Vitamin Öğretmen Portalı
- Öğretmene Özel
- Haberler
- Duyurular
- Eğitim Yazıları
- Öğretmen Eğitimleri
- Yıllık Planlar
- Belirli Günler ve Haftalar
- Ocak Ayının İkinci Haftası Enerji Tasarrufu Haftası
- 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
- 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası
- 13 Eylül Sakarya Zaferi
- 19 Eylül Gaziler Günü
- 21 Eylül Dünya Barış Günü
- Eylül Ayının 3. Haftası İlköğretim Haftası
- 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü
- 13 Ekim Ankara'nın Başkent Oluşu
- 29 Ekim - 4 Kasım Kızılay Haftası
- 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
- 10 Kasım Atatürk'ün Ölüm Yıldönümü
- 24 Kasım Öğretmenler Günü
- 12-18 Aralık Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası
- 27 Aralık Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi
- Güvenli İnternet
- Sık Sorulan Sorular
- Öğretmenlerimize Sorduk...
- Tarayıcı Araç Çubuğu
- Masaüstü Uygulaması (Yeni)
- Vitamin Hakkında
- Yenilenen Öğretmen Özellikleri
- Vitamin İlköğretim Nedir?
- Vitamin Lise Nedir?
- Vitamin Yurtdışı
- Vitamin Ön Bellek Sunucusu
- KDU Nedir?
24 Kasım Öğretmenler Günü
Eskilerde, usta-çırak geleneği vardı. Çocuk, bir sanat ya da zenaat erbabının yanına çırak olarak verilir, elinin ekmek tutması sağlanırdı. Gerçek bir usta, çırağına işin inceliklerinin yanı sıra hayatı da öğretirdi.
“(…)Ustamın ellerine bakıyorum.
Kalem tutuşuna, çizgi çekişine, parmaklarının kıvraklığına. Elleri bir su gibi akıyor tezgahın üzerinde, bir güvercinin kanat çırpışı gibi sekip duruyor. Çizgiler, renkler elinin, kaleminin altından kayıyor sanki. Onun eline bakarken kendi elim titriyor; küçücük elim pek zavallı görünüyor gözüme. Küçük, çelimsiz, önemsiz… Ustamı seviyor, ama ellerinin tezgah üzerinde kanat çırpar gibi sekişine hayıflanıyordum. Hem kızıyor, hem imreniyor, hem kıskanıyordum onu.
Ustam demişti ki: ‘Usta ile çırak arasında her şey, ama her şey konuşulmalıdır. Konuşulmadık hiçbir şey kalmamalıdır. Usta ile çıraklığın töresidir bu.’
Oysa ben, duygularımı söyleyip söylememekte kararsız kalmıştım. Ustama karşı bunları duyumsamak utandırıyordu beni. Öte yandan duygularımı ele geçiremiyordum. Uzun uzun düşünüp taşındıktan sonra söylemekten vazgeçtim, daha doğrusu söylemeyi erteledim. Düşündüm ki, ilerledikçe ben de beceri kazanacağım, ellerim onunkiler gibi çabuk sekecek tezgahın üzerinde. O zaman ne kızacağım, ne kıskanacağım.
Eşit olacağız onunla, eşit olunca daha rahat seveceğim onu, ne kızacağım, ne kıskanacağım…(…)
(…)Daha sonra usta-çırak ilişkimiz ilerledikçe anladım ki, benim varlığımın önünde en büyük engel olarak ustam duruyor. Ulu bir çınarın gölgesindeyim ve hep öyle kalacağım. Öte yandan, ne kadar ustalaştığımı görmesini en çok istediğim insan gene ustamdı. Bunu onun görmesini, buna onun tanık olmasını istiyordum.(…)
(…)Ustalığın en çok gereksindiği şeyin sabır olduğunu anlamama daha çok vardı.(…)”
Bu satırlar, yazar Murathan Mungan’ın Cenk Hikayeleri adlı kitabının Şahmeran’ın Bacakları öyküsündeki kahramanının duyguları… Elbette birebir benzemez ancak böylesi bir usta-çırak ilişkisini hatırlatan, hepimizin uzun yıllar boyunca yaşadığı öğretmen-öğrenci ilişkisi de duygu olarak böyle değil midir?
