Vitamin Öğretmen Portalı
- Öğretmene Özel
- Haberler
- Duyurular
- Eğitim Yazıları
- Öğretmen Eğitimleri
- Yıllık Planlar
- Belirli Günler ve Haftalar
- Ocak Ayının İkinci Haftası Enerji Tasarrufu Haftası
- 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
- 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası
- 13 Eylül Sakarya Zaferi
- 19 Eylül Gaziler Günü
- 21 Eylül Dünya Barış Günü
- Eylül Ayının 3. Haftası İlköğretim Haftası
- 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü
- 13 Ekim Ankara'nın Başkent Oluşu
- 29 Ekim - 4 Kasım Kızılay Haftası
- 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
- 10 Kasım Atatürk'ün Ölüm Yıldönümü
- 24 Kasım Öğretmenler Günü
- 12-18 Aralık Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası
- 27 Aralık Atatürk'ün Ankara'ya Gelişi
- Güvenli İnternet
- Sık Sorulan Sorular
- Öğretmenlerimize Sorduk...
- Tarayıcı Araç Çubuğu
- Masaüstü Uygulaması (Yeni)
- Vitamin Hakkında
- Yenilenen Öğretmen Özellikleri
- Vitamin İlköğretim Nedir?
- Vitamin Lise Nedir?
- Vitamin Yurtdışı
- Vitamin Ön Bellek Sunucusu
- KDU Nedir?
13 Ekim Ankara'nın Başkent Oluşu
“Türkiye Devleti’nin başkenti, Ankara şehridir.” Bu cümleyi kurmak hiç kolay olmadı. 13 Ekim 1923 tarihinde büyük çoğunlukla kabul edilen bu kanun maddesine ulaşılıncaya kadar, geride dev bir Milli Mücadele bırakılmıştı.
Osmanlı İmparatorluğu’nun, Farsça “Payitaht” olarak adlandırılan başkenti İstanbul’du. 16 Mart 1919’da İngilizler, İstanbul’a girip meclisi basmış; bu durum da İstanbul’un yönetim merkezi olmaya devam etmesini çıkmaza sokmuştu. Artık Osmanlı Devleti’nin egemenliği sona ermişti.
19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan Milli Mücadele süreci, Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra Atatürk’ün, 27 Aralık 1919’da, başkanı olduğu Heyet-i Temsiliye ile birlikte Ankara’ya gelmesi ve Ankara’da çok büyük bir coşku ile karşılanmaları üzerine farklı bir boyut kazanmıştı.
Bir yerin başkent olabilmesi için, önce kent olmayı hak etmesi gerekiyordu. Oysa Ankara, Anadolu’nun ortasında bir bozkır kasabası idi. Onu başkent olmaya taşıyan en önemli unsur ise, coğrafi avantajlarından öte, Ankara halkının Mustafa Kemal’e ve Heyet-i Temsiliye’ye hissettirdiği olağanüstü Milli Mücedele inancı ve azmiydi. Ankara; eski, körüklü, arızalı üç araba ile gelen dokuz Heyet-i Temsiliye üyesini, üç şoförü ve tabii Mustafa Kemal’i bağrına basmıştı.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu ve meclis başkanlığına Mustafa Kemal’in seçilmesi ile artık Kurtuluş Savaşı planları bu yoksul kasabada yapılmaya başlanmıştı. Ankara, konumu itibariyle cephelere eşit uzaklıktaydı. Bu durum savaşın komutasını buradan sürdürmeye ve haberleşmeye gayet uygundu. Artık, bir milletin kurtuluş destanı yazılıyordu. Sırasıyla İnönü, Sakarya, Dumlupınar ve Başkomutanlık Meydan Muharebeleri ile sonunda büyük zafere ulaşılmıştı. Bu zafer, Kurtuluş Savaşı’nın kalbi olan Ankara’nın, aynı zamanda ne kadar doğru bir merkez olduğunun da kanıtı olmuştu.
Büyük zaferin ardından itilaf devletleri, TBMM’ye mütareke çağrısında bulundular. Kurtuluş Savaşını noktalayan Mudanya Mütarekesi maddelerinden birine göre TBMM, İsviçre’nin Lozan kentinde yapılacak barış görüşmelerine katılmayı kabul ediyordu. 24 Temmuz 1923'te İsmet Paşa tarafından imzalanan Lozan Barış Antlaşması, TBMM Hükümeti’nin dünya siyaset sahnesindeki yerini de belirlemiş oldu.
İşgal altındaki İstanbul, işgal kuvvetleri tarafından bütünüyle boşaltıldığında, tarihler 6 Ekim 1919’u gösteriyordu. İsmet İnönü, Lozan’dan beri Ankara’nın hükümet merkezi olma durumunun ivediliğine inanmıştı. Malatya Milletvekili İsmet İnönü, Ankara’nın başkent olmasına dair hazırladığı yasa tasarısını, on dört arkadaşı ile birlikte TBMM’ye sundu ve söz konusu tasarı, 13 Ekim 1923 tarihli oturumda kabul edildi. Tam on altı gün sonra da Cumhuriyet ilan edildi.
