Vitamin Öğretmen Portalı
- Öğretmene Özel
- Haberler
- Duyurular
- Eğitim Yazıları
- Öğretmen Eğitimleri
- Yıllık Planlar
- Belirli Günler ve Haftalar
- Ocak Ayının İkinci Haftası Enerji Tasarrufu Haftası
- 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
- 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası
- 13 Eylül Sakarya Zaferi
- 19 Eylül Gaziler Günü
- 21 Eylül Dünya Barış Günü
- Eylül Ayının 3. Haftası İlköğretim Haftası
- 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü
- 13 Ekim Ankara'nın Başkent Oluşu
- 29 Ekim - 4 Kasım Kızılay Haftası
- 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
- 10 Kasım Atatürk'ün Ölüm Yıldönümü
- 24 Kasım Öğretmenler Günü
- 12-18 Aralık Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası
- 27 Aralık Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi
- Güvenli İnternet
- Sık Sorulan Sorular
- Öğretmenlerimize Sorduk...
- Tarayıcı Araç Çubuğu
- Masaüstü Uygulaması (Yeni)
- Vitamin Hakkında
- Yenilenen Öğretmen Özellikleri
- Vitamin İlköğretim Nedir?
- Vitamin Lise Nedir?
- Vitamin Yurtdışı
- Vitamin Ön Bellek Sunucusu
- KDU Nedir?
Eylül Ayının 3. Haftası İlköğretim Haftası
Daha dün, annemizin kollarındaydık, çiçekli bahçemizin yollarında koşup oynuyorduk...
Okula başlamak, çocuğun ilk büyük adımıdır. O yaşına kadar aile içinde ya da bir okulöncesi kurumda eğitim almış olan çocuk, artık yaşamla başbaşadır. Kültürlü, ahlaklı, başarılı ve aydın bir yetişkin olma yolunda, daha sonraki eğitimleri için temel oluşturacak ilköğretimin ilk basamağında...
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42. Maddesi “Kimse eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz. İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır” der. 1997 yılından itibaren ülkemizde ilköğretim beş yıldan, kesintisiz sekiz yıla çıkarılmıştır.
Tarihimizde eğitim öğretim
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yapılandığı yıllarda, eğitim alanındaki en büyük adım, eğitimin birleştirilerek, medrese ve okul ayrımına son verilmesi oldu. Medrese, tekke ve türbelerin kapatıldığı 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim ve öğretime milli ve laik bir karakter kazandırıldı.
Osmanlı toplum ve eğitim hayatına egemen olan tekke ve zaviyeler de son derece yozlaşmış kurumlar olarak, gerici zihniyetler yetiştirmekte idi. Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde 30 Kasım 1925 tarihinde tekke ve zaviyeler kapatılarak, faaliyetlerine son verildi.
1 Kasım 1928’de ise kültür tarihimizin en büyük atılımlarından biri olan Latin harflerinin kabulü gerçekleşti. Atatürk’ün ileri görüşüne henüz sahip olamayanlar, İslam dininin bütünlüğüne zarar verdiği düşüncesi ile o güne kadar kullanılmış olan Arap alfabesinden vazgeçmek istemiyorlardı. Birtakım karşı çıkmalara rağmen Atatürk tarafından gerçekleştirilen Latin harflerinin kabulü devrimi büyük bir hızla devreye girdi. Önce devlet erkanına, daha sonra öğretmenlere ve edebiyatçılara ve tabii ki halka yeni alfabeyi tanıştıran, harfleri bizzat öğreten, yine Atatürk oldu.
Bugün, Öğretmenler Günü olan 24 Kasım 1928 tarihinde yürürlüğe giren, Millet Mektepleri Talimatnamesi ile çağının çok ötesinde bir eğitim anlayışına sahip olan Gazi Mustafa Kemal’e Başöğretmenlik unvanı verildi.
Okuryazarlığa verilen önem
Hemen ardından, halkın okuma yazma seviyesini yükseltmek için, Millet Mektepleri açıldı ve milli bir seferberlik olarak ilan edilen okuma yazma seferberliği başlatıldı. Ne yazık ki istiklali uğrunda pek çok savaş vermiş olan ulusumuzun okuma yazma oranı, yüzde 10’lara bile ulaşmamıştı. Oysa ilerici bir toplum, kültürel gelişim ancak eğitim düzeyi ile, eğitim düzeyi ise halkın okuryazarlığıyla mümkün olabilirdi.