Biraz ürkek, biraz çelimsiz çocuklar olarak okula ilk başladığımızda, öğretmenimiz, anne babamızdan sonraki kahramanımız olmadı mı? Hangimiz ona hayranlık duymadık? Hangimiz 40 fırın ekmek yesek de 40 gün 40 gece 40 yıl çalışsak da onun gibi her şeyi bilemeyeceğimize inanmadık?
Bir de Bilge Karasu’dan bir “usta” alıntı… Göçmüş Kediler Bahçesi’nin Usta Beni Öldürsen E! adlı öyküsünden… “(…)Değil mi ki ustası öyle diyordu, öyle yapmalıydı, öyle yapacaktı. Yapmıştı da. Anılardan sonra, düşleri, özlemleri de silip atmıştı içinden. Ustasıydı önemli olan, öyle öğretilmişti kendisine; işinin önemi öğretile öğretile büyütülmüştü. Ustası öğretmişti bunu. Onu o eden işiydi, işi olmalıydı. İşine duyduğu bu bağlılığı ustasına borçluydu. Her şeyi ondan öğrenmemiş miydi? Ona analık eden, ustası değil miydi? Ama her şeyi ondan mı öğrenmişti?.. Kendi, kendi benliğini ne ölçüde oluşturmuş olabilirdi?(…)”
Başöğretmen
1 Kasım 1928’de, kültür tarihimizin en büyük atılımlarından biri olarak, Latin harfleri kabul edildi. Gazi Mustafa Kemal öncülüğünde gerçekleşen bu devrimle önce devlet erkanına, daha sonra öğretmenlere ve edebiyatçılara ve tabii ki halka yeni alfabeyi tanıştıran, harfleri bizzat öğreten, yine Atatürk oldu.
Bugün, Öğretmenler Günü olarak kutlanan 24 Kasım; 1928’in 24 Kasım’ında yürürlüğe giren Millet Mektepleri talimatnamesi ile çağının çok ötesinde bir eğitim anlayışına sahip olan Gazi Mustafa Kemal’e ‘Başöğretmenlik’ unvanının verildiği tarihtir.
Tarihler 1928’i gösterse de, Başöğretmen’in ileri görüşü, eğitime Cumhuriyetin ilanından çok önce önem vermesini sağlamıştır. Milli Mücadele döneminde, Yunanlılar Ankara’ya doğru yaklaşırken O, Ankara’da milli eğitim öğretim seferberliğini başlatmış, Kurtuluş Savaşı’nın paralelinde, en az onun kadar önemsediği cehaletle savaşı sürdürmektedir.
“Türk ordusunun çiçeğini yedik!”
Öğretmen Derneği çok önemli. Kütahya, Eskişehir savaşları sırasında Öğretmen Derneğinin Genel Kurulu Ankara’da toplanıyor. Öğretmen Okulunun konferans salonunda… Kadınları bir köşeye ayırmışlar. Erkeklerle araya boşluk koymuşlar. Atatürk’ün bunu görüp de ‘Kadınların faziletine mi güveniniz yoktur; kendi namusunuza mı?’ diye soru sorup insanları azarladığı konu… Savaş sırasında bu Öğretmen Kongresi’ni toplamak Milli Mücadele’nin aydınlık, geleceğe dönük ümit veren, güven veren yanını gösteriyor. Halk da bunları görüyor tabii. Milli Mücadelecilerin hiç tükenmeyen bir hazinesi var, o da ümit. Sonunda da ümit ettiklerinin hepsine kavuşuyorlar.
Öğretmenler cepheye başvuruyorlar ama alınmıyorlar. Çanakkale Savaşı sırasında İngiliz tarihi diyor ki ‘Türk ordusunun çiçeğini yedik!’ Bütün üniversite, tıp öğrencileri, liseli gençlerimiz, hepsi Çanakkale’de yok olup gitti. Türkiye’nin geleceği için çok büyük bir kayıp olan bu sonuç, aynı zamanda büyük bir ders oldu. Öğretmenler, Kurtuluş Savaşı sırasında askere alınmıyorlar. ‘Geleceğin yetişkinlerini okutmaya devam etsinler; biz bu sefer milletimizin çiçeğini yedirmeyiz’ anlayışı hakim artık.
