Vitamin Öğretmen Portalı

Portalı aktif kullanabilmek için giriş yapmalısınız.

12-18 Aralık Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası

Tüketim, yaşadığımız yüzyılın en etkin dinamiklerinden biri. Harcama eylemi aslında ilkel toplumlardan beri insanoğlunun varoluşu ile paralel ilerliyor. Temel ihtiyaçlarımız olan barınma ve beslenme için bile bir şeyleri tüketerek varlığımızı sürdürmek durumundayız. Toplumlar geliştikçe farklı süreçlerden geçildi. Bugün yirmi birinci yüzyıldayız ve insanların ihtiyaçlarından fazlasını tükettiği, buna yönlendirildiği bir dünya düzeni içerisinde sürdürüyoruz yaşamımızı.

Bir hafta boyunca para harcayarak satın aldığınız ürünlerin ve hizmetlerin bir listesini tutun. Bir hafta sonunda ise tüm bu harcamaların ne kadarını mutlak gereklilik yüzünden, ne kadarını ise keyfi olarak yaptığınızı bir değerlendirin. Mutlaka aralarında, para harcadığınız ürün ya da hizmeti satın almamış olsanız hiç de bir şey kaybetmeyeceğiniz harcamalar vardır.

Reklam endüstrisi, toplumları tüketime yönlendiren en etkili itici güçlerden biri olarak her gün binlerce farklı mesaj yayıyor, bizler de bunların birçoğunu bilinç düzeyinde alıyoruz çünkü reklamlar mantığımızdan çok duygularımıza sesleniyor. Bir kısmı ise bilinçaltımızda yer ediyor, biz bunun farkına bile varmıyoruz ve en ufak bir dürtü ile aklımızda bile olmayan bir ürüne yönelerek harcama yapabiliyoruz. İhtiyacımızdan daha fazlasına sahip olma anlayışının hakim olduğu bir çağda ve tüketim toplumunda yaşamamızın normal sonuçları bunlar…

Öğrenci harçlıklarından tutun, aile bütçesine kadar gelirlerimizin aşağı yukarı belirli olduğu durumlar, gelir ve giderin yani kazancın ve harcamaların dengelenmesini gerektirir. Aslında son derece basit; kazandığımızdan çok harcamak, paranın bitmesine, paranın bitmesi ise borçlanmaya kadar giden bir süreçtir. Bu sıkıntıları yaşamamak için bütçemiz çapında hareket etmemiz gerekir. Paramızı dikkatli ve gerçekten gerekli yerlere harcayarak bir kısmını biriktirmek yani ekonomik davranmak da mümkündür. İşte bu bilinçli harcama, insanları tutumlu olmaya, israftan kaçınmaya götürür.

Harcama ve tüketim kavramları aklımıza hemen ardından para kavramını getiriyor. Oysa, yaşadığımız dünyanın su gibi doğal kaynaklarını, pek çok alanda ihtiyacımız olan enerjiyi kontrollü tüketmek, zamanımızı boşa harcamadan verimli geçmesini sağlamak gibi tutumlu olmamız gereken farklı alanları da göz ardı etmemeliyiz.

Tüm bunları daha büyük ölçekte düşünecek olursak, ülkelerin gelir ve gider dengelerini korumasının, gelir kaynaklarını doğru yatırımlarda kullanmasının, dışa bağımlılıklarını azalttığı sonucuna ulaşmamız güç olmaz.

İzmir İktisat Kongresi

Kurtuluş Savaşı, milletimizin her şeyini feda etmesiyle kazanılmıştı. Zafer aynı zamanda büyük bir yoksullukla gelmişti. Ülkemiz için yeni bir yapılanma ve ekonominin güçlendirilmesi çalışmaları zorunluluktu. Bir ulusal ekonomi politikası yaratılmalı ve düzenli gelir kaynakları sağlanmalıydı.

Mustafa Kemal, ekonomide izlenecek bu politikanın belirlenmesi amacıyla düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’nin (17 Şubat-4 Mart 1923) açılışında, “Tam bağımsızlık için şu ilke var: Ulusal egemenlik, ekonomideki egemenlikle güçlendirilmelidir!” demiştir.

Bu kongrede alınan kararlar gereğince, sanayi özendirilecek ve milli bankalar kurulacaktır; küçük işletmeler, büyük işletmelere ve fabrikalara dönüştürülecektir; kaynakları yurdumuzda bulunan hammaddelere dayalı sanayileşilecektir. Kongrenin en önemli sonucu ise ekonomik bağımsızlığın sağlanması kararı olan Misak-ı İktisadi’dir.

