Vitamin Öğretmen Portalı
- Öğretmene Özel
- Haberler
- Duyurular
- Eğitim Yazıları
- Öğretmen Eğitimleri
- Yıllık Planlar
- Belirli Günler ve Haftalar
- Ocak Ayının İkinci Haftası Enerji Tasarrufu Haftası
- 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
- 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası
- 13 Eylül Sakarya Zaferi
- 19 Eylül Gaziler Günü
- 21 Eylül Dünya Barış Günü
- Eylül Ayının 3. Haftası İlköğretim Haftası
- 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü
- 13 Ekim Ankara'nın Başkent Oluşu
- 29 Ekim - 4 Kasım Kızılay Haftası
- 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
- 10 Kasım Atatürk'ün Ölüm Yıldönümü
- 24 Kasım Öğretmenler Günü
- 12-18 Aralık Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası
- 27 Aralık Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi
- Güvenli İnternet
- Sık Sorulan Sorular
- Öğretmenlerimize Sorduk...
- Tarayıcı Araç Çubuğu
- Masaüstü Uygulaması (Yeni)
- Vitamin Hakkında
- Yenilenen Öğretmen Özellikleri
- Vitamin İlköğretim Nedir?
- Vitamin Lise Nedir?
- Vitamin Yurtdışı
- Vitamin Ön Bellek Sunucusu
- KDU Nedir?
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
Atatürk, Cumhuriyet’i ilan ettiğinde kaç yaşındaydı, hiç düşündünüz mü? Yalnızca 42… 42 yıla, belki 42 ömürlük mücadele sığdırdı. Gerek cephelerde, karargahlarda, gerekse üniformasını çıkardığında, sivil yaşamında, hep insanüstü bir çaba gösterdi. Milli Mücadele, büyük zafere giden son aşama idi. Cumhuriyet için fazlası ile bedel ödenmiş, bu millet Cumhuriyeti fazlası ile hak etmişti.
Savaş, savunma, ülke topraklarını düşmanlardan kurtarma ve bağımsızlık mücadelesi ile geçen “kurtuluş” safhası, Cumhuriyetin 29 Ekim 1923 tarihindeki ilanı ile son bulmuş, aynı tarih, bu kez tam bağımsız bir devletin yapılandırılması ve hemen ardından gelen köklü devrimlerle sürecek “kuruluş” safhasına milat olmuştu.
Cumhuriyet, egemenliğin kayıtsız ve şartsız ulusa ait olduğu, devletin temel organlarının seçimle işbaşına getirildiği bir rejim, bir yönetim biçimidir. Demokrasi ise tüm vatandaşların, devlet yönetimini şekillendirmede eşit haklara sahip olması demektir. Cumhuriyet bir rejimken, demokrasi, cumhuriyetin uygulanış biçimidir. Parlamento, siyasi partiler ve bir anayasanın varlığına dayanır. O güne kadar saltanat ile yani devletin başının padişah olduğu ve ölümüne kadar öyle kaldığı, sonrasında da oğul, kardeş gibi kendi soyundan birine devreden monarşik bir yönetim hüküm sürmüşken, Cumhuriyet ile birlikte artık, devletin başına, seçimle gelinecektir. Asıl olan, milletin iradesidir.
Atatürk, Nutuk’ta şöyle der:
“(…)Yemek yenirken, ‘Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz!’ dedim. Orada bulunan arkadaşlar, hemen düşüncemi benimsediler. Yemeği bıraktık. Hemen o dakikada, yapılacak işler için kısa bir program düzenledim ve arkadaşları görevlendirdim.
Cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmayı ve onlarla görüşüp tartışmayı hiç de gerekli görmedim. Çünkü, onların öteden beri ve doğal olarak bu konuda benim gibi düşündüklerinden kuşkum yoktu. Oysa, o sırada Ankara’da bulunmayan kimi kişiler, hiçbir yetkileri yokken, kendilerine bilgi verilmeden, düşünceleri ve uygun görüp görmedikleri sorulmadan, Cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını, gücenme ve ayrılma nedeni saydılar.
O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa, Çankaya’da konuk idi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir yasa tasarısı hazırladık.
