Vitamin Öğretmen Portalı

Portalı aktif kullanabilmek için giriş yapmalısınız.

Eğitim Videoları



4244 kez seyredildi

Sugata Mitra'nın Kendi Kendine Öğrenim İle İlgili Yeni Deneyleri

© TED.com



"Ve fark ettim ki çocuklar ne yapmayı öğrenmek istiyorlarsa onu yapmayı öğreniyorlar. ... Ve ilgi olduğu zaman, eğitim de oluyor." diyen Sugata Mitra, çocukların kendi kendilerine öğrenmeleri üzerine yapmış olduğu yeni çalışmalardan ve sonuçlarından bahsediyor.



Altyazı

Peki, oradaki aslında bir bakıma bariz bir ifade…

Yaklaşık on iki yıl önce bu cümle ile başladım

ve gelişmekte olan ülkelerde başladım

ama şimdi burada dünyanın her köşesinden gelen insanlar var.

Eğer ülkenizin bir haritasını düşünürseniz,

sanırım dünyadaki her ülke için küçük daireler çizip

"Bunlar iyi öğretmenlerin gitmeyeceği yerler"

diyebileceğiniz yerler olduğunu fark edeceksiniz.

Ayrıca, bu yerler,sorunun kaynaklandığı yerler olacaktır.

Yani elimizde ironik bir sorun var:

iyi öğretmenler en çok ihtiyaç duyduklarıbu yerlere gitmek istemiyorlar.

Denemeye 1999 yılında başladım

ve çok basit bir deney ile bu sorunu Yeni Delhi’de inceledim.

Temel olarak,

Yeni Delhi’deki fakir bir semtin bir duvarının içine bir bilgisayar yerleştirdim.

Çocuklar nadiren okula gidiyorlardı, İngilizce bilmiyorlardı,

daha önce hiç bilgisayar görmemişlerdi

ve internetin ne olduğu konusunda en ufak bir fikirleri bile yoktu.

Bilgisayara yüksek hızlı internet bağladım,

yerin yaklaşık üç fit üzerindeydi.

Bilgisayarı açtım ve orada bıraktım.

Bundan sonra, birazdan göreceğiniz birkaç ilginç olay yaşadık.

Ama bunu tüm Hindistan’da tekrarladımve sonra dünyanın büyük bir bölümünde…

Ve fark ettim ki

çocuklar ne yapmayı öğrenmek istiyorlarsa onu yapmayı öğreniyorlar.

Bu yaptığımız ilk deneydi:

Sağdaki 8 yaşındaki çocuk öğrencisine, 6 yaşındaki kıza öğretiyor,

ona nasıl internette gezinileceğini gösteriyor.

Buradaki bu çocuk…

Orta Hindistan’ın merkezinde, bu bir Rajasthan köyü…

Burada çocuklar kendi müziklerini kaydettiler

ve daha sonra birbirlerine çaldılar.

Ve bu süreçte gerçekten eğlendiler.

Ve tüm bunları bilgisayarı ilk defa gördükleriandan sonraki dört saat içinde yaptılar.

Başka bir Güney Hindistan köyünde…

Buradaki bu çocuklar bir video kamera kurdular

ve bir yaban arısının fotoğrafını çekmeye çalışıyorlar.

Disney.com’dan, bu web sitelerinin birinden indirdiler.

Hem de bilgisayarı köye yerleştirdikten sadece 14 gün sonra...

Sonunda bir grup çocuğun, kim oldukları veya nerede oldukları fark etmeksizin

bilgisayar kullanmayı ve interneti kendi başına öğrenebileceği sonucuna vardık.

Bu noktada, biraz daha hırslandım

ve çocukların bir bilgisayar ile daha neleryapabileceğini görmeye karar verdim.

Hyderabad, Hindistan’da bir deney ile başladık.

Çok güçlü bir Telugu aksanıyla İngilizce konuşan bir grup çocuğa

bir bilgisayar ve bir de şimdi Windows ile bedavaya gelen

konuşmadan metne aktarma ara yüzü verdim.

Ve bilgisayara konuşmalarını istedim.

Bilgisayara konuştuklarında, bilgisayar abuk sabuk sözler yazıyordu.

Onlar da dediler ki “Bizim söylediğimiz hiçbir şeyi anlamıyor”.

Ben de “Peki, bunu iki ay burada bırakayım,

bilgisayarın sizi anlamasını sağlayın” dedim.

Çocuklar da “Bunu nasıl yapacağız?” diye sordular.

Ben de “Gerçekten bilmiyorum” diye yanıt verdim ve gittim.

İki ay sonra,

ki bu şimdi Uluslararası GelişimDergisi için Bilgi Teknolojisinde kayıtlı,

aksanları değişmişti

ve konuşmadan metne ara yüzünü geliştirdiğim

doğal İngiliz aksanına inanılmaz derecede yakındı.