Aradan geçen bunca yıldan sonra bile ne yazık ki ülkemizde hâlâ okuma yazma bilmeyenler de, kız çocuklarını okula göndermeye gerek duymayanlar da var. Oysa ülkemiz, eğitimli, kültürlü, araştıran, sorgulayan bireylerle aydınlık yarınlara ilerleyecektir. Eğitim almak, okul yaşantımızı doğru çalışma yöntemlerini keşfederek, en başarılı şekilde tamamlayıp hayata atılmak her şeyden önce kendimize, ailemize ve ülkemize karşı en büyük sorumluluğumuzdur.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Kültür Bakanı, bugün Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümünün ve Türk Edebiyatı Merkezi'nin başkanı olan Talât Sait Halman; Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi için yapılmış bir söyleşide, yapılması gerekenleri vurgulu bir şekilde şöyle özetler:
"Okuyun, okuyun, okuyun !
Düşünün, düşünün, düşünün!
Soru sorun, soru sorun, soru sorun!
Eleştirin, eleştirin, eleştirin!
Bunlar, eğitim sistemimizin eksiklikleridir. Yeterince okumuyoruz. Buna bağlı olarak, az düşünüyoruz. Merak etmediğimiz için sormuyoruz. Bilmediğimiz için de eleştiremiyoruz. Eleştiri olmayınca yanlışlar pekişiyor. Bu dört madde, kültürel yapının dört sütunu gibidir. Beşinci olarak şunu eklemek de mümkündür. Aman, kolay bulmaktan kaçının. Arayın, emek ürünü olsun. Kolay bulunan kolay kaybedilir.”
Ne kadar basit görünüyor değil mi? Oysa bir o kadar zor...
Her yıl okulların açıldığı ilk hafta, Eylül ayının üçüncü haftası, İlköğretim Haftası olarak kutlanır. Okulumuzun, öğretmenlerimizin ve eğitimin önemini bir kez daha hatırladığımız bugünlerde İlköğretim Haftanızı kutlar, uzun ve zorlu eğitim yaşamınız boyunca başarılar dileriz.
Vitamin Öğretmen
İlköğretim Haftası ile ilgili Etkinlik Önerisi
İlköğretim Haftası ile ilgili Okuma Parçası Önerisi
İlköğretim Haftası ile ilgili Film Önerisi
İlköğretim Haftası ile ilgili Şiir Önerileri
İlköğretim Haftası ile ilgili Vitamin Uygulamaları
İlköğretim Haftası ile ilgili Etkinlik Önerisi
Öğrencilerinizin kaçıncı sınıfta olduğuna göre uyarlayabileceğiniz bir "Alfabe" çalışması yapabilirsiniz. Bu çalışmaya "Alfabe" ya da "Abece"nin ne olduğunu açıklayarak başlayabilir, yine sınıfınızın seviyesine göre, yazının bulunuşundan (Bkz. Vitamin 7. Sınıf Sosyal Bilgiler'de Ara: Yazının Tarihçesi) ya da Türklerin tarih boyunca kullandığı alfabelerden söz edebilirsiniz.
Önceden hazırladığınız Sümer, Mısır, Yunan, Kiril, Arap ve Japon alfabesinden harf örnekleri ile sınıfınızın ilgisini çekebilir, ilkel çağlarda, ilk insanların mağara duvarlarına, kayalara birtakım olayları resmetmesinden yola çıkarak, sembolik resimlerle, örneğin 10 karede bir günlerini nasıl geçirdiklerini, neler yaptıklarını şekillerle anlatmalarına yönelik yaratıcı bir çalışma yaptırabilirsiniz.
Okuma Parçası Önerisi
KİMSE ATATÜRK OLAMAZ!..
Bir zamanlar bir küçük çocuk vardı... Babası onu Yalova köylerinden birindeki bir çiftliğe sığırtmaç olarak vermişti. Haftalığı 75 kuruştu küçüğün. Zayıftı, çelimsizdi... İşi belki bir hayli ağır geliyordu ona... Ama yakınmıyordu çocuk. Haftada 75 kuruş kazanmak önemliydi çünkü. Sığırları her gün çiftlikten alır, tepelere çıkarır; sonra dereye indirir, sular, çiftliğe geri götürürdü.
Yıl 1929... mevsim yaz... Gene hayvanları sulamış, geri götürüyordu küçük sığırtmaç. Uzaktan yirmi kadar atlının gelmekte olduğunu fark etti, aldırmadı... Aldırmayacak, kim olduklarını merak bile etmeyecek kadar yorgundu. Üstelik, yolu üstünde sık sık rastlardı böyle atlılara.
Ama bu atlılar ona doğru geldiler. En öndeki, atını onun yanında durdurdu, çiftliğin yolunu sordu.