İsmet Paşa, o geceyi şöyle anlatır:
‘28 Ekim akşamı Atatürk bizi Çankaya’da toplamıştı. Yemek hep birlikte yendi. Konuklar uğurlandıktan sonra Atatürk bana kalmamı söyledi. Masanın başına yanyana oturduk. Önce yasa tasarısını görüştük. Her madde üzerinde, doğal olarak, eski ve yeni arasında bir karşılaştırma yapılıyordu. Atatürk, sonucu bana söylüyordu. Ben yazıyordum. Böylece çerçeve tamamlandıktan sonra yeniden okudum. Atatürk, dikkatle dinledi. Düşündü. ‘Hazırlık tamam!’ dedi. Ayrılmak üzere izin verdi. Ben köşkte konuktum. Odama çekildim. Ertesi sabah, yazdığımız taslağı yeniden gözden geçirdik ve birlikte Meclis’e gittik.’
Hazırlanan bu tasarıda, 20 Ocak 1921 günlü Anayasa’nın, devlet biçimini saptayan maddeleri, şöylece değiştirilmiştir:
- Türkiye Devleti’nin Hükümet biçimi Cumhuriyet’tir.
- Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi’nce yönetilir. Meclis, Hükümetin yönetim kollarını, Bakanlar aracılığıyla yönetir.
- Türkiye Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nca ve kendi üyeleri arasından, bir seçim dönemi için seçilir. Başkanlık görevi, yeni Cumhurbaşkanı’nın seçilmesine kadar sürer. Eski Başkan yeniden seçilebilir.
- Türkiye Cumhurbaşkanı, Devlet’in Başkanıdır. Bu kimliği ile, gerek gördükçe Meclis’e ve Bakanlar Kurulu’na Başkanlık eder.
- Cumhurbaşkanı, Başbakan’ı Meclis üyeleri arasından seçer. Sonra hepsini, Cumhurbaşkanı, Meclis’in onayına sunar. Meclis toplantı durumunda değilse, onaylama Meclis’in toplantısına bırakılır.”
O gecenin sabahını, Şerafettin Turan, İsmet İnönü adlı eserinde, (Bilgi Yayınevi, 2003) şöyle anlatır:
“29 Ekim 1923 Pazartesi saat 10:00’da toplanan Halk Partisi grubunda, çağrı üzerine M. Kemal’in, bulduğu çözümü ve hazırlanan yasa tasarısını açıklamasından sonra görüşmelere geçilmişti. Öneriye karşı çıkan ya da onu erken bulan kimi milletvekillerinden sonra söz alan İnönü, Avrupa’da karşılaştığı sorulara da değinerek, ulusal egemenliğe dayalı rejime gerçek adının verilmesi gerektiğini belirtmişti:
‘Parti Başkanının önerisini kabule kesin gereksinim vardır. Bütün dünya bizim bir hükümet biçimi görüştüğümüzü biliyor. Bu görüşmelerimizi bir sonuca bağlamamak, güçsüzlüğü ve düzensizliği sürdürmekten başka bir şey değildir. Daha önce geçen bir olayı anlatayım: Avrupa siyaset adamları bu konuda beni uyardılar. ‘Devletinizin başkanı yoktur. Şimdiki başkanınız Meclis Başkanıdır. Demek ki siz ayrı bir başkan bekliyorsunuz’ dediler. Avrupa düşüncesi işte budur. Oysa biz böyle düşünmüyoruz. Ulus, yazgısına ve egemenliğine kendisi el koymuştur. Öyle ise bunu yasa ile belirtmekten neye çekiniyoruz? Cumhurbaşkanı olmadan, Başbakan seçme önerisi yasadışı olur. Bunda kuşkuya yer yoktur. Başbakanı yasal olarak seçebilmek için Gazi Paşa Hazretleri’nin önerisinin yasalaşması gerekir. Genel güçsüzlüğün sürdürülmesi doğru değildir. Partinin, bütün ulusa karşı yüklendiği sorumluluğun gereklerine göre iş yapması zorunludur.’