(Turgut Özakman; Ankara Magazine dergisi Mart 2006, sayı 51. Seden Bayat röportajından…)
Atatürk kalemini, yetişmelerine önayak olduğu öğretmenlere teslim etmiş, son nefesine kadar da çevresindekileri eğitip öğretmiş, okulları özenle teftiş ederken, öğrenciler kadar öğretmenlerini de sınamıştır. Pek çok özdeyişiyle öğretmenlere olan güvenini ifade eden Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak, O’nun devrimleri ve ilkelerine yürekten bağlı, aydın görüşlü, öğrencilerini de bu aydınlığa taşıyan öğretmenler olmaktan geçer.
Bu kutsal mesleğe sahip olanlar, yetiştirdikleri sayısız öğrenci ile, onlara öğrettikleri her bir bilgi kırıntısı ile kendilerini tekrar tekrar çoğaltan, şanslı insanlardır. Bizlere yalnızca yürümeyi değil, ayakta kalmayı öğretenlerdir.
Bir 24 Kasım’da daha, Başöğretmenimizin ve geleceğimize değer katan tüm öğretmenlerimizin önünde saygı ve sevgi ile eğiliyoruz.
Vitamin Öğretmen
"YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR!"
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ EĞİTSEL SINIF ETKİNLİĞİ ÖNERİSİ
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ OKUMALAR
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ KİTAP ÖNERİSİ
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ FİLM ÖNERİSİ
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ MÜZİK ÖNERİSİ
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ VİDEO ÖNERİSİ
ATATÜRK'ÜN ÖĞRETMENLER İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİNDEN...
"YENİ NESİL SİZİN ESERİNİZ OLACAKTIR!"
Ulu Önder Atatürk, hayatı boyunca eğitime ve eğitimcilere önem vermiş, yeni Türkiye’nin kurulmasında kendisine en yakın yardımcı olarak öğretmenleri görmüş, her fırsatta öğretmenleri ve öğretmenlik mesleğini yüceltmiştir. Atatürk, öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmalarda esas itibarıyla yeni nesilleri yetiştirecek olan Cumhuriyet öğretmenlerinin görevleri üzerinde ayrıntılı olarak durmuştur. Örneğin, 25 Ağustos 1924’te Ankara’da toplanan Muallimler Birliği Kongresine katılan üyelere, yeni Türkiye’nin biçimlenmesinde ve yeni nesillerin yetiştirilmesinde en önemli görevin öğretmenlere düştüğünü aşağıdaki sözlerle açıklamıştır:
“Muallimler,
Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbileri, sizler yetiştireceksiniz. Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip (orantılı) bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu evsâf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. Mümtaz vazifenizin ifasına âli himmetlerle hasr-ı mevcudiyet edeceğinize asla şüphe etmem.” (Galip Karagözoğlu, “Atatürk İnkılâbının Yerleşmesinde ve Gerçekleşmesinde Eğitimin Rolü ve Yeri”, Atatürkçülük (II. kitap), Ankara 1983, s. 131; Kemal Aytaç, A.g.m., s. 111-112.)
http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=660
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ EĞİTSEL SINIF ETKİNLİĞİ ÖNERİSİ
Öğretmencilik
Gönüllü birkaç öğrencinizin, 10-15’er dakikalık sürelerle “Öğretmencilik” oynamalarını sağlayabilirsiniz. Onlardan, en iyi bildikleri bir konuyu, öğretmen gibi sınıfa aktarmalarını, aynı zamanda da sınıf yönetimine hakim olup, öğrencileri (arkadaşları) ile iletişim kurarak, bir süreliğine sizin yerinize geçmelerini isteyebilirsiniz. Tavsiyemiz, sizin de öğrencilerin arasına oturup hatta haylazlık yaparak öğretmen/öğrencinize zorluk çıkarmanız… :)
Hem küçük hem de büyük sınıflarda uygulayacağınız bu etkinlik, öğrencilerinize drama yolu ile empati kurma ve deneyimleyerek öğrenme fırsatı verecektir.