Başka bir deyişle, hepsi James Stoogley gibi konuşuyorlardı.

Yani bunu kendileri yapabildi.

Bundan sonra,

kendi başlarına öğrenebilecekleri bir dizi başka şey ile deneme yapmaya başladık.

Kolomba’dan, Arthur C. Clark’tan ilginç bir telefon aldım.

“Neler olduğunu görmek istiyorum” dedi.

Seyahat edemiyordu, o yüzden ben oraya gittim.

İki ilginç şey söyledi:

“Makine ile yer değiştirilebilecek bir öğretmen”

Ve söylediği ikinci şey:

“Eğer çocuklar ilgiliyse, eğitim gerçekleşir”.

Ve ben bunu sahada yapıyordum.

Bu yüzden bunu izlediğim her seferinde, onu düşünürüm.

-Bu mümkün. Ve kesinlikle insanlara yardımcı olabilirler,

-çünkü çocuklar internette gezinmeyi

-ve onların ilgisini çeken şeyleri bulmayı öğreniyorlar.

-Ve ilgi olduğu zaman, eğitim de oluyor.

Deneyi Güney Afrika’ya taşıdım.

Bu, 15 yaşında bir çocuk…

-Bahsettiğim bu:

-Oyunlar oynuyorum, hayvanları seviyorum ve müzik dinliyorum.

Ve ona sordum. “E-posta gönderiyor musun?”

O da dedi ki "Evet, okyanustan atlıyorlar".

Bu Kamboçya’da, kırsal Kamboçya’da…

Çok saçma aritmetik bir oyun…

Hiçbir çocuğun sınıfta veya evde oynamayacağı,

size geri atıp "Bu çok sıkıcı" diyecekleri bir oyun...

Bir kaldırıma bırakırsanız ve bütün yetişkinler giderse,

birbirlerine neler yapabildiklerini gösterecekler.

İşte bu çocuklar bunu yapıyorlar.

Sanırım, burada çarpma işlemi yapmaya çalışıyorlar.

Ve tüm Hindistan’da…

Yaklaşık iki yılın sonunda oluyor bu...

Çocuklar ödevlerini Google'da aratmaya başlıyorlar.

Sonuç olarak, öğretmenler İngilizcelerinde inanılmaz iyileşmeler,

hızlı bir ilerleme olduğunu kaydettiler.

Gerçekten derinlemesine düşünür bireylerhaline geldiklerini söylediler. Vesaire...

Ve aslında gerçekten öyle oldu.

Eğer Google’da varsa, niye kafanızın içinde olmasına gerek duyasınız ki?

Sonraki dört yılın sonunda,

bir grup çocuğun kendi eğitim hedeflerine ulaşmak için

internette gezinebileceğine karar verdim.

O zamanlarda, Hindistan’daki okul eğitimini iyileştirmek için

Newcastle Üniversite’ne büyük miktarda bir para geldi.

Ve Newcastle da beni aradı.

Dedim ki “Delhi’den yapabilirim.”.

Onlar da

“Milyonlarca pound değerindeki üniversite parasını

Delhi’de oturarak idare etmen imkânsız” dedi.

Ben de 2006 yılında, kendime kalın bir mont aldım ve Newcastle’a taşındım.

Bu sistemin sınırlarını test etmek istedim.

Newcastle’da yaptığım ilk deney, aslında Hindistan’da yapılmıştı.

Ve kendime neredeyse imkânsız bir hedef belirlemiştim.

Güney Hindistan’daki bir köyde Tamil dilini konuşan 12 yaşındaki çocuklar,

kendi başlarına İngilizce biyoteknolojiyi öğretebilirler mi?

Düşündüm ki bunu test edeceğim ve sıfır alacaklar.

Onlara malzemeleri vereceğim, geri geleceğim ve test edeceğim.

Bir daha sıfır alacaklar.

Geri gideceğim ve diyeceğim ki

"Evet, belli şeyler için öğretmenlere ihtiyacımız var.".

26 çocuk çağırdım ve hepsi oraya geldi.

Dedim ki: “Bu bilgisayarda gerçekten baya zorlu bir konu var.

Hiçbir şey anlamazsanız hiç şaşırmayacağım.

Hepsi İngilizce ve ben gidiyorum.”

Ve onları bilgisayarla başbaşa bıraktım.

Yaklaşık iki ay sonra geri geldim ve 26 çocuk geldi.

Çok, çok sessiz görünüyorlardı.

“Peki, konuya baktınız mı?” dedim.

“Evet, baktık”,

“Bir şeyler anlayabildiniz mi?”,

“Hayır, hiçbir şey”.