Abdurrahman Şeref de içinde bulunulan sistemi kastederek, ‘Kime sorarsanız sorunuz, bu, Cumhuriyet’tir; doğan çocuğun adıdır’ demiştir. Onu izleyen bazı konuşmalardan sonra oya sunulan tasarı kabul edilmişti. Böylece saat 18:00’de TBMM toplantısına geçilmişti. Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi’nin kısa bir açıklamasından sonra saatler 18:37’yi gösterdiğinde tasarının ‘Türkiye Devleti’nin hükümet biçimi Cumhuriyet’tir’ diye sonuçlanan 1. maddesi alkışlar arasında kabul edilmişti. Öteki maddelerin kabul edilmesinden sonra da şair Mehmet Emin Yurdakul’un önerisiyle tüm milletvekilleri ayağa kalkarak, üç kez ‘Yaşasın Cumhuriyet!’ diye bağırmışlardı.
Artık M. Kemal’in nitelemesiyle, Türk bağımsızlık savaşının ‘Doğunun dinsel, sosyal ve siyasal baskısı ile Batı devletlerinin siyasal ve ekonomik zorbalarından’ tümüyle kurtulmayı ve çağdaş bir ulus, çağdaş bir devlet olmayı sağlayacak olan devrim dönemine girilmişti. İnönü ve Lozan Kahramanı İsmet Paşa da bu dönemde ‘Şefim’ dediği Gazi M. Kemal’in yanıbaşında yer almıştı. Cumhurbaşkanı olduğunda kendisine bir imparatorluk kaybetmenin üzüntüsünü duyup duymadıklarını soran Amerikalı gazeteci Mis Cook’a şu yanıtı vermişti:
‘Biz gözümüzü içeriye doğru çevirmiş bulunuyoruz. Memlekette yapılması gereken takım takım işleri bu sayede keşfettik. Dünyada en büyük haz ve saadet, yaratıcı işler sayesinde elde edilir. Biz yeni bir yurt yaratmayı, milleti yeni temeller üzerinde ilerletmeyi iş edinmiş bulunuyoruz.’ (28 Ağustos 1940, MŞSD, 63) Yanmış yıkılmış beldeler görünümünü bayındır bir yurda dönüştürmek, yeni temellere, ilkelere dayalı çağdaş bir toplum yaratmak, özveriyle yürütülecek heyecan verici bir uğraş demekti.”
Bir Batılıya, Ankara. Türkiye’deki Yeni Oluşun Bir İzahı eserinin sahibi Avusturyalı Diplomat Norbet Von Bischoff’a göre de, “İhtilal, üç buçuk yıldan beri gebe olduğu Cumhuriyeti doğurmuştur.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir asrına neredeyse on kala, biz de her 29 Ekim’de, ilk gün Meclis’te olduğu gibi var gücümüzle “Yaşasın Cumhuriyet!” diye bağırıyor, onu ve kurucusunu daha iyi anlamak üzere durmaksızın öğreniyor, bu emaneti sonsuza kadar koruyacağımıza bir kez daha söz veriyoruz.
Vitamin Öğretmen
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ EĞİTSEL SINIF ETKİNLİĞİ ÖNERİLERİ
OKUMA PARÇASI
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ KİTAP ÖNERİSİ
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ FİLM ÖNERİSİ
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ MÜZİK ÖNERİSİ
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ VİDEO ÖNERİSİ
ATATÜRK CUMHURİYET HAKKINDA NE DEDİ...
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ VİTAMİN UYGULAMALARI
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ EĞİTSEL SINIF ETKİNLİĞİ ÖNERİLERİ
1- Öğrencilerinizden, aşağıdaki anıyı, Atatürk’ün ne demek istediğini yorumlayacakları bir kompozisyon yazmalarını isteyebilirsiniz.
“Mustafa Kemal Atatürk, Bursa’dadır. Onu görmek için toplanmış kalabalığın içinden bir yaşlı kadın kendini neredeyse fırlatır Gazi’nin önüne; heyecandan nefesi tıkanarak sorar: ‘Beni tanıdın mı?’ Ve yanıt beklemeden ekler: ‘Ben Hacer Teyze… Sizin Selanik’ten komşunuzum. Bir oğulcuğum var, Devlet Demir Yollarına girmek ister. Sen de ‘Alsınlar’ demiştin hani. Ama gene de almadılar… N’olur bir defacık daha söyleyiver de alsınlar.’