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ OKUMALAR
Kötü Öğrenci Yoktur, İyi Öğretmen Vardır
Sınıfınız da, okul numaranız da hep o duyguyu çağrıştırır: "Onun öğrencisiyim." Sınıfa girdiği andan itibaren her şey değişmeye başlar. Hiçbir şey de eskisi gibi olmayacaktır; siz de...
En fazla iki üç ders sonra not alırken yazınıza daha çok özen gösterdiğinizi, onu dinlerken dikkatinizin hiç dağılmadığını fark edersiniz. Dersinin adıysa, artık sadece o bilimdalını veya disiplini tanımlayan bir sözcük değil; insanları, hayatı ve kendinizi keşfedeceğiniz, çok dikenli ama çok hoş kokulu ve göz alıcı çiçeklerle dolu bir bahçeye açılan sihirli kapının da adıdır.
Öğrenci muzipliğinin sevimli yaratıcılığı en çok bahşedilmiş afacanlar dahi onlara ad takamaz; o, Nazan Hanım, Fikret Hanım, Hüseyin Bey, Ülker Hanım, Özden Hanım, Süheyla Hanım, Behçet Bey veya Rauf Bey'dir ve hep öyle kalır. Hızla sevilmeye başlanan o isim, sadece, ona "öğretmenim" diyebilmenin mutluluk ve onuruyla yanyana getirilir. Öğrencileri, bir ömür sonra bile, onu ilk gördükleri gün başlayan saygı, sevgi ve bağlılığın, hayatın bütün yorgunluklarından güçlü ve uzun olduğunu fark edeceklerdir.
Sevgili öğretmenleriyse ilk günden itibaren onlara "sen" deme hakkından feragat etmiş, hep "siz" demiştir. Artık onun öğrencisi olmak bütün meslek, unvan ve rütbelerden önce gelecektir onlar için.
Sınıf başkanının yaptığı yoklamayı kontrol etme gereği duymaz, yoklama kağıdını sınıfı saymadan imzalar o; "Siz saydıysanız gerek yok başkan!" Güvenilmenin en önemli sorumluluk olduğunu tek bir cümleyle, tek bir davranışla hissettirme inceliği... Sınıf başkanına, bu göreve seçildiği andan itibaren bir daha adıyla da hitap etmez, o "başkan"dır hep. Bu, sınırları olmayan bir sorumluluğun da tanımıdır; başkan doğal olarak kendi derslerinden ve başarılarından önce arkadaşlarını, sınıfını, okulunu düşünür. Ama öğretmeniniz kısa süre sonra durumu fark edip dikkatinizi çeker. Uyarısındaki incelikte, çabanızı ve iyi niyetinizi fark ettiğini hissettiren övgülü bir destek de vardır; toplumsal sorumluluğun insanın kendinden başladığını gösterme özeni de, sahiplenme de; "Derslerinizle de bu kadar ilgileniyor musunuz?"
Çok uzun zaman sonra dahi, çağrışım yaratacak bir şey yokken bile, bir cümlesi, bir davranışı ya da önlüğünün rengi çıkıp geliverecektir anıların arasından. Ödevlerinize attığı imza da, hatalarınızdan sonra sizi bütün eleştirilerden kat kat fazla etkileyen sitemkar bakışı da silinmez zihninizden. O sınıf öğretmeninizse veya kol çalışmasında da yanında bulunduysanız çok şanslısınızdır. Her ayrıntının önemini, herkesin sorumluluğunu bir kez bile dile getirmeden sezdirir. Yanlışı en zarif biçimde hissettirir, düzeltilmesine fırsat tanır. En yanlış davranışı düzeltirken bile o davranışı tanımlamaz; bu tutumuyla, yanlışın dile getirildikçe yeniden üretildiğini de, suçlamanın, yanlışı sahiplenmeye yol açtığını da anlarsınız hatanızın yanı sıra. En büyük ayrıcalığın eşitlik olduğunu çok yeri geldiği için söylediği bir cümlesinden öğrendiğinizi hiç unutmazsınız; "Hepiniz benim için ayrı birer değersiniz."