Ben de

“Peki, hiçbir şey anlamadığınıza karar verenekadar ne kadar uğraştınız?” diye sordum.

“Her gün bakıyoruz” dediler.

Ben de “2 ay boyunca devamlı hiç anlamadığınız bir şeye mi baktınız?” dedim.

12 yaşındaki bir kız çocuğu elini kaldırdı

ve kelimesi kelimesine

"DNA molekülünün düzensiz kopyalanmasınıngenetik hastalığa yol açmasının dışında,

hiçbir şey anlamadık" dedi.

Bunu yayınlamak benim üç yılımı aldı.

Daha henüz İngiliz Eğitim Teknoloji Dergisi’nde yayınlandı.

Bilirkişilerden biri, makaleye değinmiş

ve "Doğru olamayacak kadar iyi" demişti, ki çok da iyi değildi.

Kız çocuklarından biri kendine öğretmen olmayı öğretti ve işte buradaki o…

Hatırlayın lütfen, İngilizce çalışmıyorlar.

Son kısmı yüksek sesle okudum ve sordum “Nöron nerede?”

ve dedi ki “nöron… nöron…”.

Sonra baktı ve bunu yaptıama ifadesi pek hoş değildi.

Yani puanlar sıfırdan %30'a çıktı,

ki bu koşullar altında bu eğitim açısından imkânsızdı

ama %30 geçer not değildi.

Bir arkadaşları olduğunu öğrendim.

Genç bir yerli muhasebeci kız ve onunla futbol oynuyorlardı.

O kıza “Onlara geçebilecekleri kadarbiyoteknoloji öğretir misin?” diye sordum.

“Nasıl yapabilirim ki… Konuyu bilmiyorum.” dedi.

Ben de “Büyükannenin kullandığı yöntemi kullan” dedim.

“O nedir ki” diye sordu.

Ben de “yapman gereken sadece onların arkasında durmak

ve yaptıkları her şeye hayran olmak" dedim.

Sadece “Bu harika, bu inanılmaz” de.

“Bu ne? Bunu tekrar yapabilir misin?

Bana biraz daha gösterebilir misin?” de.

Bunu iki ay boyunca yaptı.

Puanlar %50’ye kadar çıktı,

ki bu Yeni Delhi'nin havalı okullarında

eğitimli bir biyoteknoloji öğretmeni ile alınan not ile aynı…

Newcastle’a bu sonuçlar ilegeri döndüm

ve burada kesinlikle çok ciddi olmaya başlayan

bir şeyler olduğuna karar verdim.

Birbirinden farklı bir dizi uzak yerde deney yaptıktan sonra,

aklıma gelebilecek en uzak noktaya gittim.

Tyne nehrinin karşısında,

Berlin’den 5000 mil uzakta küçük bir kasaba Gateshead…

Gateshead’de 32 öğrenciyi aldım

ve yöntemin ince ayarlarını yapmaya başladım.

Onları dört kişilik gruplara ayırdım.

Ve dedim ki “Kendi dört kişilik gruplarınızı yapın.

Her grup, bir bilgisayar kullanabilir.Dört bilgisayar değil…”

Duvardaki bilgisayar deneyinden hatırlayın.

“Grupları değiştirebilir, kendi grubunuzusevmezseniz diğer gruba geçebilirsiniz.

Başka bir gruptaki arkadaşınızın neler yaptığına bakıp,

kendi grubunuza dönüp kendi başarınız gibi aktarabilirsiniz.”

Ve onlara bu yöntemi kullanarak birçok bilimsel araştırma yapıldığını açıkladım.

Çocuklar şevkle “Şimdi, bizim ne yapmamızı istiyorsunuz?” diye sordular.

Onlara altı tane GCSC sorusu verdim.

İlk grup, en iyisi hepsini 20 dakikada çözdü.

En kötüsü 45 dakikada çözdü.

Bildikleri her şeyi kullandılar.

Newsgroups, Google, Wikipedia, Ask Jeves vb.

Öğretmen sordu, “bu derinlemesine öğrenme mi?”.

Ben de “Peki, hadi deneyelim” dedim.

İki ay sonra geri geleceğim ve onlara yazılı bir test vereceğim.

Bilgisayar olmayacak, birbirleriyle konuşmak olmayacak vesaire…

Bilgisayar ve gruplar ile yaptığımda ortalama puan %76’ydı.

Deneyi yaptığımda ise, yani iki ay sonra testi yaptığımda puan %76'ydı.

Çocukların içinde fotografik hafıza var.

Şüpheleniyorum çünkü birbirleriyle tartışıyorlardı.

Tek bir bilgisayarın önünde tek bir çocuk bunu yapamayacaktır.