Mustafa Kemal’in gözleri parlar: ‘Almadılar mı? Ben söylediğim halde almadılar mı?..’
‘Almadılar ya… Sen söylediğin halde almadılar.’
Atatürk sesiyle, tüm yüzü, tüm varlığıyla mutludur: ‘İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak!’ Sevgiyle, saygıyla tekrarlar: ‘Evet, işte Cumhuriyetten beklediğimiz…’
2 - Öğrencilerinizden, 42 yaşına geldiklerinde neler başarmış olduklarını tasarlayarak yazacakları bir kompozisyon isteyebilirsiniz.
3 - Cumhuriyet ile ilgili anlatımlarınızı, ilinizdeki bir Atatürk ya da Cumhuriyet tarihi müzesi ziyareti ile pekiştirebilirsiniz.
4 - Anıtkabir’de yer alan bölümlerden biri olan Cumhuriyet Kulesi’nde sanal bir gezinti için, tıklayınız.
OKUMA PARÇASI
Atatürk komadan çıksa da, “Ölüyor” haberi bir anda Türkiye’yi yasa boğmuş, dünyanın da gözünü Dolmabahçe Sarayı’na çevirmişti. Zaten, aylardır Saray’da bir şeyler olduğundan kuşkulanan Avrupa basını, resmi açıklamaların ardından bütün projektörlerini Atatürk’e yöneltti. Özellikle Fransız ve İngiliz basını, adeta ölmüşçesine O’nun geride bıraktığı eseri öven yazılar yayınlıyor, bir yandan da halefinin kim olacağı konusunda spekülasyonlara yer veriyordu.
İşte 17 Ekim’de L’Epoque gazetesinde yayınlanan bir makale: “Çağımızın en güçlü ve en olağanüstü adamlarından biri olan Kemal Atatürk, ıstıraplı bir karaciğer hastalığından rahatsız. Etrafında hiçbir gürültüye, hiçbir harekete tahammül edemediği belirtiliyor. Bunlar doğruysa, bütün hayatı hareketle geçmiş bir aksiyon adamı için bu ne garip, ne ağır mukadderattır. Ve Kemal Atatürk daha 60’ında yok…
Kemal Atatürk şahane bir umursamazlıkla kendi hayatını yedi bitirdi. Dansı, alkolü ve gece hayatını sever. Ama bu eğlence zevki, O’nun muazzam bir eseri gerçekleştirmesine, fevkalade bir devrimi başarıya ulaştırmasına ve başarısı saygı uyandıran bir millet yaratmasına engel olmadı.”
Avrupa, O’nun hareketsizliğini konuşadursun, O, Saray’daki odasında, Meclis’te yapılacak yeni dönem açış konuşması üzerinde çalışmaktaydı. Komadan çıkalı henüz birkaç gün olmuştu. Ve şimdi karşısına Başvekil Celal Bayar’ı oturtmuş, hiçbir şeyi yokmuş gibi, nutuk üzerinde çalışıyordu.
Bayar’ın naklettiğine göre, yatakta hafif bir meyille oturuyordu. Sırtına yastıklarla destek yapılmıştı. İnce yorganını göğsüne kadar çekmiş, Bayar’ı da iskemlesi yatağa değecek kadar yakınına çağırmıştı. Başbakanından, kendisi adına yapacağı konuşmayı okumasını istedi. Bayar, uzun konuşmanın naklinin O’nu yoracağını düşünerek beş-altı dakikalık bir özet yaptı. Atatürk bunu sakin sakin dinledi. Bitince; “Okumayacak mısın?” diye sordu. Bayar, bu kez hızla, baştan okumaya başladı. Bitince Atatürk yeniden müdahale etti. “Nutka bir başlangıç, bir de final lazım. O ne olacak?”
İlk ve son cümleler O’nun için çok önemliydi. Bayar, telaşla, “hemen yazıp getirelim” diyecek oldu. Ama Atatürk onu durdurdu. “Lüzum yok. Burada yaparız.”
Ve Bayar kalemini, kağıdını hazırladı. Atatürk, ölüm döşeğinde ağır ağır son nutkunun son cümlelerini yazdırdı.
“Büyük Kamutay’a şimdiye kadar olduğu gibi, bütün işlerinde başarılar dilerim.”
