Vitamin Öğretmen Portalı

Portalı aktif kullanabilmek için giriş yapmalısınız.

Eğitim Videoları



6429 kez seyredildi

Eğitim Paradigmalarını Değiştirmek

© TED.com



"Çocuklarımız, dünya tarihinin en yoğun uyarıcıyı içeren döneminde yaşıyorlar. Her tür platformdan gelen bilgi ve ilgi çağrısının kuşatması altındalar: bilgisayarlardan, iPhone'lardan, reklam panolarından, yüzlerce televizyon kanalından... Ve biz onları dikkatleri dağılıyor diye cezalandırıyoruz. Neye dikkatlerini veremiyorlar? Çoğu zaman okuldaki sıkıcı konulara... Bana bu tesadüf değilmiş gibi geliyor." diyen Sir Ken Robinson'ın eğitim paradigmalarını değiştirmek üzerine konuşması.



Altyazı

Dünyadaki her ülke, şu anda kamu eğitimsistemini yeniden şekillendiriyor.

Bunun iki nedeni var.

Birincisi, ekonomik.

“Çocuklarımızı 21. yüzyıl ekonomisinde yer alacak şekilde nasıl eğitebiliriz?”

sorusunun cevabını bulmaya çalışıyorlar.

Bunu nasıl yapabiliriz?

Son krizin de kanıtladığı gibi önümüzdeki haftanın sonunda

ekonominin nasıl olacağını bile bilmezken, bunu nasıl yapabiliriz?

İkincisi, kültürel.

Dünyadaki her ülke

“çocuklarımızı kültürel kimlik algıları olacak şekilde nasıl eğitiriz ki

küreselleşme sürecinin bir parçasıykentoplumumuzun kültürel yapısını

diğer nesillere aktarabilelim?” sorusuna yanıt arıyor.

Bu imkânsız işi nasıl başarabiliriz?

Sorun şu ki:

Geçmişte yaptıklarını yaparak gelecektekiihtiyaçları karşılamaya çalışıyorlar

ve bu yolda okula gitmek için hiçbir nedengörmeyen milyonlarca çocuğu uzaklaştırıyorlar.

Bizim okula gittiğimiz yıllarda, biz orada bir hikâye ile tutuluyorduk:

“Çok çalışırsan ve iyi iş çıkarırsan ve deüniversite diploması alırsan, iyi bir işin olur.”

Bizim çocuklarımız buna inanmıyor ve bu arada inanmamakta da haklılar.

Diplomanız olması olmamasından daha iyi tabi ki, ama artık iş garanti değil.

Ve özellikle oraya giden yol

kendiniz hakkında önemli olduğunu düşündüğünüz

birçok şeyi ötekileştiriyorsa değil.

İnsanlar diyor ki “standartları yükseltmeliyiz”,sanki bu çığır açacakmış gibi…

Biliyorsunuz, tabi ki, evet, yükseltmeliyiz.

Neden düşürelim ki?

Onları düşürmek konusunda henüz beni iknaedebilmiş bir argüman ile karşılaşmadım.

Ama onları yükseltmek: tabi ki yükseltmeliyiz.

Sorun, mevcut eğitim sisteminin farklı bir çağ için tasarlanmış,

düşünülmüş ve yapılandırılmış olmasında...

Aydınlanmanın entelektüel kültüründe

ve sanayi devriminin ekonomik koşullarında doğmuş bir sistem o...

19. yüzyılın ortalarına gelmeden önce bir kamu eğitim sistemi yoktu.

Tam da değil…

Paranız varsa Cizvitler tarafından eğitilebilirdiniz.

Ama kamu eğitiminin vergilerden ödenmesi, herkese zorunlu olması

ve ücretsiz olması...

Bu devrim niteliğinde bir fikirdi.

Ve birçok insan buna karşı çıktı.

Çalışan sınıfın çocuklarının, sokak çocuklarının

kamu eğitiminden fayda sağlamasının imkânsız olduğunu söylediler.

Okuma veya yazmayı öğrenme becerileriolamazdı ki ki niye bunun için zaman harcansın?

İşte aynı zamanda sosyal yapı ve kapasitehakkında bir dizi varsayıma da dayandırıldı.

O zamanın ekonomik zorunluluğu bunu getiriyordu,

ama içindeki, zihnin entelektüel bir modeliydi

ki bu temel olarak zekâya Aydınlanma dönemi bakış açısıydı.

Gerçek zekâ belli bir türde tümdengelimli akıl yürütme kapasitesinden

ve klasiklerin bilgisinden oluşurdu orijinal olarak...