“Ohooo...” dedi küçük sığırtmaç. “Yanlış yoldan gelmişsiniz siz... Aha yol şu yandan gider.”
Atlıların en önündeki gene sordu:
“Senin adın ne?”
“Mustafa.”
Atlı güldü:
“Benimki de Mustafa... Demek adaşız.”
Çocuk ses çıkarmadı; şöyle bir baktı adaşının yüzüne; yakışıklı adam. Böyle düşündü küçük Mustafa.
Sonra “yakışıklı adam” birden sordu:
“Sen Gazi’yi tanır mısın?”
“Tanımam.”
“Adını duymuşluğun var mı?”
“Duymamışlık olur mu canım?”
“Onu sever misin?”
“Severim ya...”
“Neden seversin?”
Yıllardan sonra, anılarını anlatırken şöyle diyor Mustafa:
“O zamanki sığırtmaç aklımla şöyle cevap verdim: ‘Paşa olduğu için severim.’ ”
Atın sırtındaki adam gene gülüyor. Çocuk içinden, “Bu adam benimle eğleniyor herhal...” diye geçiriyor. Bozuluyor hayli ama bir şey demiyor. Zaten, attaki adam sorularına hiç ara vermiyor ki...
“Sen ne iş görürsün?”
Sığırtmaç Mustafa, ters bir sesle yanıtlıyor bu soruyu:
“İşte bu sığırları güdüyorum ya.”
“Bu işten ne kazanıyorsun?”
“Ayda üç lira.”
“Pekiii, söyle bana, ayda üç lira, yılda kaç lira eder?”
Küçük Mustafa ne bilsin 3’le 12’yi çarpmasını... Okula falan gitmemiş ki... Yaşı da 8 bile yok belki... Duraksıyor elbet... Duraksadığı için de öfkeleniyor. Karşı tepelere bakıyor, oralarda önemli bir şeyler görüyor gibi... Neyse ki, adaşının yanındakiler yetişiyor küçüğün imdadına. Sonunda küçük Mustafa:
“36...” diyor, memnun mu memnun.
“Şimdi sana 36 lira versem, ne yaparsın?”
“Hiiiç... Almam.”
“Neden almıyorsun?”
“36 lira çok para. Sonra adama ‘Nerden buldun bunu?’ derler.”
Atın üstündeki yakışıklı adam gene gülüyor. Sığırtmaç Mustafa’nın kanı iyice kaynamıştır bu adama. “Gülüyor ama, eğlenmiyor benimle. Kendisi güleç adam, bundan ötürü gülüyor...” diye düşünüyor.
“Aferin oğlum, böyle olmalı...” diyor büyük Mustafa. “Ama, bu parayı sana, bize yol gösterdiğin için vereceğim; kimse bir şey diyemez.”
Küçük Mustafa düşündü... Gene, “Benimle eğleniyor olmasın?..” kuşkusu geçti kafasından. Bu kadar çok parayı neden versin yolda rastladığı bir çocuğa? Şimdiye kadar çok kişiye yol göstermişti ama, 36 kuruş bile veren olmamıştı... (1929 yılında 36 lira az para sayılmazdı.) “Tanımadığım bir adamdan bu kadar çok para almak yakışık almaz,” dedi Mustafa içinden. Bir yandan da 36 lirayı kaçırmak?.. Belki kendi malları olacak bir hayvan bile alabilirlerdi bu parayla. Hiç hayvan sahibi olmamışlardı o güne kadar...
Hayvan almak olasılığı, hemen bir çözüm getirdi küçük kafasına...
“Paranı bir şartla alırım, sen de bu cevizleri alırsan...”
Anlaşmışlardı. Yerdeki Mustafa bir avuç ceviz verdi attaki Mustafa’ya, o da küçüğe bir avuç para.
Alışveriş bitmişti, artık gidiyorlardı; ama yeniden durdu büyük Mustafa:
“Senin adın ne?”
“Mustafa...”
“Benimki de Mustafa. Ama benimkinin yanında bir de ‘Kemal’ var... Mustafa ile Kemal bir araya gelirse... Ne olur?”
Sığırtmaç Mustafa’nın kafasının içi birden karıştı. “Üle!..” diye düşündü. “Sakın bu atlı, Mustafa Kemal Paşa olmasın?..” Evet, o olmalıydı... Çevresindeki kalabalığa da bakarsan... Hem kaç kez duymuştu, Paşa’nın çocukları çok sevdiğini. Fakir fukaraya yardım ettiğini. Ama, küçüğün dili tutulmuştu sanki... “Bildim, Mustafa Kemal Paşasın!” diyemiyordu.