Kendi kurduğu Meclisine ilettiği son sözleri bunlar oldu…
Bayar, bedeni çökmüş ama bilinci dimdik bu “mucize adam”ın küçülmüş, incelmiş elini öptü, izin isteyerek kalktı. Uzaklaşırken Atatürk, “Arkadaşlara benim selam ve muhabbetlerimi söylemeyi unutma!” diye seslendi ardından…
5 dakika olarak planlanan görüşme tam 40 dakika sürmüştü ve dışarıda doktorlar ateş püskürüyorlardı.
Nihayet 29 Ekim geldi. O gün, Cumhuriyet’in 15. yaşgünüydü. Ankara Hipodromundaki törenler öncesinde Celal Bayar, Ata’nın orduya mesajını okurken, O, Saray’da kısılıp kaldığı yatağında Salih Bozok’a durup durup, “Ah Ankara… Ah Ankara’ya gidemedik…” diye yakınıyordu. Akşam olunca havai fişekler gökyüzünü aydınlatmaya ve patırtıları duyulmaya başlandı. Atatürk bu gürültüyle uyandı ve zile basıp sofracı Kamil’i çağırdı. “Bu patırtılar nedir?” diye sordu. Sofracı Kamil, Atatürk’ü üzmemiş olmak için, “Gök gürlüyor Paşam” diye yanıtladı. Atatürk yanıtın amacını ve saflığını anlayınca, dudağının kenarıyla gülümsedi ve “Hadi, enayi…” dedi. Yaverleri ilgililere telefon edip, havai fişek gösterisinin durdurulmasını istediler.
O sırada hiç beklenmedik bir şey oldu. 29 Ekim törenlerinden dönen Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerini taşıyan vapur, Dolmabahçe önünden geçiyordu. Öğrenciler vapurdan, “Atamızı görmek istiyoruz!” diye bağırdılar. Ardından da İstiklal Marşı’nı ve 10. Yıl Marşı’nı söylemeye başladılar.
“Çıktık açık alınla 10 yılda her savaştan” dizeleri Dolmabahçe’nin hüzünlü duvarlarında çınladı.
Kılıç Ali, hemen pencereye koştu.
Kılıç Ali (Koruması): “Atatürk’ün müteessir olmaması için durmayıp, yollarına devam etmelerini elimle işaret ediyordum. Vapurdakiler, elimi sallayarak, ilerlemeleri için işaret verişimi Atatürk’ün mukabelesi zannetmiş olacaklar ki ‘Varol!.. Yaşa!..’ sesleri göklere çıkıyor, gençlerin bu coşkun tezahüratı etrafı çınlatıyordu. Geri çekildim. Kapının önündeki paravanın arkasından Atatürk’e baktım. Yatağında doğrulmuş, oturuyordu. Talebenin yaptığı bu tezahürattan müteessir olmuş, gözleri dolmuştu.”
Atatürk gözyaşlarını daha fazla tutamadı.
Yanındakiler, son düşmanı ölümle savaşan bu kudretli adamın ilk kez, o gün ağladığını gördüler.
Sarı Zeybek, Atatürk’ün Son 300 Günü; Can Dündar, Milliyet Yayın AŞ, 1994
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ KİTAP ÖNERİSİ
Cumhuriyet, Türk Mucizesi
Yazarı: Turgut Özakman
Bilgi Yayınevi
“Cumhuriyet, Türkiye Üçlemesi'nin üçüncü kitabıdır (birincisi Diriliş, ikincisi Şu Çılgın Türkler.) Objektif bilimadamları Milli Mücadele ile başlayıp Cumhuriyet'le süren bu dönemi ‘Türk Mucizesi’ diye adlandırıyorlar. Kitapta, Büyük Zafer'den Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadarki olaylar yer alıyor. Bir yanda Cumhuriyetçiler var, öte yanda bu daha iyi, daha insanca, daha onurlu düzeni istemeyenler. Ders ve ibret verici, uyarıcı bir dönem.”