Şu anda “akademik beceri” olarak düşündüğümüz…

Ve bu kamu eğitimininen derinlerinden geliyor…

İki tür insan olduğu: akademik ve akademik olmayan,

akıllı ve akıllı olmayan…

Ve bunun sonucu

mükemmel zekâların bu belli yapıdaki görüş ile değerlendirildikleri için

kendilerini zeki görmemesi…

Yani iki tane direğimiz var: ekonomik ve entelektüel…

Ve benim görüşüme göre, bu model birçokinsanın hayatında kaosa neden oldu.

Bazıları için harika olmuş olabilir,

bundan mükemmel bir şekilde faydalanan insanlar var,

ama çoğu insan için öyle değil.

Aksine, bundan dolayı eziyet çektiler:

Bu modern bir salgın.

Ve bu hatalı ve bu sahte...

Bu ADHD vebası…

Şimdi, bu Amerika’daki ADHD vakalarınınharitası veya ADHD reçetelerinin...

Bu noktada beni yanlış anlamayın,

"Dikkat Eksikliği Bozukluğu” diye bir şeyolmadığını söylemeye çalışmıyorum.

Öyle bir şey varsa bile söylemeye yetkin değilim.

Psikolog ve çocuk doktorlarından oluşan büyük bir çoğunluğun

böyle bir şey olduğunu söylediğini biliyorum.

Ama gene de bu tartışılabilir.

Kesin olarak bildiğim şey: bunun bir salgın olmadığı…

Bu çocuklar bademciklerimiz alınırcasına rutin olarak ilaca boğuluyorlar.

Aynı tuhaf dayanağa dayanarak ve aynı nedenden: medikal moda…

Çocuklarımız, dünya tarihinin en yoğun uyarıcıyı içeren döneminde yaşıyorlar.

Her tür platformdan gelen bilgi ve ilgi çağrısının kuşatması altındalar:

bilgisayarlardan, iPhone’lardan,

reklâm panolarından, yüzlerce televizyon kanalından…

Ve biz onları dikkatleri dağılıyor diye cezalandırıyoruz.

Neye dikkatlerini veremiyorlar?

Çoğu zaman okuldaki sıkıcı konulara...

Bana bu tesadüf değilmiş gibi geliyor.

ADHD’nin standartlaşmış test sistemininbüyümesi ile paralel şekilde yükselişi...

Şimdi, bu çocuklara Ritalin ve Adderall ve her çeşit şey veriliyor.

Genelde epey tehlikeli ilaçlar…

Konsantrasyonlarını sağlamak ve onları yatıştırmak için...

Ama buna göre, dikkat dağınıklığı bozukluğuülkenin doğusuna ilerledikçe artıyor.

İnsanlar Oklahoma’da ilgilerini kaybetmeye başlıyorlar,

Arkansas’ta düzgün düşünmekte bile zorlanıyorlar

ve Washington’a geldiklerinde tamamen kendilerini kaybediyorlar.

Ve bunun ayrı nedenleri var, ben öyle inanıyorum.

Bu hayali bir salgın.

Eğer düşünürseniz... Sanat...

Ama bunun sadece sanata özel olduğunu söylemiyorum.

Bence fen ve matematik için de böyle...

Özellikle sanat için konuşuyorum,

çünkü onlar şu anda bu zihniyetin en başlıca kurbanları...

Sanat özellikle estetik deneyim fikrini ele alır.

Estetik deneyim, duyularınızın zirve yaptığı noktadır.

Mevcut anda dururken, deneyimlediğiniz bu şeyin heyecanı ile canlanırken,

tamamen canlıyken...

Ve anestetik duyularınızı uyuttuğunuz vekendinizi olan bitene kapattığınız andır.

Bu ilaçların çoğu bunu yapıyor.

Onları uyuşturarak, çocuklarımızı eğitimden geçiriyoruz.

Ve bence tamamen tersini yapmalıyız: onları uyutmamalıyız,

kendi içlerinde olana onları uyandırmalıyız.

Ama bizim sahip olduğumuz model bu:

İnanıyorum ki sanayileşme çıkarları üzerine

ve onun görünümünde modellenmiş bir eğitim sistemimiz var.

Size birkaç örnek vereceğim:

Okullar aşağı yukarı fabrika hatları gibi organize edilmiş.

Çalan ziller, ayrı tesisler, ayrı konularda uzmanlaşma…

Biz çocuklarımızı hâlâ partiler halinde eğitiyoruz.

Biliyorsunuz, onları sisteme yaş gruplarına göre yerleştiriyoruz.

Niye bunu yapıyoruz? Yani...

Neden çocukların en önemli ortak özelliğininyaşları olduğu bu varsayım var?

Sanki onların en önemli özelliği üretim tarihleriymiş gibi…

Peki, ben aynı yaş grubundaki çocuklardan çokdaha iyi olan çocuklar olduğunu biliyorum.