Yoksul kasabadan modern başkente...
Genç Cumhuriyete, onunla özdeşleşecek genç ve çağdaş bir başkent gerekiyordu. Lozan Antlaşması ile İngiltere’nin başı çektiği bir diplomasi ise temsilcilerini Ankara yerine İstanbul’a göndermeyi dayatıyordu. İngiltere, Fransa’yı da yanına çekerek, Ankara’ya büyükelçi değil, ancak elçilerini gönderme kararı alır. Oysa, Birinci Dünya Savaşında müttefikimiz olan Almanya bu bloğa uymayarak büyükelçisini Ankara’ya göndermiştir. Sovyet Rusya ve Polonya da takip eder. İngiltere, Fransa ve İtalya ise uzun süre direnir. Ta ki, 1926’daki Ankara Antlaşması’na kadar. Diplomasi anlamında yeni Türkiye Cumhuriyetinin başkentini en son tanıyan ise ABD olur.
24 Mart 1925’te çıkarılan 583 sayılı istimlak (kamulaştırma) yasası ile eski merkez Ulus ve civarının değil, Ulus’tan Çankaya’ya doğru istimlak edilen 4 milyon metrekarelik alanın imarına karar verildi. Böylece, modern başkent, Yenişehir yönünde gelişecekti. Ulus meydanından Çankaya Köşküne uzanan aksta, yavaş yavaş Ankara’nın omurgası şekilleniyordu.
Asıl imar planı ise 1927’de açılan bir yarışmayı kazanan, Alman mimar, şehir plancı Hermann Jansen tarafından hazırlandı ve uygulamaya kondu. Ankara’nın omurgası olan Atatürk Bulvarı’nın iki yanı bakanlık binaları, devlet daireleri, bankalar ve konutlarla yapılandırıldı. Büyükelçilik binaları da bu arter üzerinde, Bakanlıklar ve Kavaklıdere arasında konumlandırıldı. Üstelik artık başkentte, büyükelçilerin de kalabileceği (bugün Devlet Konukevi olarak hizmet veren) Ankara Palas adlı büyük otel ve lojman olarak kullanılan Evkaf Apartmanı (bugün Küçük Tiyatro olan bina) da vardı.
Güçlü bir Kuva-yı Milliye ruhu üzerinde, yoktan var edilen modern bir başkent yükseliyordu.
Vitamin Öğretmen
Bir Anı...
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Makaleler
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Etkinlik Önerisi
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Kitap Önerisi
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Müzik Önerisi
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Video Önerisi
Ne Dediler... Ne Yazdılar...
Bir Anı...
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, Orkestra Şefi Prof. Rengim Gökmen’in 19 Mart 2008’de Ankara Magazine dergisinin düzenlediği “Kasabadaki Yabancı: Cumhuriyet, 1923’ten Günümüze Ankara” adlı panelde yaptığı konuşmadan...
‘KARARNAMEYİ GETİR ÇOCUK!’
“İzin verirseniz sözlerime, belki bazılarımızın bildiği ama birçoğumuzun da malumu olmayan bir küçük anekdotla başlamak istiyorum. Ankara’nın eski belediye başkanı, çok değerli merhum Ali Dinçer’den dinlemiştim. Gazi Mustafa Kemal, Sakarya Savaşına gitmeden bir gece önce, Ankara’dan Temelli kasabasına, karargaha gitmek için yaveriyle birlikte hazırlanıyor. Bir yandan, Ankara’da da heyetler toplanıyor çünkü yenilgi halinde ertesi gün, kıymetli evrakın ve Meclis’in Kayseri’ye doğru taşınması gerekiyor. Türk toplumunun yapmış olduğu en onurlu savaşın nasıl sonuçlanacağı o günlerde bilinmiyor. Ertesi gün komutanlar esir düşebilir hatta ölmüş dahi olabilirler.
Böyle bir ortamda, Gazi tam çizmelerini giyerken yaverine, kararname hazırsa, kasabaya hareket etmeden önce imzalayacağını söylüyor. ‘Hazır Paşam!’ deyip kararnameyi getiriyorlar.
Ertesi gün Gazi, savaşa komuta etmek için Temelli kasabasına gitmeden önce kararnameyi imzalayarak, hareket ediyor. Sayın merhum Ali Dinçer’in bana söylediği ve çok değerli hocam Turgut Özakman’a da doğrulattığım ve pekiştiren bazı ifadelerle de zenginleştirdiği bu kararname, Anadolu Medeniyetleri Müzesi kuruluş kararnamesi ve Ankara’da o gün var olan eski yapıların korunması ile ilgili kararname idi. Bu, benim her zaman tüylerimi diken diken eden bir anekdottur.
