Dijital Nesli Anlamak
Dijital bir dünyaya doğan ve "Dijital Yerliler" olarak adlandırılan yeni neslin dünyasını anlamak ve onları geleceğe hazırlamak üzerine Ian Jukes'un gerçekleştirdiği sunum videosu.
Dijital bombardıman ve de dijital deneyimin her tarafa yayılan yapısı yüzünden,
bugün çocuklar “ekran gençliği” haline geldi.
Bu, Singapur tarihinde; gerçek anlamda elinde mouse ile büyüyen,
ekrandaki görüntüler ile oynanabilmesi, iletişim kurulabilmesi gerektiği,
ekranların sadece pasif görüntüleme ve tüketim için olmadığı görüşünü taşıyan ilk nesil…
Bu çocuklar, Marc Prensky’nin “Dijital Yerliler” yazısında ifade ettiği gibi
dijital çevrede büyüdüler ve sonuç olarak dijital onların dil tercihi.
Görüyorsunuz, bu çocuklar dijital yerliler.
Ana dilleri olarak dijital konuşuyorlar.
Bu onların yerli dili. Bununla doğdular.
Anlayacağınız, problem bizim neslin ve bizim ebeveynlerimizin neslinin
insanlarının dijital yerlilerden olmayışı…
Biz ana dilimiz olarak dijital konuşmuyoruz.
Bizim dijital göçmenleri olduğumuzu anlıyor musunuz?
Biz göçmeniz çünkü biz başka bir ülkeden geliyoruz.
Biz dijital olmayan bir dünyadan geliyoruz.
Dijital teknoloji öncesi bir zamandan ve yerden geliyoruz.
Ve sonuç olarak, çoğumuz dünyanın nasıl işlediği hakkında
eski ülke geleneklerine ve varsayımlarına bağlıyız.
Yani, problem şu:
Bu çocukların ana dili dijital iken biz sadece dijital dilini konuşuyoruz.
Biz dijitali ikinci dil olarak konuşuyoruz ve bu çok önemli bir ayrım…
Ve nedeni şu ki…
Yeni bir araştırma bize söylüyor ki, bu dijital bombardıman yüzünden,
bu yeni dijital ortam yüzümden dijital neslin beyinleri etkilendi.
Dijital neslin beyinleri değişti. Hem fiziksel hem de kimyasal anlamda...
Ve bunun sonucu olarak,
bizim çocuklarımız gerçekten bizden daha farklı nörolojik devrelere sahipler.
Ve her ne kadar düşünmeyi ve öğrenmeyiiçeren bu son derece karmaşık süreçleri
tam olarak anlamasak da…
Bence, bugün buradaki bu sunum sırasında
neleri bildiğimize yakından bakmak son derece önemli olacak...
Ve eğitimciler olarak, anlamamız gereken ilk şey
dünyaya birincil hayati fonksiyonları yerine getirmek için
beyin devrelerimizin %50’si hazır halde geldiğimiz
ve geri kalan %50 devrenin doğumdan sonra oluştuğu...
Ve bunu size söylemek benim için gerçekten çok önemli
çünkü uzun süredir süregelen alışılmış düşünce şekli üç yaşına gelindiğinde
oturduğu ve o noktadan sonra gerçekten hiç değişmediğiydi.
Üç yaşına gelindiğinde, kayda değer hiçbir yeni hücre oluşumu olmadan
daha sonra teker teker ölmeye başlayan sabit sayıda beyin hücremiz olduğuydu.
Ve bu düşüncenin sonu olarak uzun süredir devam eden varsayım,
üç yaşına geldiğimizde hepimizin sabit bir belleği olmasıydı.
Hepimizin değişmez bir zihinsel işlem gücü,değişmez bir zekâsı olması…
Yani ne ile doğduysanız ona mahkûm kalıyordunuz.
Ve bu arada; bunun ırk, kültür, deneyim fark etmeksizin
tüm beyinler için geçerli olduğuna inanılıyordu.
Hepimizin aynı gücü kullandığımıza…
Burada, tam burada sinir yolları veya elektronik devreler
– hadi onlara biraz daha yakından bakalım –
bilgiyi işlemek, depolamak ve kullanmak için...
Ama son bir kaç yıldır,
neredeyse bu inançların tümünün tamamen yanlış olduğu ortaya çıktı.
Uzun yıllardır devam ettirdiğimizvarsayımlarımızın aksine
beynin son derece uyarlanabilir,
son derece kolay şekillenebilir olduğunu göstermemizi sağlayan
yeni tarama teknolojileri kullanabildiler.