Farklı disiplinlerde veya günün farklı zamanlarında

veya büyük gruplardansa küçük gruplarda veya bazen kendi başlarına daha iyi olanları…

Eğer öğrenme modeliyle ilgileniyorsanız, bu üretim hattı zihniyetinden başlamazsınız.

Bu özünde uyumluluk ile ilgili ve gittikçe artan bir şekilde...

Standart testlerin ve standart müfredatların büyümesine bakarsınız...

Standardizasyon ile ilgili...

Tam zıt yöne gitmemiz gerektiğine inanıyorum.

Paradigmayı değiştirmek demekle kastettiğim işte bu…

Aykırı düşünme üzerine yakın zamanda yapılan harika bir çalışma var.

Bir kaç yıl önce yayınlanmıştı.

Aykırı düşünme, yaratıcılık ile aynı şey değil.

Ben yaratıcılığı, değeri olan orijinal fikirler ortaya çıkarma süreci olarak tanımlıyorum.

Aykırı düşünme bununla eş anlamlı değil,

ama yaratıcılık için gerekli olan bir yetenek...

Bir sorunun birçok olası cevabını görebilme becerisi…

Bir soruyu yorumlamanın birçok olası yolunu düşünebilme,

Edward de Bono’nun büyük ihtimalle “yanal” diyeceği şekilde düşünme,

sadece doğrusal veya yakınsal yollarla düşünmeme…

Birden çok yanıt görebilme, sadece bir tane değil.

Yani demek istediğim, bunun için testler var.

Bir tür sazan örneği belki de insanlara

“bir atacın kaç farklı kullanımınıdüşünebiliyorsun?” diye sormak olabilir.

En rutin sorulardan biri...

Çoğu insan 10 veya 15 tane fikir bulabilir.

Bu işte iyi olanlar 200 fikir ile gelebilirler

ve bunu şöyle şeyler sorarak yaparlar :

"Peki, ataç 60 metre yüksekliğinde ve sünger plastikten yapılmış olabilir mi?"

Bilirsiniz, ‘bizim bildiğimiz şekilde bir ataç olmak zorunda mı’ gibi.

Şimdi testler var.

Bunları “Kırılma Noktası ve Ötesi” adlı bir kitapta 1500 kişiye verdiler

ve testin protokolüne göre belli bir seviyeden yüksek puan alırsanız

aykırı düşünmede dahi olarak kabul edileceksiniz.

Yani, benim size sorum:

Test edilen 1500 kişinin yüzde kaçı aykırıdüşünmede dahi seviyesinde puan aldı?

Şimdi, onlar hakkında bilmeniz gereken bir şey daha var:

bunlar anaokulu öğrencileriydi…

Peki, ne düşünüyorsunuz? Yüzde kaçı dahi?

-80.

80? Tamam. %98.

Şimdi, bunun boylamasına bir çalışma olduğunu düşünün.

Yani, aynı çocukları beş yıl sonra tekrar test ettiler.

8-10 yaşlarındayken… Ne düşünüyorsunuz?

50?

Beş yıl daha sonra yeniden test edildiler.

13-15 yaşlarındayken…

Burada bir eğilim görüyorsunuz değil mi?

Şimdi bu ilginç bir hikâye anlatıyor,

çünkü ters yöne gittiğini de hayal edebilirdiniz.

Edebilirdiniz değil mi?

Çok iyi olmayarak başlayabilir ama büyüdükçe daha iyi olabilirsiniz.

Bu iki şeyi gösteriyor.

Birincisi, hepimizin bu kapasitesi var.

Ve ikincisi, bu genelde geriliyor.

Şimdi, bu çocuklar büyürken başlarından bir sürü şey geçti, bir sürü…

Ama başlarına gelen en önemli şeylerden biri,

inanıyorum ki eğitim almış olmaları...

Okulda on yıl geçirdiler; onlara bir cevap olduğu,

arkada olduğu ama bakmamaları gerektiği söylendi.

Bakma, kopya çekme çünkü bu hile…

Okulun dışında buna “iş birliği” deniyorama okulun içinde değil.

Şimdi bu öğretmenler bu şekilde istediği için böyle değil,

sadece bu şekilde olduğu için böyle.

Çünkü eğitimin gen havuzunun içinde bu…

İnsan kapasitesi hakkında farklı düşünmeliyiz.

Bu eski akademik, akademik olmayan,

soyut, teorik, mesleki algılarını aşmalı

ve gerçekten ne olduğunu görmeliyiz: bir efsane…

Ve ikincisi, en iyi öğrenmenin gruplar halinde olduğunu kabul etmeliyiz:

iş birliğinin büyümenin özünde olduğunu…

Eğer insanları atomlarına parçalar

ve atomları birbirinden ayırıpayrı ayrı yargılarsak,

onlar ve onların öğrenim ortamları arasında bir tür kopukluk oluştururuz.