Cumhuriyetin ilanı ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk Başbakanı olan İsmet İnönü de Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresi’nde açıkladığı görüşlerini paylaşıyor ve destekliyordu. Artık ulusal ekonomi iyiden iyiye şekillenmişti.

Buna göre; yerli kaynaklara dayalı, dışarı borçlanmamaya odaklı, özel girişimciliğe yönelik ve yabancı sermayeye belirli koşullar dahilinde açık olan bir ekonomi politikası güdülüyordu. Tarıma ve tarımsal sanayiye önem veriliyor, bütçelerin dengesine özen gösteriliyor, en önemlisi de Türk parasının değeri korunuyordu.

İthal mallar kullanmamız, mallarını satın aldığımız ülkelerin üretiminin, verimliliğinin ve kârının artması demek olurken, diğer yandan kendi üreticilerimizin güçsüzleşmesi, işyerlerinin kapanıp, işsizliğin artması anlamına gelir. Tasarrufa dikkat ederek, öz kaynaklarımızla üretilen yerli mallarını kullanmak ise dış borçlanmanın artmasına, paramızın yabancı ülkelere akmasına engel olacaktır.

İsmet İnönü’nün, “Ekonomi mücadelesinde her ne olursa olsun galip gelmek gerekir” diyerek 12 Aralık 1929 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmanın tarihi, 1946 yılından itibaren “Yerli Malı Haftası”nın başlangıç tarihi kabul edilmektedir. Bu haftanın adı 1983 yılında “Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası” olarak değiştirilmiştir.

12-18 Aralık tarihlerini kapsayan bu hafta boyunca okullarımızda; tutumlu olmanın, birikim yapmanın ve birikimlerimizi iyi değerlendirmenin, yerli malları kullanmaya öncelik verip özen göstermenin önemi anlatılmalıdır.

Vitamin Öğretmen



TUTUM, YATIRIM VE TÜRK MALLARI HAFTASI İLE İLGİLİ EĞİTSEL SINIF ETKİNLİĞİ ÖNERİLERİ

  1. Küçük sınıflarda yaratıcı elişi çalışması olarak öğrencilerinize kumbara yaptırabilirsiniz. Onları, tamamen hayal güçlerine bırakarak yapmalarını istediğiniz bu kumbaraları evlerinde kullanmaya, gereksiz harcamalarından vazgeçerek artırdıkları paraları biriktirmeye yönlendirebilirsiniz.
  2. Büyük sınıflar da dahil olmak üzere tüm okul öğrencilerinin ve ailelerinin katkıları ile okulda bir kermes düzenleyebilirsiniz. Kendi üretimleri herhangi bir objeyi ya da ailelerinin yardımıyla hazırlayacakları yiyecekleri, okulunuzda oluşturacağınız standlarda sembolik fiyatlara satmalarını sağlayabilirsiniz. Kermes sonunda herkes kazancını birleştirir ve örneğin okul kitaplığına yeni kitaplar alınabilir. Kermes saatleri, çeşitli oyunlar, piyesler, sanat ve spor etkinlikleri ile küçük bir festival ortamına da dönüştürülebilir.


TUTUM, YATIRIM VE TÜRK MALLARI HAFTASI İLE İLGİLİ OKUMA ÖNERİSİ

Alışveriş Merkezleri Mutluluk Satar mı?

Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak! Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırması, "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" ile ilgili. Ortaya çıkmış ki, bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına. Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'mal edinme'nin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.

Yüz eşyayla yaşamaya davet

Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor. Hikaye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar. Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani, para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles'lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp Happy (Mutlu) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor. New York Times gazetesinin haberine göre San Francisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

Sanki alışveriş için yaşıyoruz

Bittabi, herkes gider Mersin'e, biz... Şu anda ülkede tam bir AVM patlaması yaşanıyor. Buluşmalar, sosyalleşmeler, hafta sonu aile gezmeleri, her tür eğlence hep alışveriş merkezleri etrafında dolanıyor. İndirim dükkanlarının kapısındaki kuyruk ve izdihamlar da cabası. Geçen gün haberlerde, yastıkların 1 TL'ye satıldığı bir indirim dükkanında birbirini ezen kalabalığın arasından bir ev kadını, bağırarak kameralara anlatıyor: "Ben altı tane kapabildim, iki oğlum var, onlar da ikişer tane aldı, keşke 10 tane daha taşıyabilseydik!" Muhtemelen dört kişi olan bu ailenin 20 adet yastıkla ne yapacağı ise meçhul! Türkler artık mümkün olduğu kadar çok malı, mümkün olduğu kadar çabuk alıp, evlerine götürmek için yaşıyor! Alışverişe niyeti olmayan bile vitrin bakıp hayal kuruyor. Konsere gidip keman çalmayı, müzeye gidip ressam olmayı hayal eden pek az. Hayat amaçlarımız genelde "bazı ürünleri edinmek" üzerine kurulu. 70'li yıllarda bir siyah beyaz televizyon, bir adet buzdolabı, merdaneli çamaşır makinesi ve salonda üzeri tığ işi örtülü sabit hat telefonu olan her aile kendini son derece zengin ve konforlu hissederdi. Sonra işler yavaş yavaş değişti. Artık cep telefonu bu yılın modeli olmayan vatandaşın devlete isyan edesi var. Almaya doyup 'hayatı sadeleştirme' aşamasına ne zaman geliriz, o meçhul.