Beyinlerimizin yaşamları boyunca iki farklı etmene bağlı olarak
sürekli yapısal olarak kendilerini yeniden düzenlediklerini:
birincisi girdi ve deneyim, ikincisi ise bu deneyimlerin yoğunluğu ve süresi...
Şimdi, bu çok ama çok önemli…
Çünkü bunun anlamı, gerçekten bellek kapasitenizi değiştirebileceğinizdir,
işlem gücünüzü, sinir devrelerinizi
ve işte en büyüğü: sonuç olarak, doğduğuz zekâ değişmez değil.
Şimdi…
Nöronların sürekli olarak kendilerini yeniden düzenlediği,
yeni bağlantılar kurduğu ve düşünce akışını hızlandırmak,
yeniden yapılandırmak için gereksiz nöronları budadığı bu beynin
devam eden yeniden düzenleme, yeniden yapılandırma sürecine…
Bu büyük ihtimalle öğrenmeniz gereken bir terim, buna “nöroplastisite” denir.
Bunun anlamı, beynin biçimlenebilir olduğudur.
Yani uzun zamandır süren varsayımların aksinebeyin gerçekten yeni bağlantılar yapar
ve hayatlarımız boyunca yeni devreler oluşturur.
Ve bunun sonucu olarak, zihin sürekli veyeniden yeni düşünce kalıpları yaratır.
Şimdi, şunu anlamak çok önemli...
Son iki yıldır, nöroplastisite ve dijital çocuklarüzerine yazılmış bir dizi yeni kitap var.
Ve Eğitim Bakanlığı sayfasından
veya benim web sayfamdan indirebileceğiniznota bunların birkaçını dâhil ettim.
Ama özellikle, bu odadaki herkesin
Steven Johnson’ın “Kötü Olan Her Şey Senin İçin İyi”
adlı kitabını okumasını tavsiye edeceğim.
Bu kitapta, Johnson,
video oyunlarının, filmlerin ve televizyonprogramlarının olaylar dizisinin
izleyicileri yetişkinler gibi düşünmeye, çetrefilli öyküleri takip etmeye
ve karmaşık soysal ağları analiz etmeye zorladığını savunuyor.
Ve sonuç olarak...
Johnson bizim bu öğrencilerimizin birçok şeyin yanı sıra
tedbirsiz olmadan risk almayı öğrenmiş,başarısızlık ile mücadele etmeyi öğrenmiş,
kendine güvenen, motivasyonu yüksek,
önem verdikleri alanlarda kendilerinden çok şey bekleyen
çok yönlü düşünürler haline geldiğini ileri sürüyor.
Johnson’ın da işaret ettiği gibi buradaki problem…
Onlar bu karmaşık ve değerli düşünme becerilerini geliştirirken,
bunların genelde mevcut okul sistemi
veya kullandığımız test sistemi ile ölçülemeyen beceriler olması…
Şimdi…
Bir de sevgili Daniel Pink’e ait bu konuyla ilgili başka bir kitap var:
Adı “Yeni Bir Bütün Zihin”.
Ve Pink diyor ki
yetiştirildiğimiz, bugün yaşadığımız doğrusal, mantıksal,
sol veya sağ, yukarıdan aşağıya, baştan sonra, sol beyin toplumu…
Bu sol beyin toplumu, eğitim dünyasının arkasındaki zihniyet
ve bu uzun yıllardır böyle...
Pink, beynin sağ bölümünün rolünün
– ki ağırlıklı olarak yapı analizi, büyük resmi düşünme,
sezgi ve benzeri gibi konuları idare eder –
uzun zamandır azımsandığını, hak ettiği takdiri görmediğini,
sol beyin ağırlıklı dünyamızda uzun süredir yanlış anlaşıldığını söylüyor.
Pink’in söylediği…
“Ağırlıklı olarak sol beyinle düşünmeyi gerektiren neredeyse her şeyin
otomatikleştirileceğini, yazılıma veya donanıma çevrileceğini
veya dışarıya yaptırılacağını görebiliyor musunuz?
Ve bunun sonucu olarak,
21. yüzyıl kültüründe başarılı olmalarını bırakın
eğer çocuklarımız hayatta kalacaksa,
eğer çocuklarımız kendi gelecekleri için hazırlanacaksa
- bizim geçmişimiz için değil -
eğitimciler olarak bizim,
beynin iki tarafını da nasıl etkili birşekilde kullanacaklarını öğrenmeleri,
yeni bir bütün beyni kullanma becerisini edinmeleri konusunda
onlara yardım etmemiz gerekir.”





Yeni yorum ekle
"Yeni Yorum Ekle" butonuna tıklayarak ilk yorumu yazan siz olabilirsiniz.