Savaşın o belirsiz atmosferi içinde Ulu Önder Atatürk, gelecekte kurmayı düşlediği Cumhuriyetin başkentinin şekillenişini planlamakta ve düşünmekte. Bu zannediyorum, tarihte belki de hiçbir lidere nasip olmamış büyük bir vizyon ve ileri görüşlülüktür.”
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Makaleler
- Ankara'nın Başkent Oluşu, Nusret Baycan
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 19, Cilt: VII, Kasım 1990
http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=825 - Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi ve Ankara’nın Başkent Olma Nedenleri, Dr. Metin Özaslan Ankara Kulübü Derneği Genel Başkanı (Bu makale, Bilge Dergisi’nin 35’İnci sayısında -Kış 2002-yayımlanmıştır.)
http://www.ankarakulubu.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=77&Itemid=89 - Ankara’nın Başkent Oluşunun Anlamı, Güven Dinçer (Konferans bildirisi)
Ankara’nın Taştır Yolu, Türk Yazınında Ankara Seçki-II Hazırlayan: A. Esat Bozyiğit
Ulaşmak için tıklayınız
- Ankara’nın Merkez ve Başkent OlmasıDoç. Dr. Oğuz AYTEPE, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Osmanlı Devleti, şartları ağır bir ateşkes imzalamıştı. Millet, aralıksız süren savaşlar sonunda yorgun ve fakir bir durumdaydı. Ordunun elinden silahları alınmakta, galip devletler birer bahane ile ülkenin birçok bölgesini işgal etmekteydiler. Bu korkunç durum karşısında, ülkenin birçok yerinde kurulan cemiyetler, bölgesel önlemler almaya çalışıyorlardı. Mustafa Kemal Paşa bu cemiyetlerin aldığı kararların hiçbirinde isabet görmüyordu. O, tam bağımsızlıkta direniyor, kurtuluş isteyenlerin parolası “Ya istiklal ya ölüm!” olmalıdır, diyordu. Bu parolayı uygulayabilmek için, Türk yurduna saldıranlara, silahla karşı konulacaktı. Uygulama safhalara ayrılacak, milletin duygu ve düşünceleri hazırlanarak adım adım hedefe ulaşılmaya çalışılacaktı.(1)
19 Mayıs 1919’da millet egemenliğine dayanan tam bağımsız bir devlet kurmak amacıyla, 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, bir hafta Samsun’da kaldıktan sonra 25 Mayıs’ta Havza’ya geçti. Tutum ve davranışları nedeniyle padişah tarafından İstanbul’a geri çağırıldı, ancak İstanbul’a dönmeyerek 12 Haziran’da Amasya’ya gitti. Buraya davet ettiği arkadaşları ve diğer yetkililerle anlaşarak Milli Mücadele’nin ihtilal beyannamesi olan Amasya Genelgesi’ni yayımladı. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağı ve iki kongrenin açılacağı, kamuoyuna duyuruldu.
Mustafa Kemal Paşa, 26 Haziran’da Amasya’dan ayrıldı ve Tokat’tan geçerek 27 Haziran’da Sivas’a geldi. Aleyhinde propaganda yapan Elazığ Valisi Ali Galip’e hak ettiği dersi vererek 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a geldi. Padişahın kendisini tekrar İstanbul’a çağırdığını ve görevine son verildiğini öğrenince, 7-8 Temmuz 1919’da görevinden ve askerlik mesleğinden ayrıldı.
23 Temmuz 1919’da bir okul salonunda açılan Erzurum Kongresi’ne katıldı ve başkan seçildi. 14 gün süren kongrede; Milli Mücadele’nin hedef ve ilkeleri tespit edildi. Milli gücün teşkilatlanmasını sağlayacak kararlar alındı ve kamuoyuna duyuruldu. Bu kararları yürütmek üzere, 9 kişilik bir “Heyet-i Temsiliye” seçildi. Başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa seçildi. Heyet bir yandan Sivas Kongresi’nin hazırlıklarını yaparken, bir yandan da Kuva-yi Milliye hareketine destek oldu.
Heyet-i Temsiliye, 29 Ağustos 1919’da Sivas Kongresi’ne katılmak üzere Erzurum’dan ayrıldı. Erzincan boğazını Dersimli eşkiyaların tuttuğunun bildirilmesine rağmen Mustafa Kemal Paşa’nın aldırdığı önlemler sayesinde heyet, 2 Eylül 1919’da Sivas’a geldi.