Gülse Birsel'in 15 Ağustos 2010 tarihli Sabah gazetesi yazısı…
http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/birsel/2010/08/15/alisveris_merkezleri_mutluluk_satar_mi




TUTUM, YATIRIM VE TÜRK MALLARI HAFTASI İLE İLGİLİ FİLM ÖNERİSİ

Devrim Arabaları (2008)
Yönetmen: Tolga Örnek

16 Haziran 1961. Devlet Başkanı Cemal Gürsel tümüyle yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder ve görevin TCDD işletmesine verildiği bildirilir. O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri "Türk insanının makus talihine karşı bir meydan okuma" olarak algılar. En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları'nın Eskişehir'deki Cer Atölyesi seçilir.

Zaman müthiş dardır. Ekibin Cumhuriyet Bayramı' na kadar yalnızca 130 günü vardır. Türkiye'nin ilk yerli otomobili olacak eserin adı da konmuştur: "Devrim."

"Devrim Arabaları" azmin ve birbirine inanan insanların neleri başarabileceğini gösteren, bu topraklarda yaşanmış bir başarı öyküsüdür… Hikaye, bu aracı üretme görevini üstlenmiş 23 mühendisin kariyerlerini ve aile hayatlarını riske atarak girdikleri bu üretim macerasında zamanla, yoklukla, politikayla, karşılarına çıkan sayısız engelle mücadelelerini anlatır. Aslında anlatılan bir inanç ve azim öyküsüdür. Filmde bir mühendislik başarısının, siyasi olaylarla baştan sona nasıl yok edilmeye çalışıldığı gözler önüne seriliyor. Türkiye'nin dışarıya bağımlılığını azaltacak bir proje olarak görülen bu olaya karşı ABD'den gelen yardım komiserlerinden, projeyi halkın gözünde küçük düşürmeye çalışan 'medya'ya kadar birçok olgu başarıyla incelenmiş.

"Devrim Arabaları" Türk mühendisinin ve işçisinin, 20 sene öncesine kadar toplu iğne dahi üretemeyen bir ülkede kalkıştıkları bu meydan okumayı, bugün her şeye kolayca sahip olan nesillere, idealist zihniyeti ve zaferi de aktararak yaşattıkları bir birlik ve başarı öyküsüdür.



TUTUM, YATIRIM VE TÜRK MALLARI HAFTASI İLE İLGİLİ ŞİİR ÖNERİSİ

BİZİM YERLİ MALIMIZ

Elin kokusuz, yapma gülünden güzel gelir
Bana bizim bahçede boy atacak çalımız.

Yabancı tezgahlarda boy boy, kolay dokunan
Paspaslardan güzeldir el emeği halımız.

Yüz vermem yabancının çeşit çeşit rengine
Bayraklaşır gözümde beyazımız, alımız.

Ne Frenk elmasına, ne Arap hurmasına
Muhtaç etmez ki bizi meyve dolu dalımız.

Gerçekten daha gerçek, güzelden daha güzel,
Her karışı hazine bizim yurt masalımız.

Arıca birlik olup çalışmayı bildik mi
Petekleri doldurur mis kokulu balımız.

Keçe olsa, yabanın ipeğinden güzeldir
Bizim yerli malımız, bizim yerli malımız...

Behçet Kemal ÇAĞLAR



TUTUM, YATIRIM VE TÜRK MALLARI HAFTASI İLE İLGİLİ VİTAMİN UYGULAMALARI

7. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Sanayi İnkılabı
6. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Bir Yatırım Projesi: GAP
5. Sınıf Sosyal Bilgiler’de Ara: Ekonomik Faaliyetler ve Ülke Ekonomisi

Yukarıda önerdiğimiz içeriğin tümünü bilgisayarınıza indirmek ve çıktısını almak için tıklayınız.