Daha farklı sonuçlar da elde ettim,

neredeyse imkânsız olan, puanlar zaman içinde yukarı çıkıyordu.

Öğretmenler her seans bittikten sonra,

çocukların daha fazla detayı Google’da aramaya başladığını söylüyor.

Burada İngiltere’de, İngiliz büyükanneler için bir telefon verdim.

Biliyorsunuz ki İngiliz büyükanneler çok etkin insanlar.

Anında 200 tanesi gönüllü oldu.

Anlaşma şöyleydi,

bana evlerinde otururken her hafta bir saat geniş bant süresi vereceklerdi.

Bunu yaptılar ve son iki yıl içinde

Skype üzerinden, öğrencilerimin

Nine Bulutu diye adlandıracağı 600 saatin üstünde eğitimler oldu.

Nine Bulutu orada oturur ve onları istediğim okula yöneltebilirim.

Beni yakalayamazsın!

Sen söyle...

Beni yakalayamazsın!

Beni yakalayamazsın!

Ben zencefilli kurabiye adamım.

Ben zencefilli kurabiye adamım.

Çok güzel! Çok iyi!

Gateshead’de, on yaşındaki bir kız çocuğu 15 dakika içinde Hinduizm'in kalbine iniyor

ve benim hakkında hiçbir şey bilmediğim şeyler öğreniyor.

İki çocuk bir TED konuşmasını izliyor.

Önceden futbolcu olmak istiyorlardı,

8 TED konuşması dinledikten sonra Leonardo De Vinci olmaya karar verdiler.

Çok basit şeyler…

Şimdi bunu yapıyorum.

Bunlara KÖÖO, Kendini Örgütleyen Öğrenim Ortamları deniyor.

Mobilyalar, çocukların büyük güçlü ekranlar,büyük geniş bant bağlantıları önünde

gruplar halinde oturabileceği şekilde tasarlandı.

İsterlerse, Nine Bulutu’nu arayabilirler.

Bu Newcastle’daki ve aracı Umiya, Hindistan'dan…

Peki, ne kadar ileri gidebiliriz?

Son ufak bir şey ve sonra duracağım.

Mayıs ayında Turin’e gittim.

Bütün öğretmenleri,

10 yaşında öğrencilerden oluşan gruptan uzaklaştırdım.

Ben sadece İngilizce konuşuyorum, onlar da sadece İtalyanca…

Yani iletişim kuracak bir yolumuz yok.

Kara tahtanın arkasına İngilizce sorular yazmaya başladım.

-“Dinozorların nesli nasıl ve neden tükendi?”-

Çocuklar baktı ve “ne” dediler.

Ben de “yapın” dedim.

Google’a yazdılar, İtalyancaya çevirdiler ve sonra İtalyanca Google’da aradılar…

15 dakika sonra...

Yeni soru “Kolkata nerededir?”

Bu, sadece on dakikalarını aldı.

Sonra gerçekten zor bir tane denedim.“Pisagor kimdir ve ne yapmıştır?”

Bir süre için sessizlik oldu

ve sonra “yanlış yazdın, ‘Peter Goras’ o” dediler.

Ve sonra, 20 dakika içinde dik açılı üçgenler ekranda belirmeye başladı.

Tüylerim diken diken oldu.

Sadece on yaşındalardı.

-“30 dakika sonra İzafiyet Teorisine ulaşabilirlerdi ve sonra?”-

Biliyor musunuz ne oldu?

Sanırım kendi kendini örgütleyen bir sisteme ulaştık.

Kendi kendini örgütleyen bir sistem,

dışarıdan açık bir müdahale olmadan yapının oluştuğu bir sistemdir.

Kendi kendini örgütleyen sistemler, her zaman birden ortaya çıkarlar.

Sistem tasarlanma amacının dışında şeyler yapmaya başlar,

işte bu nedenle bu şekilde tepkigösteriyorsunuz çünkü imkânsız.

Sanırım, şimdi bir tahminde bulunabilirim.

Eğitim, öğrenimin ortaya çıkan bir fenomenolduğu kendi kendini örgütleyen bir sistem.

Bunu deneysel olarak kanıtlamak birkaç yıl alacaktır ama deneyeceğim.

Ama bu arada, hazır olan bir yöntem var:

Bir milyar çocuk, 100 milyon aracıya ihtiyacımız var,

gezegende bundan çok daha fazlası var,

10 milyon KÖÖO, 180 milyar dolar ve 10 yıl ile…

Her şeyi değiştirebiliriz.

Teşekkürler.

Video ile İlgili Yorumlar
  • Bu video için yorum bulunmamaktadır.
    "Yeni Yorum Ekle" butonuna tıklayarak ilk yorumu yazan siz olabilirsiniz.