Sivas’ta beklenen delegeler henüz gelmediğinden, kongre 4 Eylül’de açıldı. Kongrenin amacı, tüm ülkenin birlik ve beraberliğini sağlamaktı. Kongrenin ilk günü bazı delegelerin muhalefetine rağmen Mustafa Kemal Paşa, başkanlığa seçildi. 11 Eylül’e dek süren Sivas Kongresi’nde, Erzurum Kongresi tüzüğü ve alınan kararlar, bazı değişiklikler yapılarak kabul edildi.(2) Erzurum’da seçilen Heyet-i Temsiliye aynen korunmuş, Heyet-i Temsiliye’ye altı kişi daha seçilerek üye sayısı on altıya çıkarılmış ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Heyet-i Temsiliyesi haline gelmiştir. Milli Mücadele’nin beyni olan bu heyet, TBMM açılıncaya kadar hükümet gibi çalışmıştır.(3)
Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi sonunda İstanbul hükümeti ile temas kurmaya çalıştı. Yeni seçilen Sadrazam Ali Rıza Paşa ile anlaşarak, Amasya’da 20-22 Ekim 1919’da toplantı yapıldı. Amasya Mülakatı sonunda alınan karara göre İstanbul Hükümeti, Sivas Kongresi’nde alınan kararları kabul edecekti. Ülkenin bölünmezliği, Meclis-i Mebusan’ın toplanması, Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerin işgaline izin verilmemesi gibi hususlarda İstanbul Hükümeti, elinden geleni yapacaktı. İstanbul Hükümeti’nin bir temsilcisinin Amasya’ya giderek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesi, Heyet-i Temsiliye ve milli teşkilatın artık hukuksal olarak Osmanlı Devletince tanındığı anlamına gelmekteydi.
Amasya Protokolü gereği, Meclis-i Mebusan, İstanbul dışında toplanacaktı. İstanbul Hükümeti’nin buna uymaması nedeniyle, Mustafa Kemal Paşa Meclis-i Mebusan’ın toplanacağı yer konusunda kendi başına karar vererek, bu kararı millet ve milletvekillerine uygulatmanın tehlikeli olacağını düşünmüş, vereceği kararın uygulanmasını sağlamak için, ordunun görüşünü almak istemişti. Bu nedenle bazı kolordu komutanlarını Sivas’a, toplantıya davet etti. 16-28 Kasım 1919’da yapılan Komutanlar Toplantısı’na, Heyet-i Temsiliye üyeleri ve birçok kolordu komutanı katıldı. Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanıp toplanmaması sorunu tartışıldı ve İstanbul’da toplanmasına karar verildi.(4) Bu toplantıda, Anadolu’da seçilen mebusların İstanbul’a gitmeden bir araya gelmeleri ve nerede toplanacakları da görüşüldü. Heyet-i Temsiliye’nin, Eskişehir yakınlarına taşınması öngörüldü.(5) Görüşmelerde Ali Fuat Paşa, Eskişehir ve Seyitgazi üzerinde durmuş fakat sonunda buluşma yerinin Ankara olması kabul edilmişti. Bu kararın alınmasında, Ankara’da milli teşkilatın çok kuvvetli ve esas savaş alanı olan Batı Anadolu’ya yakın olması, İstanbul’a trenle bağlı olması da önemli rol oynamıştı.(6)
Bu yolculuğun bir süre gizli tutulmasını isteyen Mustafa Kemal Paşa, güzergahın Kayseri ve Kırşehir üzerinden yapılacağını Fahrettin (Altay) Paşa’ya gönderdiği mektupta açıklamıştı.(7) Mustafa Kemal Paşa karargah olarak Ankara’yı seçmişti.(8) Bizim tespitlerimize göre, Ankara’nın merkez olması, Erzurum Kongresi’nin toplandığı günlerde kararlaştırılmış ve bu durum 4 Ağustos 1919’da Mustafa Kemal Paşa tarafından, Ali Fuat Paşa’ya bildirilmişti.(9) Ankara 20. Kolordu merkezi olmanın dışında, İstanbul’a demiryolu ile bağlıydı ve savaş alanlarına kolayca ulaşılabilirdi. Hükümet yanlısı Vali Muhittin Paşa, işbaşından uzaklaştırılmıştı.
Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi’ni yayımladığı sırada, İzmir’in Yunanlılarca işgalini protesto eden Ankara halkı, çağrıya derhal uyarak, mitingler hazırlamıştı. Yurt savunmasına katılmak için özellikle 1919 Eylül’ünden sonra Müdafaa-i Hukuk-i Milliye merkezi kurulmuş, kazalarda da kurulan aynı addaki örgütler, düzenli bir eylem sağlanabilmesi için merkeze bağlanmıştı.(10)
Kazım Karabekir Paşa, Doğu’nun tek başına kalmasından, yine karışıklığa düşmesinden korkuyor ve Heyet-i Temsiliye’nin, değil Ankara’ya gitmek, Sivas’ın batısına bile geçmesini istemiyordu.(11)
Seçimler yapılıp Meclis’in açılmasının zamanı geldiğinde, Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye’nin Sivas’tan Ankara’ya hareketini 16 Aralık 1919’da ilgililere bildirmişti.(12) Sivas’tan ayrılmak için yol hazırlıklarına başlanıldığında, para ve benzin sorunları ile karşılaşmıştı. Kurulun kasasında ancak birkaç lira bulunduğu görülmüştü. Heyet-i Temsiliye ağırlığı 13 Aralık 1919’da bir subay komutasında yola çıkarıldı.(13) Heyet-i Temsiliye de 18 Aralık 1919’da üç araba ile sabah 09:00’da yola çıktı. Heyet-i Temsiliye üyeleri ve kafile toplam 19 kişiden oluşuyordu.(14)
Kafile, Kayseri, Kırşehir, Mucur ve Kaman yoluyla 27 Aralık 1919’da Ankara’ya ulaştı. Ankaralılar onları sevgiyle karşıladılar. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, şehrin ileri gelenleriyle görüştü ve milli teşkilatın kuvvetlenmesi için gerekli tedbirleri aldı.(15) Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye üyeleri, kendilerine tahsis edilen, Kalaba’daki Ziraat Mektebi’ne yerleşti. Yayımlanan bir bildiri ile de Heyet-i Temsiliye’nin geçici merkezinin Ankara olduğu duyuruldu.(16) Mazhar Müfit’e göre; “Şimdilik Heyet-i Temsiliye merkezi Ankara’dır, diyorduk; halbuki biz çok evvel yani Sivas’ta Ankara’ya gitmeyi ve Ankara’nın daimi merkez olmasını kararlaştırmıştık. Fakat bu keyfiyeti, yani merkez-i hükümet olmasını mahrem tutuyorduk” diyordu.(17) Ankara’nın merkez olarak seçilmesinin doğru bir karar olduğunu, Kurtuluş Savaşı’nın gelişimi göstermiştir. Özellikle Sakarya Meydan Muharebeleri, yer seçiminin başarısını kanıtlamıştır.(18)
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, olayların olumsuz yönde gelişmesine karşın, Ankara’da özledikleri toplumsal dayanışmayı bulmuşlardı. Bu nedenle Ankara, Heyet-i Temsiliye’nin geçici merkezi olmaktan, Türkiye’nin başkenti durumuna yükselecektir.
Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele hareketini başlattığında, komuta ettiği askeri birliklerin işgal bölgesinden daha içerilere çekilmesini istemiş, “Daha o günlerden itibaren, nüfuz ve iradesinin taalluk ettiği yerlerde, milleti intihabata davet ve sırası geldiği zaman silaha sarılmak suretiyle hakkını ve yurdunu bizzat kurtarması için askeri teşkilatı vasıtasıyla emirler vermişti. Mustafa Kemal ordularının hazır vaziyetine rücu esnasında, Milli Harekete mihrak teşkil edecek olan Ankara ve civarında bu kıtaların naklolunmasını düşünmüştü.”(19)
Ankara, 27 Aralık 1919’dan başlayarak Türk ulusal hareketinin yönlendirildiği merkez olmuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni devlet orada kurulmuştu. Bu yönüyle, yeni devletin gerçekte başkenti olmuştu.
Ankara’yı başkent yapan faktörlerin başında, Ankara’nın jeopolitik, stratejik ve coğrafi konumu gelir. Ankara halkının Heyet-i Temsiliye’ye gösterdiği sıcak ilgi ve Milli Mücadele’ye verdiği destek, Ankara’da oluşan Kuva-yı Milliye ruhu, İstanbul’un siyasal ve toplumsal çevresine karşı duyulan güvensizlik de Ankara’nın başkent olmasında önemli etkenlerdendir.(20)
Ankara’nın başkent olma süreci TBMM’de oluşturulan bir komisyonun çalışmalarıyla başlamıştır. TBMM’nin yayımladığı 28 Kasım 1920 tarihli kararnamede(21), başkent olacak yerin özellikleri belirtilmişti. Buna göre:
- Başkent olarak düşünülen yerin seyrüsefer bir şehir ile bağlı olması.
- Mülkün dört tarafına demiryollarıyla bağlılık imkanı bulunması.
- Elektrik üretebilecek tabii veya suni şelalelere yakın olması.
- Mümkün olduğu kadar kömür madeni civarında olması.
- Ormanlık bir sahaya yakın bulunması.
- Genel ihtiyacı karşılayacak sulara sahip bulunması veya suların naklinin mümkün bulunması.
- Bölgenin su ve havası.
- Büyük bir şehir kurulabilecek araziye sahip olması.
- Bina için inşa malzemesinin temininin mümkün olması.