Mustafa Kemal, küçük Mustafa’nın gözlerindeki büyük hayranlığı fark etmiş miydi?.. Belki...
Gazi, sıcacık bir gülümseme, sıcacık bir sesle sordu:
“Beni başka yerde görsen tanır mısın?”
Birden küçüğün dili çözüldü:
“Tanımam mı, sen Gazi Mustafa Kemal Paşasın.”
Mustafa Kemal,
“Akıllı çocuksun Mustafa,” dedi. “Böyle akıllı adaşım olduğu için memnunum... Sen de memnun musun?”
“Olmam mı ya?..” diye karşılık verdi küçük Mustafa, kocaman gözlerinde kocaman bir hayranlık.
“Hoşçakal!..” dediler ve onu, kocaman şaşkınlığıyla baş başa bırakıp gittiler.
Küçük sığırtmaç düş görmüş gibiydi. Avucundaki paralar olmasa, düşte sanacaktı kendini... Önemli bir gün yaşamıştı... Şaşkın ve mutluydu.
Ertesi gün daha da önemli olacaktı onun için... Sabah erkenden “Kaplıcalar”dan iki kişi geldi; “Kaplıcalar”a doğru yola çıktılar.
Gittiği yerde karşısında onu bulunca hiç şaşırmadı. Koşup elini öptü. Evdeki büyükler, komşular da böyle yapmasını söylemişlerdi ama, Mustafa bunun için değil, içinden öpmek geldiği için öpmüştü adaşının elini... Boynuna sarılmak da gelmişti içinden... Ama utanmıştı... Kızar diye de korkmuştu.
“Mustafa,” dedi büyük Mustafa. “Seni çiftliğime kâhya yapacağım.”
“Kâhya ne demek, Paşa?..”
“Kâhya, çobanların en büyüğü demek... Çobanların başı yani... Ne dersin?”
“............”
“Bu iş için sana haftada 4 lira versem... Yok canım, ayda 4 lira versem... Yeter mi?”
Çobanlara baş olmak... Ayda alacağı 4 lira... Hatta daha fazlası da olsa... Hiç umurunda değildi küçük Mustafa’nın. Uğradığı büyük düş kırıklığı, yüzünden açık seçik okunuyordu çocuğun... Bu el kadar yüzdeki kırıklığı elbette gördü Mustafa Kemal. İstediği de buydu zaten.
Bu arada çocuk, boynu bükük bir sesle,
“Sen bilirsin, Paşam...” diye mırıldandı.
“Hayır Mustafa, seni kâhya yapmayacağım çocuğum, okula göndereceğim seni.”
Mustafa’nın sağlıksız yüzü kızardı, aydınlanıverdi:
“Beni okula gönder.”
Çocuğun sesi de gözleri gibi ışıl ışıldı.
O günden sonra Mustafa için hareketli, umut dolu yepyeni bir yaşam başladı. Okula gönderilmeden önce, bir çocuk hastanesine gönderildi. Orada dört ay içinde kilo aldı, renklendi, boy attı.
Mustafa’nın yaşamında hiç unutamayacağı bir gece var: Hastanedeyken, bir gece geç vakit, Mustafa Kemal onu görmeye gelmişti. Neşeliydi. Mustafa’daki değişikliği görünce daha da neşelendi.
“Sana ayda 4 lira veriyorum, haydi bakalım, kendi hastane paralarını kendin öde.”
Mustafa bu anısını anlatırken şöyle diyor: “Küçüktüm, sığırtmaçtım ama, şaka ettiğini anladım. ‘Sen koskoca Gazi Paşasın; hastane masraflarını da verirsin,’ dedim.”
Hastaneden sağlıklı, neşeli, en önemlisi, kendine güvenen, rahat bir çocuk olarak çıktı Mustafa. Önce, Beşiktaş İlkokulu’nda, sonra Fevziye Lisesi’nde okudu; 9. sınıftayken sınava girip Kuleli Askeri Lisesi’ne yerleşti.
Kuleli Lisesi’ndeyken, Atatürk’ün ölümü dolayısıyla kendisiyle konuşmaya gelen bir gazeteci ona,
“Sen de bir Atatürk olarak yetişmek ister misin?” diye sorunca, elinde olmadan yerinden fırlıyor:
“Ben mi?.. Ben Atatürk olamam! Kimse Atatürk olamaz! Zaten, ‘Atatürk’ olarak yetiştirilmez, Atatürk olarak doğulur. Bu da, yüz yılda, yüzyıllarda bir olan bir hadisedir... Bir mucizedir.”
