birçok şeyin yanlış veya doğru gidebileceği halka açık performanslar.
Eğer müdür orada otururken, ben bu üniversitede bir profesör olmaya çalışsaydım
ve bunun kararını bugünkü konuşmam üzerine verecek olan tek kişi o olsaydı,
bu büyük risk içeren bir performans olurdu
ve ben de oldukça heyecanlı olurdum,
ama yine de profesör olmak için gayet yaratıcı şeyler de sunabilirdim.
Bir Başkanlık Divanı tartışmasında;
Barack Obama, Hillary Clinton ile ya da John McCain ile tartışırken büyük riskli performanslar göstermiştir.
Ve bu konuda düşünmemizi gerektiren sebep ise,
sınıflarımızdaki öğrenciler bu alanların her birinde yaratıcı olabilirler.
Ve sadece konuşmada, demeç verme alanında yaratıcı değillerse
diğer alanlarda da yaratıcı olmadıklarını varsaymamalıyız.
Yeni bir soru sormada veya birisinin söylediklerini aktarmakta
gayet yaratıcı olabilirler.
Yaratıcı insanları incelerken bulduklarımızı sizlere sunmaya söz vermiştim.
Birincisi genç çocuklar olarak hepsi burjuva evlerden gelmişlerdir.
Bir ailenin var olduğu
ve ailenin desteğinin olduğu
ama çocuğun okul dışında çalışmasının beklenmediği bir ortam.
Benim terimlerime göre çocuğun bu ortamda disiplinli olması bekleniyordu.
Ve eğer çocuk okulda iyi bir şekilde çalışmıyorsa ailesi bu konuda çok kızgın olurdu.
Böyle bir aile ortamından gelmediyseniz bile
19. yüzyıl Avrupa romanlarını okuyan herkes
bir burjuva evindeki ortamın nasıl olduğunu bilir.
Bu yaratıcı insanlar bir fırsatını bulur bulmaz büyük şehirlere giderlerdi.
Saygı ile söylemek gerekirse, eğer Burdur’da olsalardı
İstanbul’a veya İstanbul’dan Viyana’ya ya da New York’a giderlerdi.
Onlarda daha büyük bir sahnede performans gösterme duygusu vardır
ve ilginç bir şekilde alanlarındaki bilimsel ya da sanatsal etkinliğin daha sık yapıldığı merkezlere çekilmişlerdir.
Günümüzde bu tamamen farklı olabilir. Neden mi?
Çünkü bugün İnternet dünyanın her bir yanındaki insanlar bağlantı kurmayı sağlıyor.
Burdur’dayken ya da benim doğduğum yer Scranton, Pensilvanya’dayken.
Ama eski günlerde bunu yapamazdınız.
Diğer genç insanların çalıştıklara yerlere gitmeniz gerekirdi, o büyük şehirlere.
Herkes gibi bu genç insanlar birer uzman olmak zorundaydılar.
Yazmada, dansta, bilimde, resimde, politikada en az 10 sene harcayıp
birer uzman olmadan yaratıcı bir çalışma yapamazsınız.
Ama yaratıcı insan uzmandan nerede ayrılır?
Bu çocuklar için de, Picasso için de geçerlidir.
Beklenilmeyen, aykırı düşen bir olay veya bir gariplik olduğunda,
çoğumuz bunu göz ardı eder ve kendimizden iteriz çünkü karmaşayı sevmeyiz.
Fakat bir sebepten dolayı yaratıcı insan bu alışılmamış olaya bu garipliğin içine çekilir ve bununla ilgilenir.
Bu olay onları etkiler, içine çekilirler
ve hatta bu garipliğe, anormalliğe karşı bir saplantı oluştururlar.
Freud histerik olaylarla çalışmaya başladı
ve kadınları histerik bir şekilde davranmaya iten sebepler hakkında bir tutku geliştirdi.
Kadınlar fiziksel bir acı çekmedikleri halde, acı çektiklerini iddia ederlerdi.
Picasso bir resmi nesnenin tüm bölümlerini gösterebilecek şekilde
çizilebileceği konusunda saplantı oluşturmuştu.