- Ve medeni bir şehir için, bunlardan başka lüzumlu göreceği hususların lüzum ve vücuduna dikkat etmesine ve bu koşulları, tamamı mevcut olmadığı halde, koşulların ekseriyetine sahip bir yerin seçilmesi, koşulları ortaya konmuş ve 1921 kışında düşünülen başkente hükümetin nakledilmesine karar verilmişti.
Meclis tarafından oluşturulan hükümet merkezi yerinin tayini için teşkil olunan komisyona, İktisat Bakanlığından Orman ve Maadin Genel Müdürü Tahsin Bey(22), Sıhhiye Bakanlığından Doktor Nazmi Bey, Savunma Bakanlığından Erkanı Harbiye Kaymakamı Hulusi Bey memur edilmişlerdi.(23) Genelkurmay Başkanlığı, hükümet merkezi seçilecek yerin Kalecik-Sungurlu-Alaca-Akdağ Madeni-Şarkışla hattı ile bu hattın güneyindeki Kızılırmak kavsi arasındaki sahada seçilmesinin milli hudut ve merkezi savunma noktasından uygun olacağını belirtmişti.(24)
Mustafa Kemal 1921’de yakınlarına Ankara’nın geleceğinden bahsetmiş, o yıl kendisini ziyaret eden Le Temps Gazetesi yazarı Mme. Gaulis’e “Siyasi başkentimiz Anadolu’nun ortasında kalacaktır. Batının ve doğunun temsilcileri bizimle bu başkentte temas edeceklerdir. Bu başkentte her türlü diplomatik meseleler görüşülecektir. Bu başkentte memleketin iç ve dış politikası idare edilecektir. Bu başkentte milletin sinesinden doğan hükümet çalışacaktır”(25) demiş ve özel olarak, bu Anadolu kentinin Ankara olduğunu eklemişti. Ancak Mustafa Kemal bu düşüncesini açıklamayı, ulusal hükümetin İstanbul üzerindeki iddialarını zayıflatacağı endişesiyle, son derece sakıncalı görmüştü.
Mustafa Kemal, başkent sorununu halletmek için Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra Lozan Antlaşması’nın imzalanmasını ve İstanbul’un İtilaf Devletlerinden kurtarılmasını beklemişti. Başkent konusunda kamuoyunun da hazırlanmasına önem vermişti. 1923 yılı Ocak ayında İzmit’te İstanbul gazeteleri başyazarlarıyla yaptığı görüşmede başkent sorununu da tartışma konusu yaptı. İstanbul’un işgal altında olmasına dikkat çekerek, askeri açıdan sakıncalarını belirtti. Başkent olacak kentler arasında İzmir, Bursa, Eskişehir ve Ankara üzerinde durdu. Bu kentler arasında Ankara’nın başkent olabileceğini, iklim koşulları, Anadolu ile batının büyük merkezlerine demiryolu bağlantısı olduğunu, Kurtuluş Savaşı boyunca da fiili bir başkent görevi yaptığını ve bu görevi sürdürmesinin doğal ve haklı sayılabileceğini söyledi. Sırası geldiğinde bu hususun resmen açıklanacağı kanısında olduğunu belirtti.(26)
Lozan Antlaşması’nın 24 Temmuz 1923’te imzalanmasından sonra hükümet merkezi sorunu ele alındı. 9 Ekim 1923’te Malatya Mebusu İsmet Paşa ve 13 arkadaşı, TBMM’ne bir kanun teklifi sunarak Ankara’nın başkent olmasını önermişler, önerge sahipleri gerekçelerinde; Lozan tahliye protokolünden sonra işgal altında toprak kalmadığını, ülkenin bütünlüğünün sağlandığını, Türkiye’nin idare merkezinin seçimi sırası geldiğini, Lozan’da kabul edilen hükümler (boğazlarla ilgili) nedeniyle, ülkenin kuvvet kaynağını ve gelişmesini Anadolu’nun merkezinde, coğrafya ve stratejinin, iç ve dış güvenliğin gereklerini aramak zorunda olduklarını, ülkenin idare merkezi konusunda iç ve dış tereddütlere son vermek gerektiğini, bu merkezin Anadolu’da ve Ankara’da olmasının gerekli olduğunu belirtmişlerdi.(27)
Kanun önergesi 10 Ekim’de Anayasa komisyonuna sevk edildi. Tasarı, TBMM Genel Kurulunda görüşüldü. Görüşmelerde Gümüşhane Mebusu Zeki Bey, aleyhte görüş bildirdi. Ancak Celal Nuri ve Besim Atalay Beyler hararetle Ankara’nın başkent olmasını savundular ve Genel Kurul’dan da büyük destek gördüler.(28) Sonunda tasarı, bir karşıt oyla TBMM’nin 27 numaralı kararı olarak 13 Ekim 1923’te onaylandı. (29) Böylece Ankara “Devletin makkarı idaresi, Ankara şehridir” cümlesiyle fiilen olduğu gibi, yasal olarak da başkent haline geldi.
Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 33-34, Mayıs-Kasım 2004, s. 15-22
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, C.1, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 10 vd.
- Tayyib Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, C. II, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1965, s.9 vd.
- Bekir Sıtkı Baykal, Heyet-i Temsiliye Kararları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1975, s.IX-X.
- Bkz, Uluğ İldemir (Haz.,) Heyet-i Temsiliye Tutanakları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1975, 11-15
- Uluğ İldemir (Haz.,) Heyet-i Temsiliye Tutanakları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1975, s. 11
- Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C. II, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1968, s. 444 vd.
- Taylan Sorgun, İmparatorluktan Cumhuriyete (Fahrettin Altay Paşa Anlatıyor), İstanbul, Kamer yayınları, 1998, s. 199-200
- Musrafa Kemal Paşa, Ankara’nın merkez olarak seçilmesini şöyle açıklıyor; “Vaziyet-i umumiyeyi idare ve sevk mesuliyetini deruhte edenler, en mühim hedefe en yakın tehlike, mümkün olduğu kadar yakın bulunur. Yeter ki yakınlık vaziyet-i umumiyeti nazardan mehcur bırakacak derecede olmasın. Ankara bu şeraiti cam’i nokta idi. Her halde cephelerle iştigal edeceğiz diye Balıkesir’e, Nazilli’ye veyahut Karahisar’a gitmiyorduk. Fakat cephelere ve İstanbul’a şimendiferlerle merbut ve vaziyet-i umumiyeyi idare nokta-i nazarından Sivas’tan asla farkı olmayan Ankara’ya gelecektik.” Bkz., Nutuk, C.I., s. 335.
- Musrafa Kemal Paşa, “Garbi Anadolu için en büyük merkez ve merciin Ankara olması muvafıktır” diyordu. Bkz, ATASE, (Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi), A.Ö.A. (Atatürk Özel Arşivi), K1. 4-1, Ds. 335/2, Fh. 35/3.
- Seçil Akgün, “Ankara’nın Başkent Oluşu”, IX. Türk Tarih Kongresi, III. Cilt, T.T.K., Ankara, 1989, s. 2070.
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, C.I, İstanbul, 1973, s.406.; Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, İstanbul, 1969, s.318.
- ATASE, TİH, (Türk İstiklal Harbi Arşivi), K1.310, Ds. 44, Fh. 48.
- ATASE, A.Ö.A., K1. 15, Ds. 335/34, Fh. 4-14.
- Heyetin ayrıntılı listesi için bkz., ATASE, A.Ö.A., K1. 15, Ds. 335/34, Fh. 4-6.
- Ömer Çelebi, Atatürk Kayseri’de, Ankara, 1973, s. 52 vd.
- Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, C.I., s.405.; Mazhar Müfit Kansu, a.g.e., C.II, s.500.
- Mazhar Müfit Kansu, a.g.e., C.II, s.500.
- Bilal Şimşir, Ankara Ankara, İstanbul, 1994, s. 147-148.
- Ali Fuat Cebesoy, “Büyük Önderi Karşılarken”, Ulus, 29.12.1937.
- Güven Dinçer, “Ankara’nın Başkent Oluşunun Anlamı” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, S.37 (Mart 1997), s.229.
- Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), Fon, 030.18.1.1, Dosya, 21, Belge, 15.
- B.C.A., Fon, 030.18.1.1, Dosya, 21, Belge, 15, Ek: 1.
- B.C.A., Fon, 030.18.1.1, Dosya, 21, Belge, 15, Ek: 2.
- B.C.A., Fon, 030.18.1.1, Dosya, 21, Belge, 15, Ek: 3.
- Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, s.40; Seçil Akgün, a.g.m., s.2076.
- İsmail Arar, Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı, s.31-33., Seçil Akgün, a.g.m., s.2078.
- İsmet İnönü, a.g.e., C.II, s.314 (Ek.5)
- Güven Dinçer, a.g.m., s. 228.
- Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti 1923, Ankara, 1971, s. 302
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Etkinlik Önerisi
Ankara ve yakın illerdeki bir okulda iseniz ya da Türkiye’nin herhangi bir ilinde, olanakları elveren bir okulda görev yapıyorsanız, öğrencilerinizi mutlaka bir Ankara gezisine götürünüz. Birkaç günlük planlayacağınız bu gezide öğrencilerinizle; Ulus’ta Birinci Meclis binasındaki Kurtuluş Savaşı Müzesini, yine Ulus’ta, İkinci Meclis Binasındaki Cumhuriyet Müzesini, Ankara Kalesini, Anadolu Medeniyetleri Müzesini, Devlet Resim Heykel Müzesini, Etnografya Müzesini, Çengelhan Rahmi Koç Müzesini, Atatürk Orman Çiftliğindeki Atatürk Evini, Pembe Köşkü, TBMM binasını ve elbette Anıtkabir’i ziyaret ediniz.