Ve üçüncüsü:

bu kurumlarımızın kültürü açısından hayati öneme sahip…

kurumların alışkanlıkları ve bulundukları yaşam ortamları…

Video ile İlgili Yorumlar
  • Hızla değişen çağa, ayak uydurmakta zorlanan eğitim sistemini başarılı bir dille anlatmışlar.  Yenilenme ve değişimin zorunluluğu apaçık ortada. Teknolojinin hızına eğitim alanında da yetişemezsek  ve kendimizi yenileyemezsek "sıkıcı öğretmenler "olmaktan da kurtulamayız.

    gönderildi / 2011-06-23 04:58:00
    ŞERİF TİKVEŞLİ İLKÖĞRETİM OKULU
    İZMİR
  • Teknoloji ve tasarım dersi müfredatı yenilerek 4 ve 5. sınıfa hatta 1-2-3'den itibaren uygulanmalı ki sunumda konu edilen "aykırı düşünebilen" öğrenciler yetiştirebilelim...  Hatta biz yetiştrimeyelim fırsat verelim, arada yol gösterelim onlar daha çabuk öğrenebilirller :)

    gönderildi / 2011-07-04 12:02:00
    İNÖNÜ İLKÖĞRETİM OKULU
    BURSA
  • Evet eğitim sisteminin yanlışlarını anlatmış. elbette etkileyici sunumunu gözardı etmemek gerekiyor.Ancak sanki hep yaptığımız bir yanlışı yapıyormuşuz gibi geliyor bana. "HALA BAŞKALARINI TAKİP EDİYOR BİR TÜRLÜ KENDİ DOĞRU EĞİTİM SİSTEMİMİZİ BULAMIYORUZ." SORUN YARATICILIĞA MEYDAN VERMEYEN İDARECİLERDE Mİ YOKSA YARATICILIĞA AYRILACAK ZAMANI BOŞA HARCANMIŞ SAYAN TEFTİŞ SİSTEMİNDE Mİ YOKSA HALA KENDİMİZİ YETERİNCE YATAICI GÖRÜP BİR ŞEYLER ÜRETMEYİ EZİYET GÖREN BİZ ÖĞRETMENLERDE Mİ." (Lütfen şartları tutmayan üstüne alınmasın.)

    peki eleştiriyorsun da çözüm ne diyenlere bence çözüm şudur: üniversiteleri özellikle eğitim fakültelerini yaratıcı düşünce sahibi gençlerle dolduralım.Zor mu şiir yazabilen, resim çizebilen beste yapabilen, bir hikayesi bir  tiyatro uynu yazan bu ve benzeri üretilerden ödülleri olanlara pozitif ayrımcılık yapsak ta bu gençleri sınavsız istedikleri bölümlere yerleştirsek. 

    OLMAZ MI? HAYAL Mİ acaba...

    gönderildi / 2011-12-04 02:51:00
    DUMLUPINAR İLKÖĞRETİM OKULU
    ORDU
  • EĞİTİM YAŞANTILARINI DEĞİŞTİRMEK PARADİGMA DEĞİŞİMİNİN BAŞLANGICIDIR DİYE DÜŞÜNSEKTE, EĞİTİM YAŞANTISINI DEĞİŞTİRMENİN YOLU EĞİTİM ORTAMINI BUNA GÖRE DÜZENLEMEKTEN GEÇMEZ Mİ?

    gönderildi / 2012-04-07 12:52:00
    KALEALTI İLKÖĞRETİM OKULU
    KARABÜK
  • ANLATILAN ÇOK ŞEY İYİ HOŞ GÜZEL VE ZATEN TECRÜBELERLE BİZZAT KEŞFEDİLMİŞ ŞEYLER OLSA DA BU DEVİRDE HALA SOBA İLE ISITILMAYA ÇALIŞILAN SINIFLARDA ORTAM NEYE MÜSAİTTİR DÜŞÜNÜLMELİ SANIRIM... SESİMİZİ DUYACAK BİR BABAYİĞİT ÇIKACAK MI ACABA MERAK EDERİM DOĞRUSU. YETKİLİ BİR ŞAHSI MUHTEREM GELİP ZİYARETİMİZE BİZLERİ DİNLEME VE ORTAMI GÖRME ZAHMETİNE BİR KATLANSA NE SEVİNECEĞİZ...

    gönderildi / 2012-04-07 12:54:00
    KALEALTI İLKÖĞRETİM OKULU
    KARABÜK
  • Evet eğitim paradigmalarını değiştirmek zorundayız. Gelecek neslimizi ancak böyle kurtarabiliriz.

    gönderildi / 2012-05-14 05:02:00
    BOĞAZLIYAN TOKİ İLKÖĞRETİM OKULU
    YOZGAT