Ve okuldan ayrıldığınızda sudan çıkmış balığa dönersiniz. Önünüzde uzun sandığınız bir hayat vardır; tatlı, acı sürprizler beklemektedir ama yaşadıklarınızı bir daha yaşayamayacağınızı bilirsiniz. Öğretmeninizle, arkadaşlarınızla karşılık beklemeden paylaşmışsınızdır her şeyi. Münazara ve yarışma sevinçleri ve üzüntüleri de, okul gezisi aksaklıklarının mahcubiyeti de aynı duygularla anılaşmıştır.
Öğretmemiş, eğitmiş; anlatmamış, hissettirip benimsetmiştir o. Öğretisi; en doğru, en iyi ve en güzeli aramak, bulmak, elbirliğiyle oluşturmak ve herkesle paylaşmak üzerine kuruludur. Bu, bir kez bile ifade edilmeyen, bir kez bile sloganlaştırılmayan ama bütün davranışlarını, tutumunu ve duruşunu açıklayan, bütün ideolojilerin üzerinde yer alan ve önüne hiçbir sıfat getirilemeyecek bir öğretidir.
Hayatın hayal gücüyse insanınkinden çok daha uçsuz bucaksızdır; öyle yol ayrımları çıkarır ki karşınıza, birkaç yanlıştan birini tercih etmek durumunda bile kalabilirsiniz. Örneğin "öteki"ler üretilmiş, silahlar çekilmiş, toplumsal cinnet hayatı sarmıştır. En değerli kavramlar ve ilkeler adına ama en yanlış yöntemlerle, hatta şiddet kullanarak harekete geçmenizi bekleyenler bile vardır. Daha "acemisi" bile değilsinizdir hayatın; bunu fark edecek zaman dilimi dahi yoktur geride. Kendi kendinize görevden kaçıp kaçmadığınızı sorgulamaktasınızdır; yaşıtlarınız beşer onar kırılırken. O yol ayrımında mutlaka gözünüzün önüne gelir öğretmeninizin yüzü; biraz merak, kuşku, endişe ama daha çok güvenli bir ifadeyle ve belli belirsiz gülümseyerek bakmaktadır. O bakışta, gözlerinde her zaman görmeye alıştığınız yıldızlardan birinin bile parıldamadığını fark edince kararınızı verirsiniz. Yanlışları düzeltebilecek, gösterilen hedeflerden daha iyisini, daha doğrusunu tek başınıza arayabilecek güce, akla, güvene, cesarete, sabra, bilgiye ve isteğe sahipsinizdir onun sayesinde ve o da sadece bunların ne kadar farkında olduğunuzu görmek için bakmaktadır sağ omzunuzun üzerinden. Daha sonra da; yanlışlarınızda ya da haksızlık ettiğinizde de hep orada olacaktır, gönül huzuru duyuracak bir çabanın karşılığını aldığınızda da.
Ondan öğrendiğiniz en önemli şey, insanın çok değerli olduğu; insan olmanın ömür boyu sürecek öğrencilikten geçtiğidir. Mutlak ve değişmez doğru olmadığını, her şeyin nedenleri ve sonuçları olduğunu, doğrunun zamanla değişebileceğini görmenizi sağlamıştır o. Hiçbir şeyi "olduğu kadar" diyerek vermemiştir; sıradana boyun eğmeye gönlünüz razı olmaz. "Mükemmel iyinin düşmanıdır" aforizmasını bile tersine çevirebileceğinizi, bedelini öderseniz başaracağınızı bilirsiniz; en iyi örnek, öğretmeninizdir.
Onun öğrencisi, yargıç olduysa suçluyu kazıyınca altından insan çıktığını; askerse, savaşı kaybeden komutandan sonra en üzgün kişinin savaşı kazanan komutan olduğunu bilir. Hekim arkadaşlarınızın, çalıştığı hastanenin çevresinde gece saatlerce dolaşıp o günkü ameliyatı defalarca gözden geçirdiğine tanık olursunuz.