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Kitap Önerisi
“Belki millî mücadele yıllarının bıraktığı bir tesirdir, belki doğrudan doğruya çelik zırhlarını giymiş ortada dolaşan bir eski zaman silâhşoruna benzeyen kalesinin bir telkinidir; Ankara bana daima dâsitanî ve muharip göründü...” diye başlayan, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı eseri.
Türk edebiyatının en büyük isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar; Taş Mektep’te edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Tarihi, bir anlamda Ankara’nın da tarihi olan Taş Mektep, 1886’da Ankara Mekteb-i İdadisî idi, 1908’de Ankara Sultanîsi. Cumhuriyet’ten sonra Ankara Erkek Lisesi oldu. 1940’tan bugüne ise Sıhhıye’deki binasında Ankara Atatürk Lisesi…
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Müzik Önerisi
Milli Mücadelenin ilk günlerinde, halk arasında yaygın bir seferberlik türküsü vardı:
Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Biz düşmanı esir ettik
Şu feleğin işine bak
Pek şanlıyız.
Ankara’nın taştır yolu
Her tarafı asker dolu
Artık yetiş Kemal Paşa
Kan ağlıyor Anadolu
Pek şanlıyız...
http://video.google.com/videoplay?docid=4724617597856914851#
ANKARA MARŞI
Ankara, Ankara güzel Ankara,
Seni görmek ister her bahtı kara.
Senden yardım umar her düşen dara
Yetersin onlara güzel Ankara.
Burcuna göz diken dik başlar insin,
Türk gücü orada her zoru yensin,
Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin,
Var olsun toprağın, taşın Ankara.
Söz: Aka Gündüz, Beste: Halil Bediî Yönetken
Ankara'nın Başkent Oluşu ile İlgili Video Önerisi
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Ankara Tanıtım Filmi.
Ne Dediler... Ne Yazdılar...
Ankara’nın ve Ankaralıların benim gönlümde müstesna bir yeri vardır.
Mustafa Kemal Atatürk
(...)Ankara’nın kısa ve uzun, uzak ve yakın iki tarihi var. İkisi arasını kesen hat, Mustafa Kemal’in Ankara’ya 1919’daki ilk ve meşhur girişidir. Kısa ve yakın tarihin sayfaları yazılmakta devam ediyor. Bu dava, Ankara’yı eski Ankara, Yeni Ankara veya Ülkü Ankara diye ayırıyor. Bu ayırt ve değişiklik, ölen bir devirle, doğan bir devrin arasındaki farktır.(...)
Ahmet Muhip Dıranas
(...)Ankara, Milli Mücadelenin idare merkezi, devrimlerin çıkış noktasıdır. Ankara, yeni uyanış devrimizin beşiğidir. Ankara, Birinci Büyük Milet Meclisi’nin kurulduğu yerdir. Yani devletin tanyeridir. Ankara, bin bir milli hatıranın başında Çankayası ve göğsünde Anıtkabri olan kutsal bir diyardır. Milli hayatımızın her safhası orada doğdu, oradan doğacaktır. İleride de herhangi siyasi teşebbüsün çıkış noktası ve geliş hedefi, bu sebeplerle, Ankara olacaktır.
Hasan Âli Yücel
(...)Beni, kanayabilen kıldığı için de hâlâ seviyorum Ankara’yı.
Adalet Ağaoğlu
(...)Atatürk’ün yalnızca bir devrim ve ulusal kurtuluş ustası olmadığı, aynı zamanda şehircilik uzmanı gibi, büyük bir insan olduğunu görüyoruz. 100 bin kişilik bir Ankara’da düşünülen, ayrılan yeşil sahalara bakın, 3 milyonluk Ankara’da yeşil alanlara bakın...(...)
Uğur Mumcu
Osmanlı Devleti’nin küllerinden böyle bir Cumhuriyet ortaya çıkıyorsa, bu çıkışta mekan olarak Ankara’nın rolü fevkalade büyüktür. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin gururudur. Hem kurtuluşa hem Cumhuriyete hem de büyük Atatürk’e ev sahipliği yapmıştır.
Süleyman Demirel
Yukarıda önerdiğimiz içeriğin tümünü bilgisayarınıza indirmek ve çıktısını almak için tıklayınız.
- www.vitaminogretmen.com
- Gizlilik ve Güvenlik
- Sebit Hakkında
- Web Siteniz mi Var?
- Yardım & İletişim
- Basın Odası
- Milli Eğitim Bakanlığı
- Türk Telekom
- Sebit
- Bu hizmet Türk Telekom tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktadır.
- Öğretmen Destek Hattı 0555 555 24 11