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ FİLM ÖNERİSİ
Cumhuriyet
Yönetmen: Ziya Öztan
Senaryo: Turgut Özakman
Atatürk’ü Rutkay Aziz’in canlandırdığı film, bir uyanış öyküsü. Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Cumhuriyeti kurmak, korumak ve ilerletmek adına yaptıkları amansız mücadele…
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ MÜZİK ÖNERİSİ
Çıktık açık alınla on yılda her savaştan
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan
Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan.
Türküz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!
Bir hızda kötülüğü, geriliği boğarız
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türküz, bütün başlardan üstün olan başlarız
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.
Türküz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!
Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden istiklal kavgasını
Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını!
Türküz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!
Örnektir milletlere açtığımız yeni iz
İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz.
Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.
Türküz, Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri!
Söz: Faruk Nafiz Çamlıbel, Behçet Kemal Çağlar
Müzik: Cemal Reşit Rey
Müjdeler var yurdumun toprağına taşına
Erdi Cumhuriyetim 50 şeref yaşına
Bu rüzgarla şahlanmış dalga dalga bayrağım
Başka bir tuğ yaraşmaz Türk'ün özgür başına.
Cumhuriyet, özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
Yılları bir çığ gibi aşarak hafta hafta
Koşuyoruz durmadan kadın erkek bir safta
Elimizde meşale, ilke ilke Atatürk
Işıklarla donattık ülkeyi her tarafta
Cumhuriyet özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
Aynı kandan feyz alır bunca toprak, bunca taş
Kılıç tutan bilekler, verdi sabanla savaş
Tekniğin dev nabzında her adım, her dakika
Çarklarda aynı tempo, yüreklerde aynı marş
Cumhuriyet özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
Biz yürekten bağlıyız elli yıldır bu yolda
"Yurtta barış" ilk hedef, "Cihanda sulh" parola
Koparamaz hiçbir güç bizi milli birlikten
Atamızın izinde koşuyoruz kolkola
Cumhuriyet özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
Yaşasın hür ulusum, soylu gencim, benliğim
Yaşasın şanlı ordum, sarsılmaz güvenliğim
Ersin 50 yıllarım nice mutlu çağlara
Örnek olsun cihana devletim, düzenliğim
Cumhuriyet özgürlük, insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu.
Bekir Sıtkı Erdoğan
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ VİDEO ÖNERİSİ
10. Yıl Nutku için tıklayınız.
ATATÜRK CUMHURİYET HAKKINDA NE DEDİ...
- Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır. Ve Türk milleti güven ve mutluluğun kefili olan ilkelerle, uygarlık yolunda, tereddütsüz yürümeye devam edecektir.
- Çağdaş bir Cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir.
- Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıki uygulamasını temin eden hükümet şekli, Cumhuriyettir.
- Türk milletinin tabiat ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.
- Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bundaki başarıyı Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak kararlı bir şekilde yürümesine borçluyuz.
- Türkiye Cumhuriyeti her manası ile büyük Türk milletinin öz ve aziz malıdır. Kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek, ebediyen yaşayacaktır.
- Bütün dünya bilsin ki, benim için bir taraflılık vardır; Cumhuriyet taraftarlığı, fikri ve sosyal inkılap taraftarlığı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluğunda bir ferdi, hariç düşünmek istemiyorum.
CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ VİTAMİN UYGULAMALARI
8. Sınıf Türkçe’de Ara: Cumhuriyet’in Kuruluşunun, İlke ve İnkılâpların Önemini Anlatan Bir Yazı Yazma
6. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Demokrasi Nedir?
6. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Yönetim Sistemleri
6. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Temel Haklarımız
6. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Hangi Yönetim Daha Demokratik?
6. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Demokrasinin Serüveni
4. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Milli Mücadele ve Cumhuriyetin İlanı
7. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Cumhuriyetin Temel İlkeleri
Yukarıda önerdiğimiz içeriğin tümünü bilgisayarınıza indirmek ve çıktısını almak için tıklayınız.
- www.vitaminogretmen.com
- Gizlilik ve Güvenlik
- Sebit Hakkında
- Web Siteniz mi Var?
- Yardım & İletişim
- Basın Odası
- Milli Eğitim Bakanlığı
- Türk Telekom
- Sebit
- Bu hizmet Türk Telekom tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktadır.
- Öğretmen Destek Hattı 0555 555 24 11