Öğrencilerinin her emek ürünü, bir kağıt parçasına en okunaklı harflerle yazıp, bir şişeye koyup ona ulaşması için denize attığı mesajdır. Çünkü o, ömrünü adadığı öğrencilerini günü geldiğinde kendi elleriyle açık denizlere doğru yolcu etmiştir, bir daha geri dönüp "nasılsınız" demelerini bile beklemeden. Her bitişte, her sonlanmada onu en çok ayakta tutan şeylerin başında yeni öğrencilerinin de geldiğini anlarsınız.
Er veya geç ama hiç beklemediğiniz anda o soru karşınıza çıkıverir: Ona layık olabildim mi? Daha önce bu soruya yanıt aramak aklınızdan geçmediyse, sorduğunuz gün fark edersiniz; okuldayken, hiç farkında olmadan, tereddütsüz, bu soruya yanıt oluşturmak için çırpınmışsınızdır bütün acemiliğinizle. O sırada her şeyin her zaman öyleymiş ve başka türlüsü yapılamazmış gibi yaşandığını hatırlarsınız.
O soruyla bir şey daha öğrenirsiniz; en zor iştir öğrencisi olmak ve o soruya asla olumlu yanıt veremezsiniz. Bilirsiniz; sonraki başarılarınızda da, iyiliklerinizde de sizin payınız; onun öğrettiklerinin, bilgisinin, fedakarlığının, hoşgörüsünün, sabrının, emeğinin ve özeninin yanında hiçtir. Yaptıklarınız da, o, pencerelerinizi açmayı başardığı için gerçekleşmiştir.
Dahası o soruya yanıt vermek, hep erkendir; her insana en az ona duyduğunuz kadar sorumlusunuzdur son gününüze dek...
Sevgili öğretmeninizden hiçbir zaman mezun olamazsınız.
Pendik Lisesi, 6 Edebiyat A (1976-1977), 625
Ferruh Yazıcı
Kaynak: http://www.newsweekturkiye.com/haberler/detay/38237/Kotu-ogrenci-yoktur-iyi-ogretmen-vardir
Nurullah Hoca
“1939’un Eylül ayında Taş Mektep’e dönüş yapmıştı. Kadrosu Fransızca öğretmeni olarak görünüyordu; ama edebiyat başta, birkaç dersin öğretmenliğine geliyordu. Öğretmenliği sırasında bir ara Basın-Yayın Umum Müdürlüğünde de çalıştı. Milli Eğitim Bakanlığının Tercüme Bürosunda görev aldı. Öğretmenlikten sonra Cumhurbaşkanlığı Köşküne çıktı. Şubat 1952’de emekli olana kadar Cumhurbaşkanlığında çevirmen olarak bulundu.
Kızı, kitabında Ataç’ın Atatürk Lisesi’ndeki öğretmenlik günlerine yer vermiştir: ‘Babamı, öğrencileri çok severdi. Babam Ankara’da Atatürk Lisesi’nde öğretmenken, ben de Ankara Kız Lisesi’nde öğrenciydim. Okul çıkışında çoğu kez yolda babama rastlardım. Onu bir gün bile yalnız yürürken görmedim. Her zaman çevresinde öğrencileri olur, onlarla Ankara yollarında edebiyat tartışmaları yapardı. Duyduğuma göre, yaz tatilinin bitiminde, okulların açıldığı gün, edebiyat ya da Fransızca öğretmenlerinin babam olduğunu öğrenen öğrenciler, ‘Yaşasıınnn! Nurullah Hoca bizim sınıfa geliyor!’ diye sevinçle bağırır, birbirlerine sarılırlarmış.(…)” (Ankara’nın Köklü Çınarı Atatürk Lisesi 1886-2007, Turan Tanyer)
Hababam’ın Babası
Hababam Sınıfı, bir eğitim yergisidir. Mizah hep beyazdır, olumludur. Mizahta gülme ana öğe değildir. İsteyen ağlar, isteyen güler. Ben yergi yapıyorum, komedi bile düşünmüyorum. Hababam Sınıfı’nda üç şeyin yergisi yapılmıştır: Kopyanın, ezberin, uydurma saygının... Benim mizahım düşündürmeye dayanır. Hababam Sınıfı’nda bize yakışmayan eğitimsel şeylerin yergisini yapıyorum. Ezberleten hocayla alay edilmiştir. Bugün bunları yapan hesap makineleri var. Çocukların belleği makine değildir. Ezberin eğitim değeri de yoktur. Bellekten kopya çekmektir. Ezber, kopyayı körükler. Savunma mekanizması gibi... Ben şiirlerimden hiçbirini ezbere bilemem. Kopya çekmek ezberlemekten daha eğitseldir. Biraz yaşantı vardır, hiç olmazsa...