Stravinsky, Rus-Slav geleneksel müziğine bağlı olarak, tamamen armonik olmayan
ama güçlü bir şekilde ritmik olan müziği bestelemek konusunda tutkuluydu.
Bu insanlar kutunun içerisinden dışarısına doğru ilerlemeye başladıklarında
daha yalnız ve yalıtılmış ve korkar oldular.
Aşırı vakalarda herkesin göremediği ya da duyamadıkları,
yazamadıkları, sembolize edemedikleri
ya da hayal edemedikleri şeyleri başarabildikleri için delirmeye başladıklarını bile düşünürlerdi.
Einstein’ı düşünün.
16 yaşındayken kendine acaba ışık hızında seyahat etmek nasıl bir şey olurdu diye sormuştu,
daha sonra kendine evrenin her iki tarafındaki zamanın aynı olduğunu
kanıtlamanın nasıl bir şey olabileceğini sordu,
daha sonra düşen bir nesnenin içerisinde aynı zamanda düşen başka bir nesneye neler olduğunu sordu.
Ve bu sorular daha once kimsenin sormadığı sorulardı.
Ve bulduğu cevaplar da daha önce hiç kimsenin bulmamış olduğu cevaplardı.
İncelediğim 6 ya da 7 insan en iyi buluşlarını yaptıkları sırada krizler geçirdikleri biliniyor.
Bu yarın çokça bahsedeceğim bir konu.
Disiplin ve uzmanlık arasında her zaman bir gerginlik, bir çatışma vardır.
Picasso resim yapmayı unutmuyor veya Stravinsky nasıl beste yapacağını,
Einstein matematiği ya da fiziği unutmuyor
ama bu insanlar disiplinin el vermediği bir yöne çekiliyorlar.
Şimdi hiçbirimizin sınıflarında bir Einstein ya da bir Picasso olmayacak.
Ama çoğumuz hala bir şeyi farklı yönde gören öğrencilere sahibiz.
Onlara vuruyor muyuz?
Onlarla dalga mı geçiyoruz?
Onlara ceza mı veriyoruz?
Ya da düşük not mu veriyoruz?
Yoksa onların neden bu şekilde düşündüklerini anlamaya mı çalışıyoruz?
Ve belki de onlara yardımcı oluyoruz ve destekliyoruz.
Bu büyük figürleri incelerken farkında vardığımız,daha sıradan hayatla ilgili bir ders.
İşte aydınlanma an’ları.
Öyle görünüyor ki bu soru tüm yaratıcı yenilikler için, bilimsel de olsa geçerli.
Darwin’in bilimsel Evrim Teorisi gibi
veya Martin Luther’in dini Katoliklik’ten Atılma teorisi gibi
ve ilk Protestan olma gibi.
Veya...
Marxist Leninist’in ideolojik Komünizm teorisi gibi,
bu fikirlere sizce kim önce ilgi gösterdi?
İlk doğanlar mı yoksa sonra doğanlar mı,
ailenin büyük çocuğu mu yoksa daha küçüklerden biri mi?
Birisinin bir cevap verdiğini duydum.
Biraz aranızda tartışabilirsiniz.
Muhtemelen çoğu yaratıcılar ilk doğanlardır ve bunun için birçok sebep var.
Fakat yaratıcı fikirlere ilk ilgi gösterenler her zaman sonra doğanlardır.
Muhtemelen bunun sebebi ilk doğanların üzerinden ilgiyi çekmek içindir.
Uzmandan ve disiplinden kurtulmak ve yeni bir şeyler kucaklamak isterler.
Hatta ‘Born to Rebel’ isimli bu kitabında,
Frank Sulloway, ilk doğanların Darwin’in Evrim Teorisine ısınmalarının,
sonra doğanlara nazaran, tam 100 yıl sürdüğünü söylemiştir.
Somutlaştıracak olursak,
1870 yılında Evrim Teorisini kabullenmiş olan sonradan doğanların sayısı kadar
1970 yılında ilk doğanlar vardı.
Kendiniz hakkında ve aileniz hakkında düşünüp
bunun doğru olup olmadığını görebilirsiniz.






Yeni yorum ekle