Evet, kimse Atatürk olamaz. Ama onun devrimlerinin bilincine varan, bu devrimlerin aydınlığında yürüyen her insan, Mustafa Kemal Atatürk’ten bir parçadır.
İsmet Kür’ün, Anılarla Mustafa Kemal Atatürk adlı kitabından...
Parça ile ilgili sözcük ve anlam bilgisi çalışması yapılabilir.
- Parçada işaretli sekiz sözcüğün anlamlarını öğrenip cümle içinde kullanınız.
- Sizce “Atatürk’ten bir parça olmak” ne anlama gelmektedir, açıklayınız.
İlköğretim Haftası ile ilgili Film Önerisi
Turgut Özakman'ın kaleminden, Dersimiz Atatürk (2010), Yönetmen: Hamdi Alkan
Film, ilkokul 5. sınıfta okuyan bir grup çocuğa, Atatürk'ü daha iyi anlamaları için verilen ödevle başlar. Bu ödev onlar için Atamızın yaşamına ve ülkemizin Kurtuluş öyküsüne yapılacak uzun ve öğretici bir yolculuk olacaktır. Bu yolculukta onlara önderlik edecek olan, çocuklardan birinin ödüllü tarihçi olan "Dede"sidir. Ama bu "Dede" diğer tarihçilere hiç benzememektedir. O, tarihi sıkıcı bir geçmiş olarak anlatmaktan çok uzaktır. Sanki fantastik bir dünyanın tarihçisidir. Çocuklara Mustafa Kemal'in çocukluğunu, okul hayatını, askerlik kariyerini anlatır. Onları Kurtuluş Savaşı'nın en önemli cephelerine götürür, dünyada eşi görülmemiş bir direniş gösteren Türk halkının eşsiz kahramanlarıyla tanıştırır. Cumhuriyetin kuruluşuyla yoktan var edilen ülkenin emeklerini ve Ata'nın hayran olunası insani özelliklerini bazen canlandırmalar, bazen de tarihten gelen fotoğraf ve videolarla öğretir.
İlköğretim Haftası ile ilgili Şiir Önerileri
OKULUMUZ
Her yerden daha güzel
Bizim için burası,
Okul, sevgili okul,
Neşe, bilgi yuvası.
Güzel kitaplar burada,
Birçok arkadaş burada,
İnsan nasıl sevinmez,
Böyle yerde okur da?
Senin çatın altında
Girmez kötü duygular,
Bilgi giren yerlerde
Kalmaz artık kaygılar.
Her yerden daha güzel
Bizim için burası,
Okul, sevgili okul
Neşe, bilgi yuvası!
Rakım ÇALAPALA
***
OKUL TÜRKÜSÜ
Çok severiz biz okulu,
Kitabımız bilgi dolu.
Okur, yazar her Türk oğlu,
Yükselmenin budur yolu.
Biz okullu çocuklarız,
Hem çalışır, hem oynarız.
Kağıt, kalem, kitap, defter,
Bizi bunlar adam eder.
Öğretmeni candan dinler,
Öğreniriz pek çok şeyler.
Biz okullu çocuklarız.
Hem çalışır, hem oynarız.
Hasan Âli YÜCEL
***
AÇILDI OKULUMUZ
Hazırlandı çantamız,
Kalemle defterimiz,
Artık öğrenci olduk,
Açıldı okulumuz.
Neşe dolu içimiz,
Sevinçliyiz hepimiz,
Çıktık aydınlık yola,
Açıldı okulumuz.
Göklerde bayrağımız,
Dudaklarda marşımız,
Andımız söyleniyor,
Açıldı okulumuz.
Fethi BOLAYIR
İlköğretim Haftası ile ilgili Vitamin Uygulamaları
- 7. Sınıf Sosyal Bilgiler'de Ara: Yazının Tarihçesi
- 7. Sınıf Sosyal Bilgiler'de Ara: Eğitim (Canlandırma)
- 7. Sınıf Sosyal Bilgiler'de Ara: Geçmişte Eğitim Kurumları
Yukarıda önerdiğimiz içeriğin tümünü bilgisayarınıza indirmek ve çıktısını almak için tıklayınız.
- www.vitaminogretmen.com
- Gizlilik ve Güvenlik
- Sebit Hakkında
- Web Siteniz mi Var?
- Yardım & İletişim
- Basın Odası
- Milli Eğitim Bakanlığı
- Türk Telekom
- Sebit
- Bu hizmet Türk Telekom tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktadır.
- Öğretmen Destek Hattı 0555 555 24 11