Rıfat Ilgaz
www.rifatilgaz.net’ten...
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ KİTAP ÖNERİSİ
Köy Enstitüleri
Can Dündar, İmge Kitabevi Yayınları
“Mezun olduğumuzda bize, ‘Orası hep diken, siz oraya gül olarak gidiyorsunuz, bizden aldığınız eğitimle dikenli tarlayı gül tarlasına çevireceksiniz’ denmişti…”
1940-1953 yılları arasında 13 yıl süren bir aydınlanma hareketi olarak Köy Enstitüleri’nin nüveleri Atatürk tarafından atılmıştır. Yoksul ve zeki köylü çocukları Köy Enstitülerinde öğretmenden ziyade, çok yönlü eğitmenler olarak yetiştiriliyorlar, köylüyü üretici olmaya ve daha çağdaş yaşamaya yönlendiriyorlardı. Çeşitli nedenlerle sürdürülemeyen bu hareket, pek çok değerli ismi yetiştirmiştir.
Can Dündar’ın belgesel nitelikli bu çalışması, kitap + video CD olarak yayınlanmıştır.
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ FİLM ÖNERİSİ
Ölü Ozanlar Derneği; Dead Poets Society, 1989
Yönetmen: Peter Weir
Başrolünde Robin Williams’ın sıradışı edebiyat öğretmeni Mr. Keating’i oynadığı filmin hikayesi, disiplinli bir erkek lisesinde geçer. Öğrencileri kendi yöntemleriyle edebiyatın ve şiirin büyülü dünyası ile tanıştıran öğretmen, aynı zamanda yaşamı ıskalamama adına da öğrencilerine “kaptan”lık eder.
N. H. Kleinbaum’un aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanan yapımdan unutulmayan birkaç John Keatig repliği:
- Carpe diem'i (Lat. Günü Yakala!, Anı Yaşa!)dinleyin. O size yol gösterecektir.
- Vakit varken tomurcukları topla! Zaman hâlâ uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.
- Sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ MÜZİK ÖNERİSİ
Öğretmen Marşı
Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk;
Korku bilmez soyumuz.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.
Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;
Durma durma durma koş.
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.
İsmail Hikmet Ertaylan
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İLE İLGİLİ VİDEO ÖNERİSİ
Turgut Özakman'ın kaleminden ortaya çıkmış, Hamdi Alkan tarafından yönetilmiş olan Dersimiz Atatürk adlı filmden, Atatürk’ün öğretmene verdiği değeri vurgulayan bir sahne...
http://www.youtube.com/watch?v=rmr8gv8_n_4&feature=related
ATATÜRK'ÜN ÖĞRETMENLER İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİNDEN...
- Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
- Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır.
- Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
- Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
Yukarıda önerdiğimiz içeriğin tümünü bilgisayarınıza indirmek ve çıktısını almak için tıklayınız.
- www.vitaminogretmen.com
- Gizlilik ve Güvenlik
- Sebit Hakkında
- Web Siteniz mi Var?
- Yardım & İletişim
- Basın Odası
- Milli Eğitim Bakanlığı
- Türk Telekom
- Sebit
- Bu hizmet Türk Telekom tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktadır.
- Öğretmen Destek Hattı 0555 555 24 11